Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (85)

-----

<p><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//ysevi.jpg" alt="ysevi.jpg"></span></p><p>(<i style="color: rgb(192, 0, 0); font-family: Times, &quot;serif&quot;;">Son Telgraf</i>, 28.12.1937, s. 1)</p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,&quot;serif&quot;;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;color:#C00000">Sayfanın sol alt tarafında resmi görülen -<i>Yakılacak Kitab</i> müellifi-&nbsp; Etem İzzet Benice’nin Sâhib, Başmuharrir ve Neşriyât Müdürü olduğu <i>Son Telgraf</i> gazetesinde Denizbank Hâdisesi: “Sadri Maksudinin mebusluktan, profesörlükten ve Dil kurumundan istifa etmesi bekleniyor&hellip; Türkçeyi bilmiyenlerin Türk dili ve nazariyyeleri üzerinde tasarruf iddia etmelerine elbette ki imkân tasavvur edilemez&hellip;” Sadri Maksudi’nin resminin altındaki yazı: “ Anadolu ajansına beyanatta bulunan meb’uslarımıza nazaran, tarihçiliği, dilciliği, hattâ hukuk âlimliği şüpheye düşen Sadri Maksudi&hellip;” Gazetenin sağ alt köşesine, Peyami Safa’nın bir karikatürü dercedilmiştir; mes’elenin nereye varacağını bilmeden Sadri Maksudi’yi desteklediği için, o da, mânevî linç oklarından payını alıyor: “Hâdiseye ismi karışan Server Bedi, yani Peyami Safa”&hellip; <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal">***&nbsp; <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">“Pek aziz ve muhterem efendim,<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">“Evvelki ricama gönderdiğiniz cevabı bugün aldım.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">“Büyük ve aziz bir hak meselesi için zatı âlinizi üç beş dakika işgal etmeyi kendime bir vazife bildim: <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><b>“Denizbank yanlıştır dediği için neredeyse diri diri ateşte yakılacaktı!”<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal">“Büyük Millet Meclisinde mebus, İstanbul ve Ankara Hukuk Fakültelerinde müderris olan Sadri Maksudi, hatırladığınız üzere, geçenlerde garib bir felâketin meşhur bir kahramanı oldu. Millet Meclisi müzakereleri esnasında bu zat denizbank demek yanlıştır, deniz bankası demeliyiz diye bir itirazda bulunmuştu. 3-5 gün Meclis kürsüsünden, matbuat sütunlarından ve radio merkezinden bu korkunç cinayetin tedibi için tenkide, hücuma uğradı. İnfial o kadar büyüktü ki bin bir çeşid ölüm arasında ateşte kızartılarak imha edilmesi tercih edilecek gibi görünüyordu. Bunun üzerine ikinci&nbsp; bir nevi ceza olarak Ankara ve İstanbul Hukuk Fakültelerindeki derslerinden azledildi. Halbuki zavallının iddiası son derecede haklı idi ve türk dilinin tamamen yanlış bir görüşle tazib ve tahrib edilmesine karşı bu zat itirazın nereye varacağını bilmeden Meclisde malum olan ve hatırlarda kalan tenkid cümlesini söylemişdi.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><b>Sadri Maksudi’nin Türkiye’ye yerleşmesini Hamdullah Suphi têmîn etmiş<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal">“Bendeniz Maarif Vekâletinde iken onu Sorbon’daki türk medeniyeti tarihi dersinden aldım ve Ankaraya getirdim. Evvela o çok beğenildi. İsimlerini yukarda saydığım fakültelere profesör tayin edildi, tarih encümenine aza yapıldı ve ölen Reisimizin sofrasına devam edenler arasına katıldı.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">“Rusyada, Balkan muharebesi esnasında Duma kürsüsünden türkleri bulgarların zulmüne karşı müdafaa ederek: ‘Rusya türklerinin Türkiyeye muhabbetini, sırblara ve bulgarlara karşı ayni sebeblerle muhabbet duyan ruslar mazur görmelidirler!’ diye bir nutuk irad etmişdi. Bu nutuk Türk Yurdunun o sırada intişar eden bir nüshasında aynen duruyor.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">“Bendenizin davetim üzerine ailesini alup memlekete geldi ve kendisine gösterilen vazifeleri sadakatla ve liyakatla yapmaya devam etti. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">“Türk tarihinin ana hatları ve türk dili hakkında yazdığı iki eser, ki bunları bir çok defalar bir mehaz olarak kullanırım, ilmî kıymeti haiz olan iki kıymetli kitapdır. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><b>“Denizbank terkîbine îtirâz etmek, sanki müebbed cezâ gerektiren bir cinâyettir!”<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal">“Bu defa mebus intihabı esnasında Meclisdeki mevkiinden de mahrum olursa denizbank terkibine itiraz etmenin bütün bir hayat ödenmesi mümkün olmayan bir cinayet olduğu bir defa daha sabit olacak. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><b>“Uydurma Dile îtirâz edenler, vatan hâini gibi, tecrîmin en ağırlarına uğradılar!”<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal">“Ne garibdir ki dünyanın her tarafında dil, sun’î ve hayalî nazariyelere göre değil fakat kendi bünyesini esasen tanzim etmiş, vucude getirmiş ve işletmiş olan aslında mündemic kaidelere ve kanunlara göre inkişaf ederken bizde son zamanlarda bunun tam aksi, neticesi yalnız tahrib olmak üzere, memleketimizde revac buldu ve buna itiraz edenler de bir vatan haini gibi tecrimin en ağırlarına uğradılar.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><b>“Bu güzîde ilim adamımız, tamâmen haklı olduğu bir dâvâda, dün uğradığı fel</b><b>̃</b><b>âketten bugün kurtulabilmelidir!”<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal">“Zatı alinizden benim istirhamım budur:<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">“Alimin, sanatkârın en samimî hamisi olan Büyük Reisimiz Cümhurreisi İnönü mahve doğru sürüklenen bu kıymetli kalem ve ilim adamını yeni bir felaketten sıyanet buyursunlar. Kendi memleketleri esarete uğradığı için türk vatanında son bir iltica yeri bulan güzide bir adamımız tamamen haklı olduğu bir davada dün uğradığı felaketten şüphesiz bugün kurtulabilmelidir. Bunun için isminin yeni namzedler arasına konmasını Büyük Reisimden feci bir haksızlığın tamirine kısmen yol açar diye istirham ediyorum. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">“Kendilerinin derin sevgi ve saygımla aziz ellerinden öptüğümü söylemenizi ve sizden hörmetlerimin kabulünü bilhassa rica ediyorum pek muhterem efendim.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">“Bükreş Elçisi Suphi Tanrıöver.&nbsp; (Cevap 9.3.1939.)” (Birinci 2017: 107)&nbsp; <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><b>Kıymetli dilcimiz Prof. Ergin: “Bu tip terkîbler tam bir yabancı istîl̃âsı, Türkceye ihânet ve millî şuûrdan nasîbsizlikdir”<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,&quot;serif&quot;;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">Denizbank Hâdisesi Faslını, kıymetli dilci ve türkiyatçımız Prof. Dr. Muharrem Ergin’in (Ahıska, 1923 – İstanbul, 6.1.1995, Hasdal Mez.) –her zaman pek çok istifâde ettiğimiz- <i>Türk Dil Bilgisi</i>’nden yaptığımız ik̆tibâsla kapatıyoruz: <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,&quot;serif&quot;;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-theme-font:minor-bidi">“Son olarak, isim tamlaması üzerinde yapılan feci bir yanlışlığa işaret edelim. Bu yanlışlık, belirsiz isim tamlamasında iyelik [mülkiyet] ekinin atılması hadisesidir: <i>Mardinkapı, Edirnekapı, Topkapı, Mektep sokak, Ömer han, Ahmet palas, Orhan Tepe, Bulvar Saray</i> misallerinde olduğu gibi. Öteden beri bazı yer isimlerinde görülen, son zamanlarda çok artarak semt, mülk, sokak v.s. isimlerinde şuursuzca kullanılan bu yanlış şekiller her yerde ve her zaman hemen hemen tamamiyle azlıklardan [ekalliyetlerden] gelen yabancı tesirlerden doğmuştur. Bunların bazılarında, bilhassa semt isimlerinde kısaltma duygusundan veya baştaki ismi sıfata benzetmekten ileri gelen bir kısalma, bir yıpranma da yok değildir. Fakat bugün salgın hâlinde olan ve birinci kelimesi hiçbir sıfatlık vasfı taşımayan bu terkipler tam bir yabancı istilâsı, o istilâyı şuursuzca bir kabuldür. Bunların Türkçenin yapısı ile hiç bir ilgileri [al̃âkaları] yoktur ve Türkçede böyle bir gelişme [tek̃âmül] olduğunu zannetmek tamamiyle saçmadır. Hele unsurların yerini değiştirmek suretiyle böyle terkipler yapmak bilerek veya bilmeyerek Türkçeye ihanet etmek, millî şuurdan nasibi olmamak demektir: <i>Villâ Faikoğlu, Kulüp Hasan</i> gibi. Bütün bu çiğ, sakat ve yabancı ağızlı terkipler bugün bilhassa müessese, apartman, köşk, sokak isimlerinde o kadar çok, şuursuz ve gelişigüzel kullanılmaktadır ki Türkçeyi inciten bu durumun önüne geçmek için artık bir millî kültürü koruma kanunu çıkarmaktan başka çare kalmamıştır.” (Prof. Dr. Muharrem Ergin, <i>Türk Dil Bilgisi</i>, İstanbul: Boğaziçi Yl., 1985, 15. baskı, s. 384)</span><o:p></o:p></p>