Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (77)
-----
2022-04-28 00:00:00
<p style="margin-bottom: 0cm">“<font size="4"><b>Güneş-Dil
İnk</b></font><font size="4"><b>̆</b></font><font size="4"><b>il</b></font><font size="4"><b>̃</b></font><font size="4"><b>âbı”nın
banka isimleri mîrâsı</b></font></p><p style="margin-bottom: 0cm">Mayakon’un
şu mantık sefâletine ne demeli? “Şef”inden aldığı emir
üzerine, aynı “mantık”la, El̃âziz’in
“Elazığ”dan bozma olduğunu “isbât eden” de yine o değil
miydi?</p><p style="margin-bottom: 0cm">Sadri
Maksudi’nin, daha evvel, Türk kavâidine muvâfık olarak, “Zirâat
Bankası, İş Bankası, Merkez Bankası” gibi isimler verilmiş
olmasını emsâl̃
göstermesine mukâbele olarak:
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“İş
bankası, Merkez bankası, Ziraat bankası terkiplerine gelince
bunların da böyle olmaları ve kalmaları gramer icabıdır. Çünkü,
bu üç kıymetli ve millî müessesemizin kanunî ünvanları
Türkiye İş bankası, Cümhuriyet Merkez bankası, Türkiye Ziraat
bankasıdır.” diyor!
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Yânî g̃ûyâ
bu husûstaki gramer kâidesini kânûn tesbît etmiş ve şimdi, bir
başka kânûnla, bu gramer kâidesi değiştirilebilirmiş!
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Nitekim,
böyle olmasa imiş, onlara da pekâl̃â
“İşbank, Merkezbank, Tarımbank” adları verilebilir ve bu da
pek güzel olurmuş!
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Vâ esefâ ki
Kemalizmin bu hezeyânı dahi günümüzde realite olmuştur: İşbank,
Ziraatbank, Halkbank, Akbank, Anadolubank, Finansbank, Şekerbank,
Adabank, Alternatif Bank, Burganbank, Odeabank, v.s.
</p><p style="margin-bottom: 0cm"><font size="4"><b>Mânevî
linç ekibinin ikinci ismi Tankut, “bank”ın da “Öztürkce”
olduğunu iddiâ etti!</b></font></p><p style="margin-bottom: 0cm">Mânevî linç
ekibinin ikinci ismi, “Denizbank” tâbirindeki “bank”ın dahi
“Öztürkce” olduğunu iddiâ edecek kadar “Güneş-Dil
ilmi”nde derinleşmiş olan Maraş
Meb’ûsu Prof. Hasan Reşid (gazetedeki imlâ “Reşid”
şeklinde; bilâhare bütün “-id”leri “-it”leştirdiler)
Tankut’tur. Kemalizm nâmına konuşan Tankut, ayrıca, “Osmanlı
grameri”nin reddedilip onun yerine yeni bir gramer ikâmesi için
çalışlıdığını haber veriyor. Binâenaleyh onların
“Denizbank”ın Türkce olduğuna dâir iddiâları da, ancak
uydurma dillerinin uydurma gramerine nazaran vâriddir:</p><p style="margin-bottom: 0cm">“B. Sadri
Maksudinin itirazı yerinde olmadığı gibi ilmî de değildir. Ve
bu itiraz beklenilmiyen bir şekilde beklenilmiyen bir profesörden
geldi. Bay Sadri Maksudi Deniz Bank sözünün çok işlenmiş
türkçemizin gramerine göre yanlış olduğunu, Sümer Bank isminin
de ayni surette yanlışlığını zikretti. Bir defa teessüfle ve
cesaretle arzetmeliyim ki, biz Türkçemizi lâyık olduğu veçhile
hâlâ işlemiş bulunmuyoruz. Şunu da ilâve etmeliyim ki B. Sadri
Maksudinin hepimiz gibi bellediği ve şimdi dayandığı Osmanlı
grameri Türk dili grameri olmak kıymetinden o kadar uzak olduğu
tebeyyün etmiştir ki, evet bu eski kitabın bellenmesine devam
etmek Cümhuriyet gençliğini iğfal etmek olacağı kanaatile bu
kitab bugün mekteblerden atılmıştır. Bugün türk dilini yeniden
derin ve geniş servetine kavuşturmak, onun yeniden kamusunu,
gramerini vücuda getirmek mecburiyetile karşı karşıya bulunmakta
olduğumuzu ve Türk dilinin ihyasına aid mukaddes vazifemizi hâlâ
başaramamakta bulunduğumuzu itiraf etmeliyim. […]</p><p style="margin-bottom: 0cm"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2022-04-27 at 11.12.12.jpeg" alt="WhatsApp Image 2022-04-27 at 11.12.12.jpeg"></span><br></p><p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2">(?
târihli </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Cumhuriyet
</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">gazetesinden;
<a href="https://9lib.net/document/9ynk6mpy-%C3%B6mer-as%C4%B1m-aksoy-un-an%C4%B1lar%C4%B1-tdk-de-y%C4%B1l.html">https://9lib.net/document/9ynk6mpy-%C3%B6mer-as%C4%B1m-aksoy-un-an%C4%B1lar%C4%B1-tdk-de-y%C4%B1l.html</a>;
14.12.2021) </font></font>
</p><p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%">“<font face="Times, serif"><font size="2">Denizbank”taki
Fransızca “bank (</font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>la
banque</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">)”
kelimesinin Türkce asıllı olduğunu iddiâ eden “Güneş-Dil
âlimi” Hasan Reşit Tankut, (Ömer Asım Aksoy ve aynı
zihniyetteki –Velidedeoğlu gibi- sâir müfsidlerle berâber)
meş’ûm 27 Mayıs İhtil</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">âl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">inin
mahsûl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">ü
olan Esâsiye Kânûnundaki (“Anayasa”larındaki) Uydurmaca
kelimelerin de îmâl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">âtçılarından
biriydi… Uydurmacaya, bu metinle, kalıcı olarak Resmî Dil
statüsü kazandırıldı…</font></font></p><p style="margin-bottom: 0cm"><font face="Times, serif"><font size="2">***
</font></font>
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Bay Sadri
Maksudinin merak etmeleri ihtimalini düşünerek şunu da ilâve
edeyim ki, Deniz Bank mürekkeb adını teşkil eden sözlerden deniz
kelimesi kadar bank kelimesi de türkçedir. Arzu buyururlarsa bunun
uzun izahını Türk Dili Kurumundan ve Türk Dil fakültesi
profesörlerinden tahkik buyurmaları çok kolaydır. Ben burada
sadece hepimizin bildiğimiz –baç- ve kendilerinin de çok iyi
bilmesi lâzımgelen –bân- sözlerini hatırlatmakla iktifa
edeceğim. Türkçede bu kelimelere taahhüd, para taahhüdü ve borc
manalarını verirler. Garb lisanlarındaki bank, banka, banko
muahhar şekilleri eski kelt ve got dillerinden alınmadır. O
devirlerde de –bân- şekilleri vardı.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Her halde
Deniz Bank çok yerinde ve tam Türk dili bünyesine uygun bir
isimdir. Sayın Kamutayın bu ismi kabul buyurmalarında isabet
olacağını derin hürmetlerimle arzederim.” (<i>Anadolu
Ajansı</i>,<i>
Cumhuriyet</i>, 28.12.1937, s. 7;
<i>Akşam</i>,
28.12.1937, s. 8)</p><p style="margin-bottom: 0cm"><font size="4"><b>Mânevî
linç ekibinin üçüncü ismi Uzgören’e nazaran, Sadri Maksudi,
“Hiçbir şey bilmiyen”, buna rağmen, “cehlinin farkında
olmıyan bir gâfildir”, “Türk gencliğine ders vermiye l</b></font><font size="4"><b>̃</b></font><font size="4"><b>âyık
değildir”</b></font></p><p style="margin-bottom: 0cm">Mustafa Vedid
(bilâhare “Vedit”) Uzgören <font style="font-size: 11pt">(İstanbul,
1897 – 30.1.1970), Başvek</font><font style="font-size: 11pt">̃</font><font style="font-size: 11pt">âlet
Husûsî Kalem Müdürü iken, “Tek Şef” tarafından İnönü’nün
yerine Bayar’ın geçirilmesi üzerine, yine onun tarafından, o
esnâda boşalmış olan Kütahya Meb’ûsluğuna (V. Teşriî
Faâliyet Devresi: 1935-1939) tâyîn edilmişti (7.11.1937; </font><font style="font-size: 11pt"><i>Akşam</i></font><font style="font-size: 11pt">,
8.11.1937, s. 2). O, İnönü’nün en has adamlarından idi. “Tek
Şef”, onu, kendisi ile “Râdife”si arasında irtibâtı têmîn
etmesi için yakınına almış, işret sofrasının müdâvimleri
arasına sokmuştu. Nitekim, Mehmet Soydan'ın Nöbet Defterleri
üzerinde yaptığı araştırmaya nazaran, Uzgören, 1937'de 25 ve
1938'de 24, toplam 49 def'a, bu sofraların dâvetlisi olmuştur.
(Mehmet Soydan, “Atatürk'ün Sofrasına Çağrılı Olanlar”,
</font><font style="font-size: 11pt"><i>Milliyet</i></font><font style="font-size: 11pt">,
13 Kasım 1981, s. 7. Kendisinden, “Mustafa Kemâl’in Hastalığı,
Ölümü, Cenâzesi” başlıklı araştırmamızda, “Tek Şef”in,
“Râdifesi” ile münâsebetleri ve onun yerine Bayar’ı
geçirmesi mes’elesi üzerinde dururken bahsetmiştik: </font><font style="font-size: 11pt"><i>Yeni
Söz</i></font><font style="font-size: 11pt">,
24.12.2018/96; 6-7.1.2019/109-110) </font>
</p><p style="margin-bottom: 0cm"><font style="font-size: 11pt">Filhak</font><font style="font-size: 11pt">̆</font><font style="font-size: 11pt">îka,
İsmet İnönü’nün kızı, (kayınpederi kadar Müslümanlığa
hasım) gazeteci Metin Toker’in eşi Özden Toker’le (d. 1930)
2014’te yapılan bir mül</font><font style="font-size: 11pt">̃</font><font style="font-size: 11pt">âkattan,
Uzgören’in, “Büyük Şef” ile “Râdife”si arasında bir
nevi irtibât mêmuru gibi çalıştığı anlaşılıyor:</font></p><p style="margin-bottom: 0cm">"Vedit
Uzgören Atatürk'ün yanında vazife görmüş. Başbakan olunca
Atatürk onun babamın yanına gelmesini istemiş. Babam
Başbakanlık'tan ayrıldıktan sonra da bizim evde oturmaya devam
etti. Bekâr bir adamdı. Bahçedeki müştemilatta oturur,
yemeklerini bizimle yerdi. Bazen sofradayken koridorun başındaki
telefon çalar, yardımcımız yaklaşır Vedit Bey'e bir şeyler
söylerdi. Vedit Bey de babama gidip ‘Paşam beni yukarıdan
çağırıyorlar’ deyip izin ister ve konuşmaya giderdi. Bazen
daha biz sofrayı kaldırmadan geri gelir, tekrar babama bir şeyler
söyler ve yerine otururdu. Sanki e-mailleşirlerdi!
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Aynı
durum Sabiha Gökçen için de geçerliydi. O sırada Ankara'da
görevli olmasına rağmen hafta sonları İstanbul'a gidip Atatürk'ü
ziyaret ederdi. Dönüşünde muhakkak bizi ziyaret eder, Atatürk'ten
haberler verirdi.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Celal
Bayar da aynı şekilde Ankara'ya geldikçe haber getirirdi.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Babam ve
Atatürk'ün askerlikten kalma ortak arkadaşları vardı. Babamdan
haber almak için Atatürk onları eskisinden daha çok köşke
çağırır olmuştu...</p><p style="margin-bottom: 0cm">“İnönü
ve Atatürk, siyasi tartışmalarının ötesinde iki iyi dosttu.
Dargın oldukları günlerde Atatürk'ün tek merak ettiği şey,
İsmet İnönü'nün siyasi faaliyetleri ya da kimlerle görüştüğü
değildi. Gündelik hayatta neler yaptığını, nasıl vakit
geçirdiğini de bilmek istiyordu...</p><p style="margin-bottom: 0cm">"Köşke
son kez Ülkü'nün yaş gününde gittim. Atatürk geldi, aramızda
dolaşıp çocuklarla konuştu. Benimle hususi olarak ilgilendi.
‘Babanın İngilizcesi ne durumda? Tuttuğu hocadan memnun mu?
Neler okuyor? Bahçede gene dolaşıyor mu? Ağaçlara merakı devam
ediyor mu? Viyolonsel çalıyor mu?’ diye sordu.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Belliydi
ki Atatürk babamın bütün yaptığı şeyleri takip ediyordu!"
(Kübra Par’ın röportajı, 7.9.2014;
<a href="https://www.haberturk.com/yasam/haber/987633-ataturk-gozu-karaydi-ama-inonu">https://www.haberturk.com/yasam/haber/987633-ataturk-gozu-karaydi-ama-inonu</a>;
10.12.2021)
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Uzgören,
“Millî Şef” devrinde de, Kütahya Meb’ûsluğuna devâm etti
(VI. ve VII. Teşriî Devreler: 1939-1943 / 1943-1946).
</p><p style="margin-bottom: 0cm">14 Temmuz
1939 târihli <i>Kütahya
Gazetesi</i>’nde, şöyle bir
beyânâtı dikkat̃i
çekiyor:</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Millî
Şef’in milletimize yakınlığı ve milletin Şef’e bağlılığı
kadar dünyanın hiçbir tarafında millet ve şef yakınlığı
görülmemiştir; bu samîmî bağ ve birliğin tarihimizde de
benzeri yoktur…” (Arda Erdeğer, <i>İsmet
İnönü Dönemi Kütahya Milletvekilleri ve Faaliyetleri
-1939/1950-</i>, Yük. Lis. Tezi,
Dumlupınar Üni., 2018, s. 69)
</p><p style="margin-bottom: 0cm">1947’de
Meksika Orta Elçisi tâyîn edildi:</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Cumhurbaşkanı
İsmet İnönü, dün, yeni vazifesine gitmek üzere bulunan Meksika
Ortaelçisi Vedit Uzgören’i kabul buyurmuşlar ve öğle yemeğine
alıkoymuşlardır.” (<i>Anadolu
Ajansı</i>, <i>Ulus</i>,
7.10.1947, s. 1)
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Bu vazîfesi
üç sene sürdü: 29.9.1947 – 28.7.1952.
(<a href="http://meksika.be.mfa.gov.tr/Mission/MissionChiefHistory">http://meksika.be.mfa.gov.tr/Mission/MissionChiefHistory</a>;
10.12.2021)</p><p style="margin-bottom: 0cm">Onu, 1954’te,
“UNESCO Genel Sekreteri” sıfatıyle, UNESCO neşri <i>Kültür
Dünyası</i> mecmûasının (15
Şubat 1954, sayı 2) Mes’ûl Müdürü olarak görüyoruz.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Faâliyetlerinin
ve hayâtının sonraki safhaları, tamâmen mechûl̃ümüz…
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Onunla
al̃âkalı
şu iki bilgiyi de kaydedelim:</p><p style="margin-bottom: 0cm">Vedid
Uzgören, kooperatifçilik sâhasında isim yapmış, Ankara Memurlar
Kooperatifi’nin müessisi, 29 sene zarfında Türk Kooperatifçilik
Kurumu Reîsi, 1948’de Halk Bankası Umûm Müdürü, bil̃âhare
TC Merkez Bankası İdâre Hey’eti Âzâsı Nusret Uzgören’in
(Niş, 24.5.1898 - 22.11.1991) (Nail Tan, “Ölümünün 20. Yılında
Büyük Kooperatifçi Nusret Namık Uzgören’i Anarken”,
<i>Kooperatif Postası Karınca</i>,
Kasım 2011, sayı 899, s. 9; Selçuk Alparslan, aynı mecmûa, ss.
14-15) ağabeyi idi. Babasının arkadaşı olan Nusret Uzgören’i
kendi çocukluk çağından îtibâren şahsen tanımış olan Prof.
Dr. Güngör Uras’a nazaran:</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Nusret
Uzgören, hali vakti yerinde bir Osmanlı ailesinin çocuğu idi.
Ağabeyi Vedit Uzgören ile birlikte yabancı dadılar elinde
büyümüştü… […] 1915 yılında, babası Namık Bey,
[İtalya’daki] Brindizi Konsolosluğuna tayin edilmişti…”
(Güngör Uras, “Nusret Uzgören”, <i>Karınca</i>,
aynı sayı, s. 6)
</p><p>
</p><p style="margin-bottom: 0cm">TED Ankara
Koleji’nde yirmi sene İngilizce muallimliği yapan, Kemalizme
fanatik merbûtiyetiyle iftihâr eden Meral Uzgören (d. 1927),
Nusret Uzgören’in kızıdır. Vedid Uzgören, bu yeğenini çok
severmiş… (<i>TED Ankara Koleji
Mezunları Derneği Dergisi</i>,
Temmuz 2010, ss. 46-47)</p>