Kıbrıs Tarihine İslam ve Türk Devirlerden Bakmak yahut Kıbrıs Neyimiz Olur?

-----

Kıbrıs'taki Türk varlığı ve hâkimiyetinin tarihi, güncel tartışmalarla gölgelenmek istense de bu tarihin derinliği ve bugün gölgelemek isteyen kesimlerin tarihiyle her daim çatıştığı gerçeği, gözden uzak tutulmalıdır. Kıbrıs davası ve Denktaş merhumu düşünürken bu tarihi derinlik içinden Osmanlı sonrası dönemde gelişen travmalara bakmak ve geleceği bu anlayışla düşünmek, Kıbrıs'ta olmasak ne olur sorusunu sorarken biraz daha bilinç ve izanın ışığından düşünmemizi sağlayacaktır. Bilgiye ve fikre dayanan bilinç, zamanın aldatıcı değişmeleri ile kolayca yanıltılamayacaktır.

Kıbrıs ile alakalı bilincimize dokunan tarihi ilk malumat, şüphesiz kimliğimizin önemli bir unsuru olan İslam tarihinin ilk dönemleri vesilesi iledir. Hz. Ömer döneminde İran, Irak, Suriye ve Mısır istikametinde genişleyen İslam hâkimiyeti bu süreçte Doğu Akdeniz'de de faal bir unsur haline geliyordu. İşte bu süreç bağlamında Hz. Osman'ın hilafeti esnasında 648-49 tarihlerinde Müslümanlar ilk defa Kıbrıs adasına askeri bir sefer düzenleyerek buradaki güçleri yenilgiye uğratmışlar ve Doğu Akdeniz'in bu büyük değerdeki adası İslam tarihinin parçası olmaya başlamıştır. Bizans güçleri yedi bin dinar vergi vermek şartıyla İslam hâkimiyetini kabul edeceklerdir. Bugün Kıbrıs Rum kesiminde bulunan Hala Sultan olarak bilinen Hz. Peygamberin süt halası Ümmü Haram da kocası Usame b. Sabit ile bu sefer esnasında adaya çıkmış ve attan düşerek bugün türbesinin olduğu yerde hayatını kaybetmiştir.  İşte Kıbrıs'ı düşünürken AB, İsrail yahut başka bir küresel aktörün aklıyla olaya bakmaya başlamadan önce Kıbrıs'ta tarihimizin bu safhası hatırdan çıkmamalıdır.

İslam tarihinin daha başlarında Kıbrıs'a ayak basan İslam tarihi içinde ilerleyen zamanlarda Bizans ve Haçlılar tarafından ele geçirilen ada bir üs olarak kullanılmıştır. İşte bu süreçte Mısır'da hâkim olan Memlûkler devrinde “Kıbrıs 1424, 1425 ve 1426 yıllarında artarda yapılan üç sefer sonucu fethedildi. 1424 seferi daha ziyade küçük bir keşif seferi mahiyetini taşıyordu. Bu sefer sırasında Limasol ve çevresi yağmalandı, bazı Kıbrıs gemileri yakıldı. İkinci sefer 1425 Haziranında gerçekleştirildi. Memlük donanması Magosa yakınlarında demirledi ve karaya asker çıkarılarak Kıbrıs kuvvetlerine karada ağır darbeler indirildi. Aynı yılın Ağustos ortalarında Limasol'a yürünerek civardaki kalelerden biri ele geçirilip yıktırıldı. Ordu eylülde çeşitli ganimetlerle geri döndü. Bu yağma ve tahrip seferinden sonra ertesi yıl Memlük ordusu Kıbrıs'ın fethi için sefere çıktı. 1426 Haziran başlarında Kıbrıs'a hareket eden Memlük donanması Limasol kıyılarına asker çıkardı. Kıbrıs kuvvetleri mağlûp edildi, Lefkoşe alındı, Kıbrıs Kralı John esir edilerek Kahire'ye götürüldü. (K.Y. Kopraman, Barsbay, D.İ.A., s. 84, Bkz. Altan Çetin, “Memlûklerin Kıbrıs İle İlişkileri, Adalya, 2011”). İşte Türklerin İslam dünyasında hâkimiyet devirlerinde Kıbrıs bu yolla yeniden hâkimiyet altına alınarak Doğu Akdeniz'de Haçlılara karşı önemli bir üstünlük sağlanmıştır.

Kıbrıs süreçte Venedik hâkimiyeti altına girip, Osmanlıların Akdeniz'deki varlıklarını tehdit eder hale gelince Osmanlılar tarafından II. Selim devrinden fethedilecektir. 1570'de Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı donanması adayı 1571'de hâkimiyet altına almıştır. Bu dönem diğerlerinden farklı olarak vergiye bağlı bir bağımlılık ötesine geçerek İçel ve Konya'da göçürülen halk ile burada bir iskân ve yerleşme politikasının da uygulandığı görülecektir. Böylece asırlara sâri Türk ve İslam hâkimiyeti bu safhada adanın bir vatan toprağına dönüşmesi ile devam edecektir.

Zaman akıp Osmanlıların devri zevale yüz çevirince Kıbrıs da olumsuz gelişmelerden payını almıştır. Osmanlı Devleti'nin 93 Harbi'nde Ruslara kaybetmesi Kıbrıs'ta dengeleri farklı bir mecraya sürükledi. Ada 1878'de Kıbrıs'ın idaresi destek alınır düşüncesiyle İngiltere'ye verildi.  Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devleti'nin yenmesi adayı da olumsuz etkiler. İngiltere, 5 Kasım 1914'de Ada'yı ilhak etmiştir.  Bu süreçte Lozan Barış antlaşmasıyla Kıbrıs tamamen İngilizlerin kontrolüne girdi. Kıbrıs'ın durumu 1959 yılında Türk ve Rum halklarının ortak yönettiği Kıbrıs Devleti kurulmasıyla yeni bir döneme girdi. EOKA (Kıbrıs Milli Mücadele Örgütü) isimli Rum örgütü, Akritas planı (1963) çerçevesinde, Ada'da yaşayan Türklere saldırmaya başlamış ve bu saldırılar 1967'den sonra yoğunlaşmıştı. İşte bu şartlarda tarihimizde ve bilincimizde dördüncü kez Kıbrıs'a askerimiz çıkmış ve 1974 harekâtıyla adadaki tarihi ve hukuki haklarımız kahraman Denktaş ve Milli Mukavemet teşkilatı gibi kahraman müdafilerce savunulmuştur. Vatan toprağının ve Kıbrıs'taki Türk'ün hakkı ve tarihi varlığı bir kere daha teminat altına alınmıştır. Bundan daha önemlisi ise Doğu Akdeniz'de asırlardır güçlü bir aktör olan Türkler bu süreçte buradan çıkarılamamışlardır. Nihayet 1983'te Rauf Denktaş'ın Cumhurbaşkanlığında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulması ile adadaki varlığımız başka bir siyasi mahiyet kazanmış ve insanlık sahnesinde bir Türk devleti daha hayat bulmuştur.

Bugün Doğu Akdeniz'de bulunan doğal zenginlikler ve stratejik olarak bölge hâkimiyeti açısından buranın önemine binaen Kıbrıs meselesi ve buradaki varlığımız yerli ve yersiz tartışmalarla sürüp gitmektedir. Kıbrıs'ın Türk ve İslam kimliğinin bahsettiğimiz bu tarihi arka planı ve bunun güncel varlığı düşünüldüğünden Kıbrıs'ın Türkiye'nin güvenliği ve geleceği açısından önemli aşikârdır. Ayrıca burası uğruna asırlardı can vermiş şehitlerimizin hatırası da bizi bu adaya bağlamaktadır. Kıbrıs vatan toprağıdır; burada bulunmamız siyasi ve hukuki haklarla tescil edildiği gibi tarihi süreçteki varlığımız da bu hakkı bize vermektedir. Bu bakımdan Kıbrıs'a bakarken güncel şarlar ve siyasi pragmatizmin ötesinde vatan toprağı, tarihi haklar, insani gerçekler ve Türkiye'nin bölge ve küredeki gücü ve güvenliği açısından adaya bakmak faydalı olacaktır.

Mağlupların galibe tepkisinin her zaman öfke olmayıp kimi zaman onu yüceltip, taklit etmesi olduğu gerçeğini İbn Haldun'dan öğreniyoruz. Rahmetli Denktaş'ı yorumlarken bu husus ile vicdanlarını sorgulayanlar için aynada “Akıncı” söylemindeki bir sonuçla yüzleşmek mukadder,  bunun ifadesi ise vicdani ve milli bir görev olan zarurettir.

Bu yazı vesilesi ile verdiğimiz malumat göstermektedir ki Kıbrıs milli tarihimizin her yönüyle önemli bir parçasıdır. Bu bütünlük içinde burayı bilmek ve düşünmek vaki propaganda ve güncel gafletlerden çıkmak adına faydalı olabilecektir.

Kıbrıs Türk'tür, Türk kalacaktır. Bu bize tarihimizin mirası, günümüzün mesuliyeti ve geleceğin emanetidir.

Vesselam