Kuzey Afrika'da Osmanlı- Haçlı çekişmelerinin perde arkası ve Vadi us-Seyl Harbi-11

-----

<p>&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;Portekizliler Mağrib bölgesinin kıyı kesimlerindeki bazı şehir ve kaleleri uzun yıllar boyunca sömürdükleri için bu bölgeleri çok iyi bilmektedirler. Fakat iç kesimler hakkındaki bilgileri seyyah kılığında gezen ajanlar ya da misyoner rahipler aracılığıyla olup kısıtlıdır. Kalkıştıkları bu sefer Portekizliler için tamamen yeni bir maceradır. Daha önceki seferlerde karşılaştıkları teçhizat eksikliği ve moral çöküklüğünün yerini papanın bu seferi kutsal bir harp olarak ilanıyla bütün asker üzerinde müspet bir manevi hava oluşması ve harpte kullanılacak olan en son teknoloji silahlar alır.</p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Temmuzun 28’inde Sebastian orduya hareket emri verir. Ordu Arzila’dan ayrılır ve ağır bir yürüyüşle buraya bir fersah (5,5 km) mesafede bulunan Vadi er-Raha'da ertesi gün kamp kurar. Burada bir gün dinlendikten sonra 30 Temmuz günü kamp terk edilir. Yine ağır bir yürüyüş sonrasında Menara’da kamp kurulur. Ordu burada dinlendiği sırada bu yürüyüşün neden ağır gerçekleştiği burada İspanya'nın Kastilya bölgesinden toplanan 500 kişilik gönüllü gurubunun orduya katılmasıyla anlaşılır. Sebastian tek bir kişinin bile gerçekleşecek zaferden mahrum kalmasına razı değildir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;1 Ağustos günü sabahın ilk saatlerinde Menara kampı terk edilir ve bir günlük yürüyüşün ardından Vadi ul-Mehazin de denilen Vadi us-Seyl'e varılır. Kısa bir dinlenme molasının ardından Sebastian savaş konseyinin toplanması emrini verir. Bütün danışmanlar ve üst düzey komutanlar Sebastian'ın tahtının da bulunduğu çadırda toplanırlar. Sebastian söze başlar, Kısa bir konuşmanın ardından danışmalarına ve komutanlarına bundan sonrası icin fikirlerini tek tek sorar. Karşılıklı fikir teatisi şeklinde başlayan toplantıda kısa surede her kafadan bir ses çıkmaya başlar ve ortamın tansiyonu bir anda yükselir. Don Duarte de Menesa gibi değerli komutanlar son dakika dahi Sebastian’a baskı yaparak bu işten caymasını tembihlemekten geri kalmadılar. Hatta ve hatta Lukkos nehri kıyısından ilerleyerek Laraş’a dönmek bile teklif edilir. Sebastian ise ışığa doğru hareket eden sinekler gibi sadece bir hedefe kilitlenmiş bir haldedir ve bu teklife hiddetle karşı çıkar. Hedef Abdülmelik'tir ve hıncını onu öldürerek almayı planlamaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Bu sırada Abdülmelik de danışmanları ile son planların kontrolunu yapmaktadır. Sus bölgesinde asayiş kontrol altındadır ve güneyden gelecek bütün tehlike bertaraf edilmiştir. Portekizliler’in yolu üzerindeki bütün ambarların boşaltılmasını, hayvan sürülerinin bölgeden uzaklaştırılmasını ve su kuyularının tahrip edilmesini emreder. Kuru otlar ve anız dahi yakılarak düşmanın bir şey bulma ihtimali zorlaştırılır. Abdülmelik bununla bir savaş olmadan Portekizliler’in kendiliğinden çekilmesini sağlamayı umar. Niyeti kimsenin kanının dökülmemesidir. Kardeşi Ahmed’de birlikleri ile beraber son sürat gelerek abisi Abdülmelik'in ordugâhına varır. Abdülmelik bir sedye üzerinde hasta yatmaktadır fakat kardeşinin geldiği haber verilince atına binerek onu karşılar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;3 Ağustos günü Abdülmelik ordusu ile beraber Lukkos nehri ile Vadi us-Seyl'in arasına yerleşir. Ordunun yerleşmesi bittikten sonra bütün orduya bir konuşma yapar. Bu konuşmasında siyasi dehasını konuşturur ve herkesin gönlünü okşayan bir konuşma yapar. Konuşmasının en sonunda da isteyenlerin geri dönebileceğini ifade eder. Herkes hep bir ağızdan oraya ya ölmeye ya da bütün düşmanı toprağa gömmeye geldiklerini ifade ederler. Ayni gün Portekiz ordusu da aynı bölgeye varır. Bütün ordunun nehrin öteki tarafına geçip yerleşmesi bütün gününü alır. Portekizliler köprüden karşı yakaya geçerken Magriblilerin onlara saldırmamasına oldukça şaşırırlar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">4 Ağustos sabahı Sebastian büyük konseyi toplar. Bütün kurmayları ağız birliği etmişçesine Laraş üzerine yürünüp oranın ele geçirilmesini ve bu harekâtın süratli bicimde tamamlanması icin de bütün topların toprağa gömülmesini ağır arabaların geride bırakılmasını teklif ederler. Sebastian bu teklife olan hiddetinden kıpkırmızı olur. Bütün bu teklifleri yüz kızartıcı ve küçük düşürücü bulur. Sebastian komutanlarına hemen harekete geçilmesi ve ordunun kare düzende savaşmasının emrini verir. Ona göre bu şekilde düzen almak süvarilere karşı en etkili yöntem olacaktır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Abdülmelik Türk taktiği olan hilal düzeni ile düşmanlarına karşı koymayı planlar. Ordunun sağ kanadına kardeşi Ahmed sol kanadına ise yetenekli kumandanlarından Muhammed Zerkun komuta edecektir. Bu harp icin bütün tarikat şeyhleri atları üzerinde ön saflarda yer almaktadırlar. Bu da ordunun manevi kuvvetini arttırır. Bütün askerler canı gönülden harbin başlamasını beklemektedirler. Bu sırada düşman saflarından bir gulgule gelmektedir. Sebastian'ın irad ettiği ateşli nutuk bütün askerlerini şevke getirir. Tam bu sırada kocaman bir haç gökyüzüne doğru kaldırılır ve bütün askerler ve soylular haça tazim için diz çökerler. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">Bu fırsattan istifade eden Abdülmelik'in cevval komutanları bütün toplara ateş emri verirler. Portekizliler ne olduğunu anlamaya fırsat bile bulamadan panik geçirmeye başlarlar. 22 top ile pek çok askeri bu ilk saldırıda kaybederler. Top atışları seri bir şekilde devam ederken patlamaların etkisi ile Portekiz askerlerinden kopan uzuvlar havada uçuşmaktadır. Kaptan Aldana aklını başına toplayıp Portekiz topçularına ateş emri verdiğinde bu top atışları Magriblilere pek etki etmez. Sebastian sol eline aldığı kılıç ile hücum emrini verir. Portekizlilerin bu ilk hücumu başarılı olur fakat süratle Mağrip ordusunun içine doğru ilerlerken piyade birlikleri ani bir bozguna uğrarlar. Portekiz askerlerinin güneş altında pırıl pırıl parlayan zırhları mızraklarla delinir. Pek çok kafa vücutlarından tek bir kılıç darbesi ile ayrılır. Pek çok Portekiz, Alman ya da İtalyan asilzadesi kızgın Mağrib toprakları üzerinde can verir. Haçlı ordusu tek bir hamlede dağılır ve Sebastian da ricat emri verir. Portekiz askerleri arkalarına bile bakmadan kaçmaktayken süvariler hücuma kalkarlar. Kaçanların çoğu süvariler tarafından kılıçtan geçirilir kalanlar ise esir alınır. Ortalık tabiri caizse anababa günü gibidir. Sahra oluk oluk akan kandan kırmızıya bürünür. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Portekizliler can havli ile geldikleri yoldan geri giderek köprüyü geçmek ve en kısa yoldan Portekiz'e kaçmak derdine düşmüşlerdir. Köprüye geldiklerinde ise kendilerini acı bir süperiz beklemektedir. Mağribiler köprüyü yıkmışlardır. Arkalarından gelen süvarilerden kaçmak icin nehre atlayan askerlerin büyük bir çoğunluğu ölür. Nehirde boğulanların sayısı harp meydanında ölenlerden katbekat fazladır. Tarihçi Vefrani’ye göre Portekizlilerin köprüden geçişi tamamladıktan ve kendileri bir müddet bu mıntıkadan uzaklaştıktan sonra Abdülmelik bir bölük askere köprünün yıkılmasını emretmiştir. Harbin olduğu mevsim nehrin taşkın zamanı olup, nehir askerin üzerlerindeki ağırlıklarla geçmelerine olanak sağlamayacağı kadar hızlı akmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Abdülmelik savaş günü üzerinde yaldızlı kaftanı ve elinde kılıcı ile ordunun en önünde görülmüş fakat ilerleyen saatlerde durumu birden ağırlaşmış ve hayatını kaybetmişti. Onu görülmeyen bir düşman olan kolera yenilgiye uğratmıştı. Veziri Rıdvan kimseye olanları sezdirmemek icin Abdülmelik'in çadırına girip çıkar ve sanki kendisinden yeni emirler var gibi davranmaya devam eder. Bu arada ordunun kontrolunu kardeşi Ahmed devralır ve düşmanları kovalamayı sürdürür. Mağrib süvarileri ise Sebastian'ı son sürat takip etmektedir. Sebastian atı üzerinde kaçmaktayken yıkılmış olan köprüye varır, Kaçabileceği bir yer olmadığından can havli ile kendini nehre atar. Fakat onun adı da boğulanlar listesine yazılır. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Tahtını geri alabilmek icin Portekizlilerle iş birliği yapıp onları bir nevi bu maceraya teşvik eden sabık Mağrib sultani Muhammed Abdullah'ta bu hezimeti gördükten sonra kaçmaya çalışır ama maalesef o da Sebastian gibi nehri yüzerek geçmeye çalışırken azgın sulara kapılır ve hayatını kaybeder.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">&nbsp;Afrika'da o zamana kadar gerçekleşmiş olan en kanlı savaşta ölenlerin sayısında tam bir kesinlik olmasa da, kaynaklarda karaya çıkan 80bin Portekizlinin ancak 20bin kadarı gemilere binip buradan uzaklaşmaya muvaffak olurlar. Portekiz'in bütün soyluları ve kraliyet ailesinin bütün fertleri de burada hayatlarını kaybederler. Mağrib cephesinde ise kayıplar 15 ila 18 bin arasındadır. Tarihe Kasrulkebir, Vadi us-Seyl . Vadilmehazin olarak değişik isimlerle geçen bu savaşın Avrupa dillerindeki bir diğer adı da bir kral ve iki sultanın savaş meydanında ölümünden ötürü Üç Krallar Savaşıdır. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:black;mso-themecolor:text1">Savaş sonrasında Avrupa'da tam anlamıyla bir şaşkınlık hakimdir. O gün icin dünyanın denizlerdeki süper gücü sayılan Portekiz'in böyle bir savaşı kaybetmesini akıllar almaz. Bu da yetmezmiş gibi Portekiz kraliyet ailesinin bu Savaş sırasında toptan yok edilmesi Portekiz üzerinde İspanya hakimiyetinin başlamasına sebebiyet verir. Mağrib’i müstemleke yapmak isteyen Sebastian'ın ülkesi onun ölümü ile bir müstemleke haline gelir. Yapılan çalışmalarla Abdülmelik'in Mağrib ordusunu Osmanlı tarzı savaş sistemine geçirmesi ile Avrupa'yı şimdi de bir Saadi korkusu sarar. Abdülmelik'in hayatını kaybetmesi ile belki de muhtemel bir İspanya seferi de bir proje olarak tozlu raflardaki yerini alır. Ahmed el-Mansur adı ile abisi Abdülmelik'in yerine tahta çıkan yeni sultan da daha mülayim bir siyaset izleme yolunu seçer. Bu da Mağrib'de yaklaşık yüzyıl sürecek sulh döneminin başlangıcı olur. Belki de Abdülmelik harp sahrasında hayatını kaybetmemiş olsaydı günümüzde farklı bir Avrupa haritası karşımızda olacaktı. Maalesef ki bunu asla bilemeyeceğiz. Çünkü tarihi olasılıklar değil, gerçek hayatlar ve yaşanmışlıklar var ediyor.</span></p>