Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (84)

-----

<p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2022-05-06 at 09.12.08.jpeg" alt="WhatsApp Image 2022-05-06 at 09.12.08.jpeg"></span><br></font></font></p><p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2">(</font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Yeni Asır</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">, 29.12.1937, s. 1)</font></font></p><p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2">Sabataî Bilgin âilesinin (Fazlı Necîb, Şevket Bilgin, Dinç Bilgin, v.s.) evvelâ (19 Ağustos 1895) Sel</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">ânik’de (</font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Asır</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">; 22 Temmuz 1908’de </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Yeni Asır</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">), sonra (1924) İzmir’de neşrettiği </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Yeni Asır</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2"> gazetesinde, “Kamutayda bir münakaşa” başlığı altında Denizbank Hâdisesi&hellip; İsmail Müştak Mayakon tarafından sarfedilen sözler, sehven ve bozuk bir cümleyle, İktisâd Vekîli Şakir Kesebir’e atfedilmiştir: “Dilimizin kıvrak ifade kabiliyetini gösteren bu adı B. Sadri Maksudinin gramer bakımından hatalı bulması ne kadar essassız ve bilgisizce olduğunu göstermiştir”&hellip; Ortalardaki haber: “Sadri Maksudi profesörlükten ve meb’usluktan istifa edecek&hellip; İstanbul, 28 (Hususî) – Mecliste Denizbank kanun lâyihasının müzakeresi esnasında ‘Denizbank’ tâbirinden çıkan dil münakaşası dolayısiyle münakaşaya yersiz olarak sebebiyet veren Ankara hukuk fakültesi profesörlerinden ve Türk dili kurumu üyelerinden B. Sadri Maksudinin hem meb’usluktan, hem profesörlükten ve hem de dil kurumundan istifasının beklenmekte olduğunu bazı gazeteler yazmaktadır.” Bu gibi şâyialarla, onun üzerinde baskı kurarak bizzât istîfâ etmesini têmîn etmek istemişlerdi&hellip; </font></font> </p><p style="margin-bottom: 0cm"><font face="Times, serif"><font size="2">***</font></font></p><p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">İnalcık, sahîh ilim adamına yakışmıyan bir tavır içinde, “Güneş-Dil fantezisi”nin kimin eseri olduğunu ve bunun ne büyük bir fikrî-ilmî-siyâsî rezâlet teşkîl ettiğini söyliyemiyor; Kemalizmin –fantastik- “Târih ve Dil Tezleri”ni tenk̆îd etmediği gibi, bu “millî tarih ve millî dil” çalışmalarını da, g̃ûyâ, millet olamamış, “cemâat̃ hâl̃inde” kalmış Türkleri “millet” yapmanın bir vâsıtası olarak, meşrû, haklı görüyor&hellip; </font></font></font> </p><p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">İnalcık’ın bu iddiâsı, onun bütün Türk ve Osmanlı târihi hakkında ne kadar çarpık bir tel̃âk̆k̆îye sâhib olduğunu anlamıya k̃âfîdir. </font></font></font> </p><p style="margin-bottom: 0cm"><font size="4"><b>Celâl Bayar: “Medenî Kanun’u Batıdan alıp uygulamak demek, Doğunun bütün değer yargıları yerine Batının bütün değer yargılarını koymak demektir”</b></font></p><p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">İnalcık’ın, İsviçre’den devşirme Medenî Kânûn’un “lâik, çağdaş bir toplum” inşâ etmenin esâs vâsıtası olduğuna dikkat̃ çekmesi ve bu noktainazardan, onu, -yine memnûniyetle- Mustafa Kemâl̃’in (ve arkasındaki Sel̃ânik Cemâat̃inin) “en önemli devrimlerinden biri” olarak zikretmesi dahi gâyet düşündürücüdür. Biz de, </font><font face="Times, serif"><i>Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi</i></font><font face="Times, serif">’nde (Ankara: Hitabevi Yl., 2014, ss. 515-519), Celâl Bayar’ın –bir bakıma, 12 Eylûl Darbesine ve sonraki Kemalist putlaştırma siyâsetine zemîn hazırlıyan- </font><font face="Times, serif"><i>Atatürk Metodolojisi ve Günümüz</i></font><font face="Times, serif"> isimli kitabından (İstanbul: Kervan Yl., Eylûl 1978, ss. 75-85) birkaç sayfa ik̆tibâs ederek aynı vâkıaya dikkat̃ çekmiştik. Oradan şu kadarını hatırlatmış olalım:</font></font></font></p><p style="margin-right: -0cm; margin-bottom: 0cm">“&hellip;Medenî Kanun da, Mecelle de ayrı ayrı birer dünya görüşünü, ayrı ayrı birer yaşam biçimini ve uygarlıkları temsil ederler. Biz Medenî Kanunu benimsemekle, Doğu uygarlığından Batı uygarlığına geçmeğe kararlı olduğumuzu ortaya koymuş olduk.</p><p style="margin-right: -0cm; margin-bottom: 0cm">“Batı’ca düşünüp Batı’ca konuşacak hâle gelmeliyiz&hellip;</p><p style="margin-right: -0cm; margin-bottom: 0cm">“Atatürk’ün toplum yapımıza dönük devrimlerinin en önemlisi, Medenî Kanun’un kabulüdür ve tam anlamıyla bir Devrim niteliğini taşır. Çünkü bir toplumu, Doğu hukukundan Batı hukukuna geçiriyor, örfe kadar uzanan ve yüzyılların oluşturduğu yapısını değiştiriyor, onun yerine yeni bir toplum yapısı kuruyor. [&hellip;]</p><p style="margin-bottom: 0cm">“İnsanın ana karnından başlayarak ölümden sonrasına kadar uzanan bilfiil ve bilkuvve hayatını içine alan medenî kanun dediğimiz Vatandaş Yasası, toplumun belkemiği yasalardan biridir. Böyle bir kanunu Batıdan alıp uygulamak demek, Doğunun bütün değer yargıları yerine Batının bütün değer yargılarını koymak demektir. </p><p style="margin-right: -0cm; margin-bottom: 0cm">“Bu kanun, toplumu hücrelerine kadar değiştiren nitelikte bir kanundur.” </p><p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif"><font size="4"><b>Dil olayından sonra Sadri Maksudi’nin kamu hayatı sona erdi”</b></font></font></font></font></p><p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">İnalcık, Denizbank Hâdisesini tâkîben: “Dil olayından sonra onun [Sadri Maksudi’nin] kamu hayatı sona erdi.” diyor&hellip; Bununla tam olarak ne kasdettiği âşik̃âr değildir: İlk ânda, bütün resmî vazîfelerinden çekilmiş olduğu gibi bir mânâ anlaşılıyor&hellip; L̃âkin, Sadri Maksudi’nin Giresun Meb’ûsluğunun Mart 1939 sonuna kadar devâm ettiğini biliyoruz. Üniversitedeki Hocalığını kaybetmesi ise, Hâdiseden iki buçuk ay kadar sonra, 21 Mart 1938’de, “vazîfesinden affedilmek” sûretiyle olmuştur. Binâenaleyh, İnalcık’ın bu tesbîtini doğru kabûl edersek, ondan, belki, Sadri Maksudi’nin, Meb’ûsluğu devâm etse dahi, Meclis çalışmalarına müdâhil olmadığı mânâsını çıkarabiliriz. Zâten bunca hücûma, hakârete mârûz kaldığı bir Meclis’de bir daha nasıl kürsüye çıkabilirdi? </font></font></font> </p><p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">İnalcık, bu tesbîtle berâber, “âilenin bu haksızlık karşısında son derece şaşkınlık ve ıstırap içinde olduğunu” da kaydediyor&hellip; Pekâlâ, bu havsalanın almadığı muazzam zulmü kim irtik̃âb etmiştir? İnalcık’ın sak̆îm muhâkemesiyle: Sadri Maksudi’yi kıskanan “düşmanları” mı? Mustafa Kemâl’in ölümcül hastalığı mı? </font></font></font> </p><p style="margin-bottom: 0cm"><font size="4"><b>Tanrıöver’in büyük târihî kıymeti hâiz mektubu</b></font></p><p style="margin-bottom: 0cm">Sadri Maksudi’nin Üniversiteye tekrâr kabûl̃ edilmesinde Hamdullah Suphi Tanrıöver’in ciddî têsîri olabileceğine dâir, elimizde, Prof. Dr. Ali Birinci’nin gün ışığına çıkardığı çok kıymetli bir vesîka bulunduğunu yukarıda kaydetmiştik. </p><p style="margin-bottom: 0cm">1921 ve 1925 senelerinde iki def’a Maârif Vekîlliği yapan, Mehmed Âkif merhûmun “İstiklâl Marşı”nı yazmasında ve sonrasında da onun Meclis’de “millî marş” olarak kabûlunde büyük têsîri olan, Türk Ocakları’nın değişmez Reîsi, uzun seneler zarfında İstanbul Meb’ûsu, 1931-1944 senelerinin Bükreş Büyük Elçisi, nâdir yetişen hatîblerimizden Hamdullah Suphi Tanrıöver (İstanbul, 1885 – a.y., 10.6.1966, Edirnekapı Merkez Ef. Mez.), Cumhûr Reîsliği Umûmî Kâtibi Kemal Gedeleç’e Bükreş’ten gönderdiği 3 Mart 1939 târihli iki sayfalık mektubunda, Gedeleç’in tavassutuyle, “Millî Şef”ten, Meb’ûsluğu hitâm bulmak üzere olan Sadri Maksudi’nin mağdûriyetinin önlenmesi için kendisine yeni bir Meb’ûsluk tahsîs edilmesini istirhâm ediyor. “Millî Şef”, muhtemelen bu mektubun têsîriyle ve “Ebedî Şef” devrinin küskün ve mağdûrlarından bir kısmını kendine kazanma siyâsetinin de bir tezâhürü olarak, onu, Meb’ûsluk yerine, muhakkak ki daha hayırlı bir tercîhle ve verilebilecek en yüksek maaşla, İstanbul Üniversitesi Hukûk Fakültesi’ne Türk Hukûku Târihi ve Edebiyat Fakültesi’ne Türk Târihi Profesörü olarak tâyîn ettiriyor (1 Mayıs 1939). </p><p style="margin-bottom: 0cm">Mektub, aynı zamanda, o günki dil mezâliminin ve totaliter şef idâresinin de esâslı bir vesîkasıdır. Tanrıöver, o devirde, Sadri Maksudi’nin haklı olduğunu gâyet iyi bildiği hâlde, sesini çıkaramamış, onu destekliyememiştir; hâlbuki şimdi, “Reîs ölmüştür” (mektubdaki “ölen Reisimiz” tâbiri mânîdârdır) ve o, hem Resmî Dil olarak Türkcenin mârûz kaldığı tahrîbâtı, hem de, tamâmen haklı olarak “Denizbank tâbiri yanlıştır” dediği için Sadri Maksudi’ye revâ görülen büyük zulmü acı acı tenk̆îd etmektedir:</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Yer: 2/10-20, No: 4716-1 ve 2</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Türkiye Cümhuriyeti Bükreş Elçiliği</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Hususî</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Bükreş, 3 mart 1939</p><p> </p><p style="margin-bottom: 0cm">“Cümhurriyaseti Umumî Kâtibi Bay Kemal Gedeleç,</p>