Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (79)
-----
2022-04-30 00:00:00
<p style="margin-bottom: 0cm">“…Kendimde
ilmî bir cesaret vardır ki müsaadenizle bunu söyliyeyim:</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Ben Türk
Ermeni denilen bir kabilenin Türk çocuğuyum. Büyük Harbde
Atatürkün maiyetinde askerlikle Türkiye ve Türklük için
uğraştım. Ondan sonradır ki Türklüğün büyük hasretlerinin
[hasletlerinin] meclûbu olarak türkçe üzerindeki merakımı ve
etüdlerimi Avrupada ikmal ettim. Bulgar Üniversitesinde Türkçe
profesörlüğü yaptım. Bugün Türk Dil Kurumu üyesi ve ayni
zamanda Ankara Tarih, Dil-Coğrafya fakültesi doçenti bulunmakla
bahtiyarım. İşte bu sıfatla ve ilmî cesaretime güvenerek Bay
Sadri Maksudiyi suale çekmek vazifem olduğunu bütün Türk
milletine ve Türk münevverlerine beyan eylerim.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Biz bugüne
kadar Bay Sadri Maksudi arkadaşımıza, hiç de tetkike lüzum
görülmiyen bir mütehassıs olmak sanısı ile kendisini hürmete
şayan görüyorduk. [Bozuk cümle!] Fakat Türkiye Cumhuriyeti
hükûmetinin şüphesiz en mütehassıs dilcilerimize danıştıktan
sonra ortaya koyduğu ‘Deniz Bank’ sözüne itirazını o kadar
gayriilmî ve cahilâne gördük ki artık o zatın Türk ilim ailesi
içinde bir yeri olduğunu kabul edememekte mazurum.” (<i>Anadolu</i>
<i>Ajansı</i>,
<i>Tan</i>,
29.12.1937, s. 10; <i>Cumhuriyet</i>,
28.12.1937, s. 7; <i>Ulus</i>,
28.12.1937, s. 8)
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Dilaçar’a
ve “Şef”ine sormak l̃âzım:
Türkistan ve sâir Türk beldelerinde konuşulan “Türk lehçeleri,
Rusçayle karışmış geri lehçeler” ise, nîçin (inşâ
ettiğiniz Resmî Dilde) Anadolu Türkcesindeki İsl̃âm
Medeniyeti kaynaklı bâzı kelimeler yerine o lehçelerden ik̆tibâs
ettiğiniz kelimeleri ikâme ettiniz ve nasıl oluyor da “Güneş-Dil
Teorisi”ne nazaran fil̃anca
veyâ falanca kelime aslında Türkcedir iddiâsını isbât etmek
için o “Rusçayle karışmış geri Türk lehçeleri”ne
(bilhassa Yâkutçaya) istinâd ettiniz?
</p><p style="margin-bottom: 0cm"><font size="4"><b>Mânevî
linç ekibinin beşinci ismi Özdeş: “Osmanlı’dan kalma gramer
kitablarının yeri, sokak süprüntülerinin arasındadır!”</b></font></p><p style="margin-bottom: 0cm">Mensûb
olduğu Cemâat îcâbı çekirdekden Komitacı yetişen Mustafa
Kemâl̃’in
Erk̃ânıharbiye
Yüzbaşısı olarak tâyîn edildiği Şam’da, ilk işi,
“Milletin, zulüm ve istibdâdı
altında mahvolduğu, zevk̆
ve saltanatına düşkün, her zilleti irtik̃âb
edecek menfûr şahsıyet”<i>
</i>Abdülhamîd Hân’ı devirmek
gâyesiyle çalışan Vatan ve Hürriyet Komitasını têsîs etmek
olmuştu (Nisan 1906). (<i>Yeni Söz</i>,
17.3.2019/177; 30.6.2019/279) Komitasına mensûb olan ve kendisine
her zaman sâdık kalanlardan biri de L̃utfî
Müfîd Özdeş (Kırşehir, 1874 – İstanbul, 18.4.1940) idi. Dâvâ
arkadaşının sadâkat̃ini
karşılıksız bırakmıyarak onu Kırşehir Meb’ûsu (1923-1939)
ve Târih Kurumu Âzâsı tâyîn etmiş, mâhûd Şark İstikl̃âl̃
Mahkemesi’nde de kendisine rol̃
vermişti. Bu bakımdan, “Tek Şef”in, Sadrî Maksudi’yi mânen
linç etmek üzere teşkîl ettiği ekibe Müfîd Özdeş’in de
dâhil edilmiş bulunmasına hayret etmemek l̃âzım…
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Sâhibinin
sesi” Özdeş’e nazaran da, “köhne kitablara aklını
bağlıyarak, Türk Dilinin ihyası yolunda çalışanların”
karşısına bir “barikad gibi” dikilmekden “utanmıyan
adamlara, herhangi bir ilim branşında profesörlük vazîfesi
verilemez”:
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Denizbank
terkibi hakkında bu gece Kırşehir mebusu Müfid Özdeş, radyo ile
şu mütalealarda bulunmuştur (<i>Ulus</i>,
28.12.1937, s. 8):</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Çok
hürmet ettiğim vatandaşlarım, türkler, belki şimdiye kadar
benim sesimi ve sözümü işitmediniz, ben daima bunu tercih ettim.
Fakat şimdi söylüyorum, eski bir asker olarak söylüyorum,
Atatürk’ün bir asker kumandan arkadaşı olarak söylüyorum.
</p><p style="margin-bottom: 0cm"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2022-04-29 at 14.42.00.jpeg" alt="WhatsApp Image 2022-04-29 at 14.42.00.jpeg"></span></p><p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%">“<font face="Times, serif"><font size="2">Sâhibinin
sesi” Müfid Özdeş de, Devlet Radyo’sundan, kendisine müdâfaa
hakkı tanınmıyan Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal’a, mugâl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">atadan
ibâret bir nutukla taarruz ediyor, onun köhne Osmanlı gramer
kitablarına takılıp kaldığını, bunun için “Denizbank”
tâbirine îtirâz ettiğini iddiâ ediyordu… Hâlbuki, Kemalist
Rejim, o kitabları sokak süprüntüleri arasına fırlatmıştır!
Binâenaleyh, bu kadar köhne bir zihniyetin temsîlcisine Türkiye
üniversitelerinde kürsü verilemez!</font></font></p><p style="margin-bottom: 0cm"><font face="Times, serif"><font size="2">***
</font></font>
</p><p style="margin-bottom: 0cm"></p><p style="margin-bottom: 0cm">“Ben oldum
olasıya türküm ve türklüğe âşıkım. Türk dili, benim, küçük
yaştan beri çok alâka ile takib ettiğim zengin hazinedir. Ne
yazık ki, ben bütün klâsik mektebleri takib ederken, buralarda
türkçe öğretilirken, benim sevgili doğum yerim olan Kırşehirdeki
türkçemi hatırlatan bir tek kelime demiyeyim, bir cümleye tesadüf
edememekle, uzun zaman bedbahtlık duydum. Çünkü osmanlı grameri
diye elimize sunulan kıtabı türkî [<i>Kitâb-ı
Türkî</i>], türk âleminin
genişliğini, zenginliğini bilmiyen bir takım hoca taslakları
tarafından, tabir yerinde midir bilmem, imparatorluk grameri diye
ortaya atılmış kitabdan başka bir şey değildi.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Bu gramer
kitabında türkçe unutulmuştur. Osmanlı dili ileri sürülmüştür.
Bu dilde güya arabca, farsca ve ne yazık yüzünü görme
nasibesinden türkleri mahrum kılan türkçe. [Bozuk cümle!] Bu
gramerde türlü kaideler vardır. Bunlar bilinmedikçe osmanlı dili
öğrenilemez.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Bu
gramercilerin türklüğe ve türk
diline yaptıkları hiyaneti izah çok uzun ve güçtür. Onu yeni
türk tarihine bırakıyorum.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Fakat
artık anlamak lâzımdır ki bu dil, kafa şaşkınlığının
şuursuz eserleri idi. Teşekküre şayandır ki cumhuriyet
hükûmetinin Kültür Bakanı bu safsata dolu ve türk zekâsını
paslandırmaktan başka bir vazife yapamıyan köhne, köhne olduğu
kadar kıymetsiz olan kitabları Türkiye cumhuriyetinin gür
gençleri ile dolu mekteblerinin kapısı dışına, sokak
süprüntücülerine atmıştır. Şimdi benim buruda söyliyeceğim
şudur:</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Bu
süprüntülere karışmış olan köhne zihniyetle yazılmış
kitabları esas tutan, köhne kitablara aklını bağlıyarak,
bugünkü türk gençliğini ve uyanık âleme karşı hâlâ bu
çürük temellere dayanarak, türk dilinin ihyası yolunda
çalışanların barikadı gibi kendini göstermiye utanmıyan
adamlara, bu Türk gençliğinin herhangi bir ilim branşında
mürebbîliği, profesörlüğü vazifesi verilebilir mi? [Cümle,
asıl metinde böyle bozuktur…] İşte Türkiye cumhuriyeti Kültür
Bakanının buna cevab vermesine bütün türk âlemi, bilhassa türk
gençliği intizar ediyor.” (<i>Ulus</i>,
28.12.1937, s. 8; <i>Cumhuriyet</i>,
28.12.2021, s. 7)
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Ne demişler?
“Şecâat̃
arzederken merd-i Kıptî, sirkat̃in
söyler!”</p><p style="margin-bottom: 0cm"><font size="4"><b>Mânevî
linç ekibinin altıncı ismi Atay, Radyo konferansında, “Güneş-Dil
Teorisi”ni mutlak hak</b></font><font size="4"><b>̆</b></font><font size="4"><b>îkat</b></font><font size="4"><b>̃</b></font><font size="4"><b>
gibi takdîm etti</b></font></p><p style="margin-bottom: 0cm">Mânevî linç
için vazîfelendirilen altıncı isim, <i>Ulus</i>
Başmuharriri ve Ankara Meb’ûsu Falih Rıfkı Atay’ın,
Denizbank hakkında Kemalist Meclis’deki yeni karârı tâk̆îben
verdiği “Radyo konferansı”, tek kelimeyle, mugâl̃atadan
ibârettir. Tankut ve Özdeş gibi o da, “Osmanlı devrinin kısır
asırlarında mahdud kafaların uydurduğu gramer” olmakla ithâm
ettiği Türk gramerini reddediyor. Hâl̃
böyle olunca, “Denizbank”ın, uydurdukları yeni gramere nazaran
“Türkce” olduğunu îl̃ân
etmelerinin önünde bir mâni kalmıyor! Ayrıca, seneler sonra
“Güneş-Dil Teorisi”ne hiç inanmamış olduğunu beyân eden
Atay’ın (“Ben bu teoriye hiçbir zaman inanmamıştım.”
–<i>Çankaya</i>,
1980: 479-), radyo konuşmasında, bu sahte teoriyi genclere mutlak
hak̆îkat̃
gibi takdîm etmesi bir ibret mevzûudur:
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Sayın
yurddaşlarım;
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Kamutayda
‘Deniz Bank’ tabiri münasebetile açılan bir münakaşanın
türlü tezahürlerini ve bunun üzerine kıymetli dil âlimlerimizin,
hükûmetin bu ünvanı tercih edişindeki isabeti izah eden
sözlerini işittiniz. Ben bu izahlara yeni bir şey ilâve etmek
için karşınıza çıkmıyorum.</p>