Kuzey Afrika'da Osmanlı- Haçlı çekişmelerinin perde arkası ve Vadi us-Seyl Harbi (5)

-----

<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">1571 senesinde gerçekleşen İnebahtı Bozgunu sonrasında Osmanlılar’ın güçsüz kaldığını düşünen İspanyollar’ın Tunus’u işgal için nasıl bir plan hazırlayıp harekete geçtiğinden daha önce bahsetmiştik. Tunus’ta kısa suren İspanyol işgali Kılıç Ali Paşa'nın başarılı kuşatması sonucunda 1574 senesi Eylül ayında sonlandırılır. Bu kuşatma sırasında Abdülmelik ve kardeşi Ahmed de Cezayir beylerbeyinin yolladığı yaklaşık 40 gemilik gruba komuta ederler. Kuşatmalar devam ederken da bu iki kardeş bizzat cansiperane çarpışarak hem Berberi askerlere örnek olurlar hem de harp sanatının inceliklerini ögrenerek kendilerini yetiştirmek için bir okul vazifesi görür. Fetihten sonra ise zafer haberini İstanbul'a ulaştırmak ve uzun suredir İstanbul'da bulunan annelerini görmek için Abdülmelik ve Ahmed iki gemi ile yola çıkarlar. Yolda gemiler bir fırtınaya yakalanır ve birbirinden ayrı düşerler. Abdülmelik'in olduğu gemi diğerinden daha önce İstanbul'a varır. Varışta Abdülmelik kim olduklarını tanıtır ve Tunus’un zaptını müjdelerler. Fakat fethi müjdeleyen name Ahmed’in geldiği öteki gemide olduğundan bu haber şüphe ile karşılanır. Nihayetinde üç gün sonra diğer gemi de İstanbul'a vasıl olur ve name Sultan Murad’a takdim edilir.&nbsp; Sultan Murad bu haberden çok hoşnut olur ve zaferin kutlanmasını emreder. Zafer kutlamalarının sürdüğü hengamda Cezayir’den gelen bir ulak Mağrip tahtında oturan Abdullah el-Galib'in öldüğünü yerine ise oğlu Abdullah Muhammed’in geçtiğini haber verdi. Bu haber Abdülmelik ve annesini üzse de kendilerine düşmanlık eden kardeşinden kurtulduğu için de bir ferahlama imkânı sundu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Abdülmelik çok zeki ve kendini yeniliklere çabucak adapte eden biridir. Cezayir’deki ikameti sırasında burada mukim olan Türkler ve de yerel Hristiyanlarla dostluğunu geliştirmiş, Cezayir merkezli seferlerle de askeri kabiliyetlerini arttırma ve savaş sanatını da yakından öğrenme fırsatı bulmuştu. Kan ve barut kokusu cenk meydanlarında ciğerlerine kadar işlemiş, ağır kılıçlar ve diğer teçhizatlar ile yapılan talimler ile de bütün kasları tas gibi sert olmuştu. Her an savaşa hazır olmanın verdiği psikoloji ile de sinirleri çelik gibi kuvvetli hale gelmişti. Tüm bu meziyetleri kazanmakla kendini gelecek için hazırlıyor ve hakki olduğuna inandığı Mağrip tahtını geri almayı en büyük emeli olarak görüyordu. Bu arada Cezayir’in tanınan simalarından olup Murad Reis namı ile meşhur bir denizcinin kızı ile evlenmiş bu da kendisine Türkler arasında olan itimadın daha da artmasını sağlamıştı. Görünüşe göre Abdülmelik hem fiziksel olarak yetkin bir asker hem de diplomatik olarak da güçlü bir karakter olmayı kafasına koymuştu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Endülüs muhacirlerinden olan Ebu el-Fadl el –Gurri adında Cezayir’de ikamet etmekte olan bir alim uzun bir sureden beri devlet için çalışmaktaydı. Bir sebeple Abdülmelik'in yolu bu alim kişi ile kesişti. El-Gurri Mağrib’de yaşayan diğer Endülüs muhacirleri ile sıkı bağları olan biriydi. Zaman zaman ise Mağrib’den&nbsp; kendisine heyetler ya da mektuplar gelir ve orada olanlarla alakalı fikir teatisi yapma firsati da olurdu. Bir süre sonra el-Gurri bağlantılarını kullanarak Abdülmelik için Mağrib’den haberler getirmeye başladı. Bu olay Abdülmelik'in günü gününe ve sağlıklı haber alması için çok iyi bir fırsat olmuştu. <o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-06-03 at 16.01.07.jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-06-03 at 16.01.07.jpeg"></span><br></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Uzun zamandır bir yandan hem İngilizlerle Adriyatik’te harp edip hem de idaresi altında bulunan Hollanda’da olan ayaklanma hazırlıklarını önleme çabaları ile meşgul olan, hem de Tunus’un Osmanlı tarafından zaptı ile de mali buhrana düşme tehlikesi geçiren İspanya, Osmanlı ile olan husumeti bir yana bırakıp sulh etme taraftarı olmuştu. Kaptanıderya Kılıç Ali Paşa ise İspanyol tehlikesinin geçmediğini Afrika'nın kuzeyinden İspanyol ve Portekizlileri kovmadan buraya huzur gelmeyeceğini, bunu yaparken de Mağrib tahtına Osmanlı müttefiki birinin geçirilmesi gerektiğini defaatle divan toplantılarında dile getirmişti. Yine bir divan toplantısı sırasında İspanyollar’ın Trablus’a tabi Kartene ya da Kerkene adası önlerinde görülmeleri sonrasında Kılıç Ali Paşa'nın eli güçlenmiş, akabinde de hem bu olay yüzünden hem de Abdülmelik'in Mağrib tahtına geçirilmesi ricasına binaen Sultan III. Murad Han Mağrib üzerine sefer edilmesi emrini vermiş ve Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşa’yı da serdar tayin etmişti.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Abdülmelik divandan çıkan emrin yazılı olduğu ferman ile birlikte hiç vakit kaybetmeden İstanbul'dan ayrıldı. Fırtınalı denizleri bin bir zahmetle aşıp Cezayir’e ulaştı. Ferman Ramazan Paşa'ya takdim edildi. Paşa harp isinin görüşülmesi icin divan kurulması emrini verdi. Hararetli tartmaların akabinde askerlerin Cezayir'den verilip masraflarının Saadi şerifleri olan Abdülmelik ve Ahmed’den tahsil edilmesi karşılığında ordu hareket edecektir kararı verilir. Abdülmelik ise ordu masrafları için önden ödeme yapmasının imkânsızlığı sebebi ile&nbsp; Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşa ve Cezayir kadısı huzurunda masrafların Mağrib’de kazanılacak zafer sonrasında ödeneceğini taahhüt eden bir senet imzalayarak Cezayir hazinesinden 500bin miskal borç aldı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Abdülmelik ordu yola çıkmadan önce tellallar yollatarak yol üzerindeki köy ve kasabalardan orduya mukavemet etmemelerini ve kimseye zarar verilmeyeceğini hedefinin sadece hakki olanı geri almak olduğunu ilan ettirir. Takvimler 1576 senesinin ocak ayının ortalarını gösterdiğinde Ramazan Paşa orduya harekât emri verir. Toplanan asker sayısı 15 bin civarında olmakla beraber bunların 6 bini tüfekli yeniçeri 9 bini süvariydi, Buna ilaveten orduda 12 de top bulunmaktaydı. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Harp ilanının Sultan Abdullah Muhammed’e ulaşması ile beraber o da ordusunu toparlamıştı. Çeşitli kaynaklarda ordusunun 60 bin kişiden müteşekkil olduğu rivayet edilmiştir. Toplanan bu ordu Er-Rukn mıntıkasına doğru harekete geçmişti. Abdullah Muhammed el-Mütevekkil ordusunu gücünden o kadar emindi ki bu ordu ile bütün Cezayir’i ve Tunus’u zapt etmeyi planlamıştı. Ordusu ile Er-Rukn mıntıkasına vardığında düşmanı olan ve içinde amcasının da olduğu ordunun sayısının azlığına acıyarak baktı. Kendinden ve ordusundan&nbsp; o kadar emindi ki bu orduyu birkaç saat içinde imha edeceğini vezirlerine söyledi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Abdülmelik harp sahasına varip kendi sancağını açınca yıllardır Ebu el-Fadl el-Gurri'nin yaptığı çalışmalar neticesini vermiş ve Sultan Muhammed el-Mütevekkil’in ordusunda bulunan Said el-Dugali ve Kaid bin </span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;">Şakrâ komutasındaki Endülüslülerden ve Berberilerden oluşan birlikler Osmanlı tarafına geçmelerini sağlamıştı. Bu beklenmeyen durum ise Sultan Muhammed’de sinirsel bir çöküntü oluşturmuş savaş ise daha başlamadan kafalarda bitmiş gibiydi. Yeniçerilerin tüfek atışları ve top bombardımanı ile başlayan savaş süvari hücumu ile devam etmişti. Sultan Muhammed için durum gittikçe ciddi bir hal almaktaydı. Bir süre sonra orduyu savaş sahrasında bırakıp arkasına bile bakmadan Fes’e doğru kaçmaya başladı. Sultan'ın ordusu ise çil yavrusu gibi dağılmıştı. Abdülmelik Berberi askerler ile birlikte Sultan Muhammed’in kampını yağmaladı. Ganimet borç olarak Ramazan Paşa'dan aldığı parayı ödemek için kullanılacaktı.<o:p></o:p></span></p> <p>&nbsp;Ramazan Paşa daha önce yapılan hataya düşmedi ve orduya ileri harekât emri verdi. 11 Mart 1576 günü Osmanlı ordusu Fes’i hiçbir direniş olmadan teslim aldı. Sultan Muhammed kılık değiştirerek şehrin arka kapısından kaçtı ve Marakeş’e sığındı. Magribli tarihçi El-Vefrani'nin verdiği bilgilere göre, Abdülmelik Fes’in zaptından sonra Sultan Muhammed’in hazinesini kullanarak ödemeyi vaat ettiği 500 bin miskal bahşişe ilaveten 420 bin miskal daha ödemeyi teklif etmiş, bunu yaparken de Fes zenginlerinden 315 bin miskal borç almış, Yahudi cemaati mensupları da 140 bin miskal hediye etmişlerdi. Bu arada İstanbul'a hediye olarak gönderilecek 200 bin altın, kıymetli kumaşlar, kaftanlar ve bil umum diğer eşyalar bu hesaba dahil edilmedi. Fes’in zaptının ardından gelen ilk cuma günü Abdülmelik Mağrib sultanı ilan edildi. Cuma hutbesinde Sultan III. Murad Han'ın ismi halife olarak onundu ve Sultan Murad adına altın ve gümüş sikkeler basildi. Bu şekilde de Mağrib üzerinde Osmanlı hakimiyeti başlamış oluyordu.</p>