Kendime dürtüler 3
-----
Beni anla varsayma denilse bilgelerden bir söz gibi düşünülebilir.
2024-05-21 00:00:00
<p></p>
<p class="MsoNormal"></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Beni anla varsayma denilse
bilgelerden bir söz gibi düşünülebilir. İnsan, anlam varlığı olarak anlamak ve
anlaşılmak yolunda biteviye hareket eder. Döner dolaşır, yürü gider, düşer
kalkar, iner çıkar, koşar durur, sever kızar, yanar soğur hallerden hallere
girer çıkar; anlamak ve anlaşılmak için. Ve gerçeğini kaybedip/unutup ve/veya
bir şekilde varsayımların nesnesi oldukça varlık sahasında kendi özünden
yabancı yerlere göçer. Kurguladığı mitos kendi inanç kurgusunu gerçek yerine
koyduğunda hele simülatif bir evrende kaotik bir zihin çalışmaya başlar ki o
varsayımlar bir bakmışsınız bir gün Stalin, öte gün Hitler, diğer gün Netenyahu
olur çıkar karşımıza. İnsan insanla ikili alakasında da bu kuyuya düşer ve
çıkamadıkça da karanlığa bağırarak Mevlana’nın karanlıkta fil tabir edenleri
gibi debelenir durur. Hülasa insan alakalarından tarihteki en geniş ilişki
ağlarına kadar kendimizin merkezinde gölgeleştikçe gerçekle aramıza mesafe
koyarız. O noktada tarih, din, dil, felsefe, sanat her şey hurafe üretmeye
başlar ki bu o şeylerin aslını haleldar etmese de hayata bakan fayda yönlerini
insan eliyle tahrip etmek veballerin en onulmazı değil midir? <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">İnsan kendini bilirken
ayinesi dışarıdadır. Ötekini bilirken kendindekini düşler. Hülasa dışarının
akisleri içeridekinden mamul olarak bağımsız özne olmayı kaybederek nesnemiz
haline gelebilir. İnsanın kendi üzerine bir mitos kurmasıdır, kimi zaman
kendini bilmek. Kendi inancını kendisi kılarken insan, bazen kendisinin
uzağından bakar hayata ve özüne. Hatta kendine bile… İnsan var olmaya
çalışırken manalı, sorunlarını çözen ve kendisini geçmişle gelecek arasında bir
yere konumlayan bir anlam arayışında iken bazen var olurken var saymaya başlar.
İster nefis deyiniz ister keyif bir konfor alanında olanı kendileştirir. Algısı
sıradanlaştırarak her şeyi amorf hale koyar. Bu yolda varsayımlar kimi zaman
zanlar haline gelerek insanı ve idrakini işgal edebilir. O durumda kendisi ve
çevresiyle iletişimini gerçekler değil sanrılar çevreler ki orada bir cinnet hali
görmek bile abartı olmayacaktır. Kendisi dahil kimse ile doğru, güzel ve iyi
üzerinde mutabık kalamayarak müştereklerini kaybeden benlik sürekli bir travma
ile algısının altında ezilir. İşte bu durum aslında ferdi olabildiği gibi umumi
bir toplum hali durumuna da gelebilir ki o vakit mitos artık menfi bir
belirsizlikler kaynağı olarak insanın varlığını, varlıktakini yerini ve
varoluşunun esasıyla ilişkilerini tahrip eder. Tarihin bu manada mitosa
dönüşmesi büyük savaşlar ve katliamların sonucunda oluşmuyor mu? Gazze hangi
mitosa kurban gidiyor. Hangi sunakta bebekler doğranıyor?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">İnsan varsayımları ile
zihninde bir kurgu oluşturduğunda artık konuşmak yerine tartışmaya başlar.
Sürekli olumsuz etkenler zihinde bir sirk kurarak oradaki gürültü insanı yönetmeye
başlar; bu durumda makuliyet yerini mücadeleye bırakır. O hale gelen insanın
normalleşmek için galiba kendine ve muhataplara varsaymadan açık ve seçik
sorular sormaya başlaması gerekir. Korku ve kaygı saikiyle kendi içine kapanmak
yerine sorular ile hayatta kendisine ve çevreye yol açmaya çalışmak öncelikli
olarak bu varsayımlar saldırısından sıyrılmanın manalı yolu gibidir. Mitosun
faraziye ve kurguları yerine logosun gerçek dünyasına adım atmak için olan
bitene dair sade ve basit sorular ile zanlardan oluşan surlardan dışarı bakmaya
cesaret etmek belki de konfor alanının dışına bakmaya cüret etmek
gerekmektedir. Sormak, anlama kapı aralar; bu ister diğer bir insanla ister
evrenle alakalı olsun insan sorular ile anlam buldukça zihni istikrar kazanıp,
kristalize oldukça bilgeleşmek yolunda kendisinin üzerine varlığa yönelebilir.
Bu bakımdan varsayımlar yerine sorular ile gerçeğe bakmaya çalışmak kaosun
kendi halince düzene ve sükûna ermesinde yararlı olabilir. Bu yolda asri bilim
bile hurafe kaynağı olabilir. Doğru mutlaka bu yolla anlaşılır diyen her şey de
bu yola sapma riski taşır, güzel şudur, iyi de budur denildiğinde rıza ve
mutabakat tabanlı geniş müşterek alanları oluşmadan subjektif olanın hakikat
yerine konulması yolun halini karmaşık kılabilir. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">İnsan o durumda sorular
sordukça ne olacaktır? Olan biten her neyse kurgular ve kaygılar yerine her şey
açıklığa kavuşacaktır. Bu bakımdan bir kişi, toplum, tarihi bir dönem üzerine
tecessüs ile hamle yaparken sorular ile açıklığa kavuşturmak yol olarak iyidir.
Mesele neyse öyle ya da böyle çözülme sathı mailine girer ya da zihindeki
sanrıların yerine makuliyet oluşmaya başlar. Bu bakımdan kendimizle süre-giden hikâyemizde
Gogol’un kahramanları gibi dünde kalamayıp bugünde yaşayamayıp gelecekte de olamama
gibi bir halden çıkmak için açıklığa kavuşturmak yerinde bir tutum olacaktır. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Açıklığa kavuşturmak
için bu yolda önemli bir durum düşüncelerin açık ifadesi ve/veya isteklerin net
ve şeffaf ortaya konması değerli olacaktır. İnsanlar kahin değildir ve
zihnimizde nasıl bir kaos olduğunu göremeyebilirler ya da bizim isteklerimizi
bilmek zorunda değildirler. İsrail kendi mitolojik kurgusunu nasıl bölgeye
gerçeklik olarak yaşatmaya çalışıyorsa bu manada birey, toplum ve devletler
çapında bazı algılar ve durumların gerçeklik yerine ikamesi varsayımlar
üzerinden zihin ve ruh soykırımlarını kaçınılmaz kılar. Bu bakımdan sade ve
şeffaf olmak ve kendini anlaşıldığı zehabına kapılmadan doğrudan ifade etmek
her daim varsayım kaosundaki bir zihne düzen kazandırabilir. İnsanlarla olan
irtibatın egomuz, nefsimiz, zannımız, yanlış anlamalarımız, şahsi kabul
etmelerimiz, söylenen her şeyi üstümüze almalarımız, söyleyenin kendisini ifade
ettiğini unutmalarımız varsayımlarımızın zihnimize üşünmesine yol açabilir.
İsteklerimiz, meşguliyetlerimiz, kaygılarımız muhataplarımızca bilinir farz
edilerek kurulacak bir iletişim onları yoran bizi de yıpratan bir kısır döngü
doğurabilir. Açık olmak ve sormak bu durumlarda biz ve muhatabımız için kolay,
basit ve düz yoldur. Üzüntüleri, endişeleri, şüpheleri hemen paylaşıp doğru ve
beyaz cümleler ile ifade ederek açıklığa kavuşturmadıkça zihnimiz hapishanemiz
haline gelebilir. Hele sezgisel gücümüzün bizi doğru yönlendirdiği zannı ile
hareket ettiğimizde daha da derin bir kuyuya düşmek mukadder olabilir. Bu
bakımdan ilk anda hemen tepki vermemek; bir soluklanmak, kibarca dinlemek, açık
görüşlü olup derhal savunmaya geçmeyip olan bitene mesafeli bakmak,
bulunduğumuz yerde konuşurken ses az yükselince kırılacak cam yahut korkacak
bir yavru var gibi düşünerek hassas davranmak bu manada varsayımların bizi
düşürdüğü kuyudan çıkmak adına bize yol verebilir. Denilirse ki ey bu denemeyi
kaleme alan sen böylesine mi mükemmelsin tam tersi öyle büyük bir çam devirme
ustasıyım ki öğrendikçe şifalanmaya ve bu yolda kendini dürtmeye çalışan bir
talibim olsa olsa. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">İnsanın kendisini bilme
ten ile can arasındaki o derin okyanusu aşarak özündeki ile var olmayı
başarması zorlu bir yol. Kendini bilen bu sebeple o öze ait olduğundan Rabbini
de bilerek Hayy’dah Hu’ya giderken doğrunun iyi güzelliği ile hemhal ve
renkleriyle hem-renk oluyor denirse haddi aşmış olmayız sanırız. Bu bakımdan
kendözümüze varsaymadan bakarken zihnimizi zanlar kaosundan kurtarmak kendini
bil yolunda önemli olsa gerek. Kendini bilen Rabbini bilecekse bu iş hayli
önemli değil midir?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Hak İçin olsun…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Vesselam<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"> </p>