Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (8)
-----
2022-02-18 00:00:00
<p><b>Müslüman (ki Hakk’a tapar, Hak̆îkat̃ ehlidir, Hak ve
Hak̆îkat̃ sevdâlısıdır), makyavelist veyâ tak̆iyyeci olamıyacağı gibi,
oportünist veyâ konformist de olamaz!</b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">●
<b>Makyavelizm</b>in (“<i>machiavélisme</i>” < Machiavel / Fl̃oransalı İtalyan siyâset
feylesofu Machiavelli -1469/1527-) Fransızların en mûteber l̃ugat̃i olan <i>Le Petit Robert</i>’deki târifi şudur:
“Makyavel’in doktrini: Kullanılacak
vâsıtalar hakkında ahl̃âk̆î endîşe duymadan müessir şekilde hük̃ûmet etme
san’at̃i”. Kezâ: “Maksadına ulaşmak için hîleye mürâcaat eden, sûiniyetle
davranan, vaad̃lerini umursamıyan bir şahsın tavrı”… Makyavelizmin vecîz bir
ifâdesi şu düstûrdur: “<i>La fin justifie
les moyens</i> (Gâye, vâsıtaları mübâh kılar)”. Mahatma Gahdhi’yle mutâbık
olarak İsl̃âmın siyâset düstûru ise bunun zıddıdır: Bir gâyenin haklı olup
olmadığını anlamak için evvel̃â ona ulaşmak maksadıyle kullanılan vâsıtalara
dikkat ediniz: Ancak meşrû, yânî ahl̃âk̆î vâsıtalar kullanan bir gâyenin haklı olma
ihtimâl̃i vardır… İhtil̃âl̃cilik, komitacılık, darbecilik, fesâdcılık (“<i>conspiration</i>”, kompl̃oculuk),
kumpasçılık, hattâ zorbalık, tahakküm, harbperverlik (“<i>bellicisme</i>”), jenosidcilik, v.s. de hep makyavelist, hep ahl̃âk̆î
kıymetleri umursamıyan siyâset ve davranış telâk̆k̆îsinin uzantılarıdır ve
bunların hepsi, Sahîh Müslümanlık noktainazarından merdûddur, l̃ânetlidir,
eşedd-i harâmdır. (Müslümanın ihtil̃âl̃ci, komitacı, v.s. değil, sâdece ve
sâdece “muslih”, yâni ısl̃âhatçı ve ahl̃âk̆î siyâset tâk̆îbcisi olabileceğine
dâir musâhabemiz –“<i>notre exposé</i>”-, <i>Yeni Söz</i>’ün 20 Aralık 2017 ilâ 9 Ocak
2018 târihli nüshalarında 21 tefrika hâlinde neşredilen “Kemalizm, İsrâil’in
Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?” başlıklı çalışmamızın 23.12.2017 târih ve 4
No’lu tefrikasında “31 Mart Vak’ası Bir İttihâdcı Tertîbiydi” ara başlığı
altında mündericdir.)<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">●
<b>Oportünizm</b>in (“<i>opportunisme</i>”) <i>Le Petit
Robert</i>’deki târifi: “Îcâbında umdeleri çiğnemek pahasına, mevcûd şartlardan
en iyi şekilde istifâde etme siyâseti.” Kezâ: “Tavrını mevcûd şartlara nazaran
ayârlıyan, (bu çerçevede) umdelerini ânlık menfâat̃ine fedâ eden şahsın
davranışı (ki ona oportünist denir).”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">●
<b>Konformizm</b> (“<i>conformisme</i>”; kelimenin <i>Le
Petit Robert</i>’deki düşük değerli –“<i>péjoratif</i>”-
mânâsı): “Muhîtinin fikir ve teâmüllerine tâbi olan bir şahsın pasif tavrı”. Bizim -ictimâiyat tedk̆îk̆lerine
müstenid- târifimiz: Rahata düşkünlük; umûmiyetle, insanların, sînesinde
yaşadıkları toplulukla ters düşerek (onun umûmî kabûl̃lerinin, kâidelerinin
dışına çıkarak) rahatlarını bozacak, alıştıkları hayât tarzını altüst edecek, o
topluluğun muhtelif müeyyidelerine mârûz kalmalarına sebeb olacak yeni
fikirleri (bunlar, isbât edilmiş hak̆îkat̃ler olsalar bile), farklı davranış
şekillerini benimsemekden kaçınma temâyülünde olmaları…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">●
<b>Tak̆iyye</b>: Kitâbullâh’ın buna ruhsat
verdiğini iddiâ ederek, -derece derece- konformist, oportünist ve makyavelist
bir tavırla isl̃âmî düstûrları têvîl ederek yaşama ve siyâset yapma, hattâ bunu
Dînin bir rüknü hâl̃ine getirme tavrı… Hâl̃buki Kur’ân-ı Mübîn (Nahl -16-: 106;
Mü’min -40-: 28, v.s.), sâdece, hayâtî tehlikeye, ağır şiddete, büyük zarâra
mârûz kalan Müslümanın, umûmiyetle İsl̃âma, Ümmete, başka mâsûmlara zarâr
vermemek, ferdî seviyede kalmak şartıyle ve zarûret mik̆dârınca isl̃âmî
hüviyetinden tâvîz vermesine rızâ gösterir, ruhsat verir. Bununla berâber,
üstünlük, Ashâb-ı Uhdûd’dadır –Bürûc Sûresi -85-. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">Allâh-ü Teâlâ
buyurur (meâlen):<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">֍ «İnsanlar
‘îmân ettik’ demeleriyle bırakılıp imtihân edilmiyeceklerini mi sandılar?»
(Ankebût -29-: 2) [Hâlik̃, Alîm, Kadîr, Âdil, Rahîm, Vedûd Rabb’imizin
sıfatlarının bir tezâhürü olarak yaratıldık ve yaratılış hikmetimiz, iyi ve
kötünün bir arada bulunduğu bu nâkıs, bu kusûrlu âlemde imtihân edilmek,
imtihân netîcesinde ya –muhtelif dereceleri, makâmlarıyle- Cennete –ve
Cemâl̃ullâh’a- nâil olmak, ya da –muhtelif derekeleriyle- Cehenneme müstehak
olmaktır. Kur’ân-ı Hakîm’den istinbât ettiğimiz bu felsefenin –imtihân
felsefesi- îzâhı için şu eserimize mürâcaat edilebilir: <i>Kur’ânî Milliyet Tel̃âk̆k̆îsi ve Irkçılık Sapması</i>, Ankara: Kurtuba
Yl., 2015, ss. 64, 147, 346-360.) <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">֍ «Muhakkak ki siz mallarınızla,
canlarınızla imtihân olunacak, (bu meyânda) sizden evvel kendilerine Kitâb
verilenlerden ve şirk koşanlardan pek çok incitici sözler işiteceksiniz! Şâyed
sabreder, ittikâ ederseniz, işte bu, azmolunacak umûrdandır!» (Âl-i İmrân -3-:
186) [“Letüblevünne fî emvâliküm ve enfisüküm”: Muhakkak ki siz mallarınız ve
nefislerinizle (canlarınızla) imtihân olunacaksınız! “Veminellezîne eşrek̃û”: Şirk
koşanlardan, Müşriklerden… “Ezen kesîren”: Pek çok incitici sözler, hakâretler…
“Ve in tasbirû vetettekû”: Zorluklara, ezîyetlere sabırla göğüs gerer, takvâ
üzere olursanız… “Umûr”: İşler…] <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">֍ «Muhakkak ki sizi biraz korku,
açlık ve mallardan, canlardan, kazançlardan eksilme ile imtihân edeceğiz!
Sabredenleri tebşîr et!» (Bakare-2-: 155) [“Ve leneblüvenneküm”: Muhakkak ki
sizi imtihân edeceğiz! “Ve naksın”: Noksânlıkla, eksilme ile… “Velenfüsi”:
Nefislerden, canlardan… “Vessemerâti”: Semerelerden, mahsûllerden,
kazançlardan… “Vebeşşirissâbirîn”: Sâbirleri, sabırlı olanları, sabredenleri
tebşîr et, müjdele!] <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">֍ «Hoşunuza
gitmediği hâl̃de size kıtâl̃ yazıldı! Ola ki hoşunuza gitmiyen bir şey sizin
için hayır, hoşunuza giden bir şey de şerdir. Allâh bilir, siz bilmezsiniz!»
(Bakare -2-: 216) [“Kütibe ‘aleykümülkıtâlü”: Size kıtâl̃ (> mukâtele),
vuruşma, savaş yazıldı, farz kılındı… Türkcemizde aynı sülâsî cezirden (kaf,
te, l̃am) dîğer kelimeler: Katil, kâtil, katletmek, katliâm, maktûl̃… “Ve ‘asâ
en tekrehû şey’en ve hüve h̆ayrün leküm”: Ola ki kerîh gördüğünüz (istikrâh
ettiğiniz), hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır… “İkrâh” etmek:
Tiksinmek, nefret etmek… Kelimenin zorlama, cebir mânâsı: “Lâ ikrâhe fî’d-dîn:
Dînde zorlama yoktur!” (Bakare -2-: 256) “İnsâna sadâkat̃ yakışır görse de
ikrâh / Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allâh” (Ziyâ Paşa) “Ve ‘asâ en
tuhıbbû şey’en ve hüve şerrün leküm”: Ola ki sevdiğiniz bir şey de, sizin için
şerdir… “Tuhıbbû” < “Hubb” > “Hubbullâh”: Allâh sevgisi… “Hubbülvatân”:
Vatan sevgisi… Türkcemizdeki “muhabbet”, “habîb” ve “muhibb” de aynı sülâsî
cezirdendir (ha, be, be)… “Vallâhü ya’lemu ve entüm lâ ta’lemûne”: Allâh bilir,
siz bilmezsiniz; mutlak ilim sâhibi sâdece Allâhdır (O, Alîmdir), sizin
bilginiz ise izâfîdir, mahdûddur; bu mahdûd bilgi sizi yanıltabilir;
binâenaleyh Kitâbullâh’da doğrusu bildirilen bir husûsta ona ittibâ ediniz!
İnsanın mahdûd akıl ve ilme mâlik oluşu ve gayba vâkıf olamaması hasebiyle
hâdiselerdeki İl̃âhî hikmetlerin onun tarafından ancak kısmen keşif ve idrâk̃
edilebileceği mevzûu, bilhassa -üç kıssa ile- Kehf Sûresi’nde -18. S.-
işlenmiştir. Şu var ki insanoğlu, mahdûd akıl ve ilmiyle amel etmekle
mükelleftir ve Vahiyle, yâni Kur’ân-ı Hakîm’le aydınlanmış akıl, dîğerlerine
nisbetle, daha az yanılmıya müstâiddir. (Biz buna “Vahye Müstenid Tecrübî İlim
Usûlü” diyoruz…) Yine aklımız ve ilmimizle Vahye müstenid olduğuna kanâat̃
getirdiğimiz, îmân ettiğimiz Kitâb-ı Münzel hâricindeki hiçbir iddiânın Vahyî
mâhiyette olduğunu kabûl̃ ve ona ittibâ edemeyiz. Dîğer taraftan, dünyâda
cereyân eden hâdiselerdeki İl̃âhî hikmetleri ancak kısmen keşif ve idrâk̃
edebileceğimiz tesbîti, bizi, Allâh’a karşı mühim bir ahl̃âk̆î tavra götürür:
Kendi irâdemiz hâricinde başımıza gelen birtakım fel̃âketler (şahsî, âilevî
veyâ millî fel̃âketler ve tabiî âfetler) karşısında (“L̃âyık olmadığımız hâl̃de
Allâh bizi nîçin bu bel̃âlara dûçâr etti?” veyâ “Nîçin onları def’etmek için
bize yardım etmedi?” gibi muhâkemelerle)
Allâh’a isyân gibi bir dal̃âlete sürüklenmemek, mütevekkil olmak, yânî
bir taraftan acımızı hafîfletmek için yine O’na ilticâ eder, O’na inancımızdan
kuvvet alırken, dîğer taraftan fel̃âketlerle baş etmek için elimizden gelenin
âzamîsini yapmak, ayrıca, bu fel̃âketlerde dahl̃i veyâ ihmâl̃i olan insanlar varsa, adâlet çerçevesinde onlardan hesâb sormakta
da gevşeklik göstermemek… Bir de şu tesbît: Biz nâkıs, biz nâçîz kulların, Alîm
ve Kadîr Hâlik̆’imizden hesâb sormıya kalkışmamız, ancak Tâğûta yakışır bir
haddinibilmezlik olmaz mı? Ve nasıl olur da, bâzı hâdiselerdeki, bâhusûs
başımıza gelen fel̃âketlerdeki İl̃âhî hikmetleri kavrıyamıyoruz veyâ İlâhî
sıyânet ve inâyete mazhar olamıyoruz diye O’nu ink̃âra yeltenebiliriz?
Düşünmeli ki o ne Hakîm, ne Rahîm İl̃âhdır ki bizi Kendisine isyân edebilme
kâbiliyetiyle yaratmıştır ve nice isyânlarımıza rağmen, bizi hemen
cezâlandırmıyor, bize mühlet veriyor!] <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph"><b>- 4.
Fasıl: Evvelki Neşriyâtımızdan Birkaç Hatırlatma<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt"><i>Yeni Söz</i>’deki son neşriyâtımız, “Mustafa
Kemâl̃’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi” başlığını taşıyordu. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">Neşri (20
Eylûl 2018 ilâ 30 Temmuz 2020 târihlerinde) takrîben iki sene süren bu
araştırmamız, bir def’a doğrudan bu başlıkta tasrîh edilen mevzûları
aydınlattıktan sonra, Kemalizmin sorgulanması mihveri etrâfında, esâs mevzû ile
bilvâsıta al̃âkalı olan pek çok mevzû üzerinde durmuş, istitrâdlarla genişlemiş
ve ilerlemişti. Hızımız kesilmese, yazma şevk̆imizi kıran gelişmeler olmasa,
muhtemelen birkaç ay daha devâm edecek, daha birçok târihî ifşââtla
zenginleşecek ve en mühim ifşââtımız, onun için yapılan milletler arası resmî
cenâze âyini olacak, vâsi araştırmamız bununla nihâyet bulacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">Mezk̃ûr
araştırmamızda (<i>Yeni Söz</i>’ün 3 Haziran
2020 – 29 Temmuz 2020 târihli nüshalarında ve 612-668 No’lu tefrikalarda)
üzerinde durduğumuz son geniş mevzû, târihî seyri içinde Kıbrıs mes’elesiydi.
Ona da, hil̃âf-ı hak̆îkat̃ olarak “Kıbrıs fâtihi” gibi takdîm edilen Ecevit
münâsebetiyle (21.12.2019/451; 28.5-3.6.2020/606-612) temâs etmiştik. Bu bahsi
tamâmlıyamadan neşriyâtımızı kesmek mecbûriyetinde kaldık. İnşâallâh gencliğimizden
beri çok emek verdiğimiz ve yeni verilerle çok derinleştirdiğimiz bu çalışmayı
ikmâl̃ edip neşretmek kısmet olur! <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-justify:inter-ideograph;
text-indent:14.2pt">O
araştırmamızda üzerinde durduğumuz ve hassaten mühim bulduğumuz birkaç
istitrâdî bahsi burada hatırlatmak, sonra da, iki Alt Fasıl hâlinde, evvelce
tedk̆îk̆ ettiğimiz bir bahse zeyil yapmak, dîğerinin de netîce kısmını tekrâr
etmek istiyoruz.<o:p></o:p></p>