Maarif Vekâletimize Maruzat 2
Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ziya Selçuk'un çalışmaları bağlamında öğretmenlere MEB üzerinden fikirlerini ulaştırmaları doğrultusunda bir imkânı sunmuş bulunuyor. Ortak akla önem vermek önemli, ortak vicdan ile bir çıkar yol aramak ilkesel olarak ciddidir. Lakin bütün bunların hayatın içinde sarfı nazar edilemeyen bazı çelişkilere kurban edilmemesine dikkat edilmesi şartıyla. Büyük düşünür Aliya İzzetbegoviç “Tatbikatta her sistem, istinat ettiği fikir ve bildirilere benzemekten ziyade, onun tatbikatçısı olan kişilere benzer. İnsanın özünün (ideolojisi veya siyasi tercihi değil) kendi ahlakı olduğunu kabul edersek, o zaman diyebiliriz ki bugünkü dünyaya şekil veren, yeni fikirlerle eski insanlardır. Doğu-Batı Arasında İslam, s. 197-198)” tespitlerini göz önüne almak gerektiğini naçizane düşünmekteyiz. Maruzat babındaki arzımız olan bu yazıda bazı hususları takdim diliyoruz.
Milli Eğitimimizin ülkemize fayda sağlar bireyler yetiştirmesi için ülkemizin mahut ontolojik ve epistemolojik düalizminden uzaklaştıracak bir üçüncü yol aklı ile tanzimi başlıca önemdedir. Zira bu olmadıkça tüm öneriler kutuplaşmış bir toplumun kavga alanı haline gelmiş bir MEB sisteminden başka bir durumu intaç etmeyecektir. Ya da sadece kitap yazımı vs maddi dönüşleri nedeniyle eğitimle ilgilenen bir kafayla mesele ele alınacaktır. Bu bakımdan kültürümüzün bize öğrettiği ilim ve din üzerinden mefhumunu bulan maddi ve manevi hayatın birbirine tercih edilmesi gereken değil diğerinin mütemmim cüzü olarak gören bir bakışın insan eğitimimize muhteva sağlaması gereklidir. Burada söz konusu edilen asla dinle bilimi birleştirelim diyen o kahve aklına dair bir görüş değildir. Sadece mahut kavgayı başka bir terkiple aşacak bir yeni bakış açısından bahsediyoruz. Bilimsiz medeniyet maneviyatsız kültür olamayacağından bir tercihten ziyade sentez aramamız gerekmektedir. İşte bu bakımdan hayat realitesinin arabuluculuğu ile bu gerçeği kendi ilke ve planlarına yansıtan bir eğitim sistemi toplumumuzdaki beklentileri bütüncül olarak kavrayabilecektir. Çağın gerçekleri ve milletin realiteleri birleşerek muasır olanla karşılaşmalıdır. Üçüncü yol illa vardır. Bu düalizmi aşmanın ilk yolu eğitimde “umumi iyilik” kavramının çerçevesinde birey terbiyesidir. Çıkarı değil ödevi benimseyen fertler kendisi için dilediklerinin umumi iyiliğin bir ilkesi haline getirmedikçe kutuplaşmış akıllar müstakil bir Türk Milleti mefhuma sahip olamayacağı gibi insanlık sahasına da anlamlı katkı yapamayacaktır. Somutlaştıracak olursak kültürümüzde namaz kılmanın iç şartı niyet ise dış şartı bizden bağımsız olarak evrende verili olarak var olan güneşin namaz vaktini tayinidir. Eğer bilimin konusu olan güneş ve zaman olmazsa namazın imkânı yok olur. Yaratılış dini bilimin emrine böylece vermiştir. Birbirlerine rağmen değil birlikte hayatı var ederler. Sosyal açıdan ise madde ile mana hayat içinde işte böylece yerleşmekte ve namaz Cumhurbaşkanı ile en basit insanı bir çerçevede mesuliyetiyle Allah kulu olmak noktasında eşitlemektedir. Hülasa uygarlık ve kültürden müşterek nasibi olmayanın ne dini ne de dünyası olamaz. Türkiye artık arasına sıkıştığı bu mahut kıskaçtan çıkmalıdır. Sayın Bakanımızın sözlerinden bu bakış açısını destekleyici ışıkları gördüğümüzden arz babında bu naçiz sözleri takdim ediyoruz.
Bu noktada düalizmi aşıp terkibe ulaşmak için madde ile mananın dünyasında bir yerde insan terbiyesi noktasında ana sınıfından üniversiteye kadar estetik duyuşu gelişmiş, sanat noktasında bakışı olan insanlar yetiştirmek gerekir. Bilim ile din arasındaki uzlaşma felsefesinin bunlara dair kuracağı müşterek noktada söz konusu olacaktır. İşte sanat burada hayat içinde ikiliği birlemek noktasında illamız olmalıdır. Tüm öğrenciler sanatın tarihi, felsefesi ve tatbikatı konusunda fikir sahibi olmalıdır. Hayatın katılaştıran tüm darbeleri sanatın insanlaştıran ve aşkınlaştıran çerçevesinde aşılabilir. Aliya “Hakiki ahlakı, şahsi menfaate aykırı hareket etmek, behemehâl şahsi menfaatten hareket etmek olarak tarif ediyoruz” derken estetik ilkemizin temelini gösterir. Bu yolla ruhtan karaktere geçen yolda sanat vazgeçilmez bir köprüdür. İşte şahsiyette burada teşekkül etmeye başlar. Kendi hususi dünyası ve değerini sanat yoluyla keşfedemeyen bireylere bir toplum ve millet olmak bilincinin verilmesi çok zordur. İlim kanunları keşfederken sanat bir düşünce yolu olarak insana kâinattaki ve içindeki düzeni başka yolda öğretir. İlim keşfederken sanat yaratır. Bu yolla Yaratıcının gölgesi olan insan varlığı kucaklayabilir. Madde, hayat ve şahsiyet bu yolla ilim, felsefe ve sanat üzerinden idrak edilebilir. Sanatın bir sonuç değil bir düşünce tarzı olduğunu unutmamak gerekir. Bir üslup ve kavrayış tarzıdır sanat. Bilim ve dinin açıkladığı dünyayı birlikte manalı kılmanın yöntemidir belki de? Aliya bu bakımdan varlığı bilim ve dinden ziyade sanatın açıklayabileceğini bunu da şiir, tiyatro ve dram gibi araçlarla yapabileceğini ifade eder.
Bu sebeple umumi iyilik, sanat ve şahsiyet meselesi üzerinden kendisini düşünen bir Milli Eğitim milli düşünen bireyleri terbiye edebilir. Maarif davamızın başlıca derdi bu ikiliği aşarak birliğe ulaşmak ve toplumun rıza gösterdiği bu yolda madde, hayat ve şahsiyet üzerinden bilim, felsefe ve sanat yoluyla kendisini bulabilir. Müteferrik hususları arz etmeye çalıştığımız bu maruzatımızda tüm ideal düşünceler ve binlerce sayfa mükemmel mevzuat ötesinde tatbikatçı kadrolar ne ise MEB ve millet o olacaktır.
Vesselam