Konformizmi yabancılaştırmak

-----

Muhammed (a.s.) Kâbe'de kutsanan putları yadsıyarak özdeki kutsalı görünür kılmıştı. Tarihsel ve kavramsal tortularla konformizm uykusundaki Kâbe'yi var olan duruma yabancılaştıran Peygamber (a.s.) mana-i aslinin tezahürünü sağlamıştı. Kâbe o dönem ticaret turizminin fonunda yer alıp arkaik bir kapitalizm tarafından sekürlerleştirilip öz manasına yabancılaştığı bir zamanda İslam burada yeniden öz anlama dönüşü sağladı. Mevcut duruma yabancılaştırılan kutsanan böylece muhtevasındaki kutsalla yeniden buluşmuş oldu.

Nietzsche modern zaman putlarının alaca karanlığına elindeki çekiçle saldırarak moderniteyi kendisine yabancılaştırmaya çalıştı. Sekülerizmin/dünyevileşmenin konformizmine karşı duruş öze yaklaşmak noktasında önemli bir yol usulüdür.

İnsanın kendisine ve kültürüne yani anlam dünyasına biganeliğidir yabancılaşma. Bu yabancılaşmaya yabancılaşmadığı sürece de bu kısır döngüden çıkması zordur. İnsanın doğaya bakınca tüketme, insana bakınca hükmetme, kendine bakınca çıkar ve yükselme, varlığı bir ekonomik kavramlar bütünü görme güdüsünden başka bir duygusu kalmayınca bir yabancıya dönüşmesi kaçınılmazdır. Doğa, kültür, insan ve kendisine yabancılaşan bu yabancıya modernitenin büyük eleştirmeni Nietzsche, O, bugünün insanıdır, kaderin bir cilvesi olarak çağdışı olduğum insan. Bu günün insanı onun pis nefesi de beni boğuyor!” sözleriyle tepkisini koyar. Özünden koparak pasifize olan insanın gerçeğidir yabancılaşma. Bu bir nevi içsel ve sosyal konformizm ve uysallığı da beraberinde getirir. Bu kısır döngüden çıkmanın yolu eleştirel bir nazarla düşünceyi decadans kavramlar ve yapılar üzerinden uyanıklığa yönlendirmektir.  “Kirli bir nehri kirlenmeden içine alabilmek için bir insanın deniz olması gerekir. Bakın size ‘üstinsan'ı öğretiyorum. O, işte bu denizdir “Ben size üstinsan öğretiyorum. İnsan, aşılması gerek bir şeydir. Üstinsan dünyanın, yaşamın amacıdır. Ben insanlara kendi varlıklarının anlamını öğretmek istiyorum. Bu anlam üstinsandır.” Nietzsche adeta bir insan-ı kâmil arar gibidir hayır der ama illaya varamaz! Onun sözleri imaen Mevlana'nın şu ifadelerini hatırlatıyor: Ey bedeni kirli olan kişi! Sen havuzun etrafında dönüp dolaşıyorsun, ama insan havuzun dışında iken nasıl temizlenebilir? Maddeten temiz olan kişi mana havuzundan uzak düşerse kendini manen temizleyemez. Dış yüzü temiz olmakla beraber batını, özü kirli kalır. “Ey kendine güvenen; "Kalbim gönlüm temizdir." diyen kişi! Sen, kalbinin gerçekten temizlenmesi için bir velinin kalp havuzundan yahut hakikat denizinden yardım iste. Yabancılaşma bir nevi kirlenmeyse velinin kalp havuzu ya da üstinsan anlamında bu temizlik mümkün olabilecektir.

Çelişki ve çarpıklıkları görmek yanılsamalar simülasyonu ile çevrelenmiş yabancılaşma büyüsünü bozar. Nietzsche burada en büyük isyanlardan birinin sesidir: Bu insansal anlamını yitirmiş çarklar ve mekanizma, işçinin bu kişilikten yoksunlaşması, ‘iş-bölümün yanıltıcı verimliliği gibi durumlar içinde yaşamın sağlığını bozmuştur (…) şu kültür dediğimiz amaç gitmiş elden; modern bilim işletmesi denen araç barbarlaştırılmıştır artık” “ Daha yüksek bir kültür kavramına parmak basmak için, `kültür' kavramını yeniden yerine oturtmak ““Ahlak, artık halk(lar)ın yaşam ve gelişim koşullarının bir ifadesi değil; en ilkel yaşam içgüdüsü değil artık, ayrıca soyutlaştı, yaşamın karşıtı oldu. İmgelerde köklü bir yozlaşma, her şeyin üstünde bir ‘kemgöz' olmuştur” Mefhumunu yitirmiş tüm lafızlar velev ki geleneğin en koyu şekillerini taşısın yabancılaşma felaketi dışında bir sonucu sağlamaz.

Nietzsche, Brecht tabiriyle bir yabancılaştırma efekti gibidir; İnsana kendisiyle arasında mesafe koyarak gerçeğini göstererek kendisine getirmeye çalışır. Olaya dışarıdan, bir başka gözle bakmak yabancılaştırarak aslında kendine getirmenin bir yoludur. Farkında kılmak burada en önemli olaydır. Kendi dünyasında bir flanör olarak öz taşıyan nesnelerden mana devşirmek doğayla, kültürle, insanlar ve kendisiyle tanışmak için yola düşmek yolda olmak bu kıldan ince kılıçtan keskin yolda ön açıcı olacaktır.

Teferruk (yabancılaşma) halinin izalesi, tefrik yeteneği (ayırt edebilmek) ile farkındalık sağlanarak gerçekle illüzyonu temyiz edebilmekle mümkün görünüyor.

Yabancılaşmalarımızı kendimize yabancılaştırarak özümüzdeki o canlı yere vuslat memuldür. Yahya Kemal Itrî'ye dair şiirinde O deha öyle toplamış ki bizi, Yedi yüz yıl süren hikâyemizi Dinlemiş ihtiyar çınarlardan hatırlamaya giden yolu işaret eder gibidir.

Tespit ve teşhis yolunda “nasıl”ı düşünülmeyen her çıkış kadük bir kısır döngü çağrısı olabilir. Bütün eleştirilerin ana saiklerinden biri yol yordam göstermeyi düşünmek olmalıdır. Değilse benim oğlum bina okur döner döner yine okur vaziyetinden ötesi olamayacaktır. Gerçek aydınlanma neden ve niçin yanında nasılını da bulmaktır. Kavramın mefhum ve ilkeler kadar bir yönetimi de gösterici olması bu noktada fevkalade mühimdir.

Kimi zaman, kutsananı yadsımak kutsalı göstermek içindir; kutsayanı yadsımak kutsananı yabancılaştırarak kutsalı görünür eylemek gayesiyledir. Nesneni yadsınan kutsayan ve kutsanan kutsalın hakikatine doğru yol almaya başlayabilir. Konformizmi yadsıyan isyan ahlakı çağrısı bu mesafe koyarak yakınlaşma eyleminin bizdeki en esaslı nasıllarından biridir.

Vesselam…