Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (70)
-----
2022-04-21 00:00:00
<p>“<font face="Times, serif"><font size="4"><b>Halk,
onun mübârek ayaklarının salonu şereflendirmesine intizâr
ediyor” ve o salonda “Diyârbekir”, “Diyarbakır” oluyor</b></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">Nitekim,
sâdece mezk̃ûr iki günün haberlerine dikkat̃ ederek,
“Diyârbekir”in “Diyarbakır”a dönmesi için, “Büyük
Şef”in, kısacık bir nutkunda, onu bu şekilde zikretmesinin
k̃âfî geldiğini görüyoruz… Bir kerre daha: “Mutlak Şef”ten
başka kim böyle bir tasarrufta bulunabilirdi ki! Haberi, </font><font face="Times, serif"><i>Cumhuriyet</i></font><font face="Times, serif">
gazetesinden, aynen nakledelim:</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Diyarbakır
16 [Doğrusu: 15 İkinciteşrîn 1937] (A.A.) – Bu akşam saat 18
de Diyarbakırı şereflendiren Atatürk, akşam yemeğinden sonra
maiyetlerinde Başvekil Celâl Bayar ile Dahiliye ve Nafia Vekilleri
[Şükrü Kaya ve Ali Çetinkaya], ordu müfettişi ve birinci umum
müfettiş ve sair zevat olduğu halde ilkönce Halkevini, onu
müteakıb Ordu Evini ve Vilâyete mahsus ikametgâhı teşrif
buyurmuşlardır. Gerek güzergâhta gerek binaların içinde bulunan
binlerce vatandaş candan gelen tezahürlerle Atatürke tazim ve
tahassürlerini arzetmişlerdir.</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Atatürk,
Halkevinden doğruca konferans salonuna azimet buyurarak burada
mübarek kudümlerine intizar eden zabitan, memurin ve belediye
erkânı ve iki bini mütecaviz kadın, erkek vatandaşın fasılasız
ve sürekli alkışları arasında kendilerine tahsis edilen locayı
teşrif etmişler ve sahnede Halkevi [alafranga] musiki heyeti
tarafından büyük bir meharetle çalınan parçaları takdirle
dinlemişlerdir.</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Bundan
sonra Atatürk, halka teveccüh ederek şu sözleri söylemişlerdir:</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">‘<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">-
20 sene sonra tekrar Diyarbakırda bulunuyorum. Dünyanın en güzel
ve en modern bir binası içinde, modern, nefis bir musiki dinliyerek
beşeriyetin medenî bir halkı huzurunda, bu halkın evinde… </font></font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">‘<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Bundan
duyduğum zevk ve saadetin nekadar yüksek olduğunu elbette takdir
edersiniz. Bunu kaydetmekle bahtiyarım.’ ” (</font><font face="Times, serif"><i>Cumhuriyet</i></font><font face="Times, serif">,
16.11.1937, s. 1)</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">İşte,
ben merkezli bu basît hitâbede, sihir, onun şu ilk sözünde: “20
sene sonra tekrar Diyarbakırda bulunuyorum”… “Büyük Şef”,
dört cümlelik hitâbesinde, “Diyârbekir”den “Diyarbakır”
şeklinde bahsediyor ve bir ânda şehir, “Diyarbakır” oluyor!
Îtirâz yok! “Nîçin böyle?” sorusu da yok! Çünki Rejim,
vatandaşa, “Büyük Şef”in hikmetinden suâl̃ olmıyacağını
öğretmiş bulunuyor… </font></font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">Böylece,
“Diyârbekir”in kim tarafından ve nasıl “Diyarbakır”a
çevrildiğini öğrenmiş olduk… L̃âkin merâkımız bitmedi:
Suâl̃ etmemek îkâzına rağmen, “Büyük Şef”in neden böyle
bir tasarrufta bulunduğunu öğrenmek istiyoruz. Bizim gibi
haddinibilmezlere cevâb, bu işler için vazîfeli olan “Güneş-Dil
âlimleri”nden geliyor… Bakalım, akılceğimiz, onların bir
hârika olan ilmî îzâhlarını idrâk̃e kifâyet edecek mi?</font></font></font></p>
<p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“<font size="4"><b>Zavallı
Diyârbekir!”</b></font></p>
<p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“Güneş-Dil
âlimleri”nin îzâhatına kulak vermeden evvel, “Diyârbekir”
hakkında, onlardan biriyken “irtidâd” etmiş olan İsmail Hâmi
Danişmend’den yukarıda naklettiğimiz târihî mâl̃ûmâtı
hatırlıyalım:</p>
<p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“...Başka
memleketlere ait uydurmalardan hiç biri tutunamayıp unutuldu,
gitti. Fakat kendi vatanımıza ait uydurmalarımız okul kitaplarına
bile girdi. Meselâ zavallı Diyarbekir Vilâyetinin adını
‘Diyarbakır’a çevirdik. Halbuki çeşitli kaynaklarda ve meselâ
(Mahmut Esat Efendi) merhumun ‘Tarih-i Din-i İslâm’ adındaki
eserinin 1327’de yayınlanan birinci cildinin 133-134’üncü
sayfalarında açıklandığı gibi, Milâddan önce ikinci yüzyılda
Arapların ‘Bekir bin Vail’ kabilesi İran’ın Eşkâniyan
hükümdarlarından (Birinci Mihridad) tarafından o bölgeye
yerleştirilmiş olduğu için oraya ‘Diyarbekir’ denilmiştir.”
(Dânişmend 1978/I: 231)</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif"><font size="4"><b>Güneş-Dil
âlimleri”, “Diyarbakır”a “ilmî bir îzâh” bulmak için
nasıl seferber oldular?</b></font></font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Büyük
Şef”, 15 Kasım 1937 günü, trenle vâsıl olduğu Diyârbekir’de,
akşam yemeğini müteâk̆ib, Halkevi’ni teşrîf ediyor, “mübârek
kudümlerine intizâr eden iki bini mütecâviz” dâvetlinin coşkun
alkışları arasında Konferans Salonu’na dâhil oluyor, evvel̃â
“modern, nefîs” yânî alafranga “bir mûsık̆î dinlemekle”
“büyük zevk̆ ve saâdet” duyuyor, arkasından, kendisiyle
berâber bu "modern“ mûsık̆î”yi dinledikleri için
“beşeriyetin medenî bir halkı” olmak pâyesini kazanan
topluluğun huzûrunda dört cümlelik bir hitâbe îrâd ederek
memnûniyetini izhâr ediyor ve sözüne, varlığıyle
şereflendirdiği şehrin iki bin senelik ismini “Diyarbakır”a
çevirirek başlıyor… O ândan îtibâren, “Diyârbekir”,
artık, sorgusuz-suâl̃siz “Diyarbakır” olmuştur!</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">Nîçin
böyle olmuştur? Çünki şehrin kadîm ismi, aslında, bu bakır
mâdeni mıntıkasına binlerce sene evvel hicret eden
“Brakisefaller”den (-bilmiyenler için- “Türkler”den) bir
hâtıra, bir iz olarak “Diyarbakır” imiş, l̃âkin Arab
tel̃affuzuyle, isim, “Diyârıbekir”e dönmüş… </font></font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Dâhî
Başbuğ” bunun böyle olması l̃âzım geldiğine hükmetmiştir
ve şimdi bunun bir “târihî hak̆îkat̃” olduğunu isbât işi,
“Güneş-Dil mêmûrları”na düşmektedir… </font></font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Diyârbekir”in
aslında “Diyarbakır” olduğu “târihî hak̆îkat̃”inin
isbâtına dâir bütün safhalara vâkıf olmak için elimizde
birinci derecede bir kaynak bulunuyor: </font><font face="Times, serif"><i>Türk
Dili Türkçe-Fransızca Belleten; Bulletin publié par la Société
Linguistique Turque</i></font><font face="Times, serif">,
No 29-30, Haziran – Juin 1938, İstanbul: Devlet Basımevi, 191 s. </font></font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Ulu
Önderin kutsal eliyle kurulan, onun tarafından korunan, çalışmaları
onun yüksek dehasının ışıklariyle ilerleyen” “Türk” Dil
Kurumu’nun (mezk̃ûr mêhaz, s. 68) nâşiriefkârı olan
mecmûanın bu sayısı, bir “Güneş-Dil Teorisi” fevkal̃âde
nüshası mâhiyetindedir. Bu sayının ilk 67 sayfasında, iki
“Güneş-Dil âlimi” (Prof. Hasan Reşit Tankut ve Prof.
Şemsettin Günaltay), “Dil ve Tarih Tezlerimiz Üzerine Gerekli
Bazı İzahlar” başlığı altında Kemalist “Târih ve Dil
Tezleri”ni îzâh ediyor ve bu “Tezler”in ilmî usûl̃e ne
kadar muvâfık olduğunu “isbât ediyorlar”… Müteâk̆ib 68
il̃â 112. sayfalarda, “Diyarbakır Adı Üzerine Çalışmalar”
başlığı altında, “Diyârıbekir” isminin aslında Türkce
olup Türkce isminin bozulmasıyle bu tel̃affuz şeklinin revâc
bulmuş olduğunun “Güneş-Dil âlimleri” tarafından ve birkaç
gün içinde “isbât edilmesi”ne müteallik̆ harâretli
çalışmalar bütün safhaları ve toplantı zabıtlarıyle berâber
gözler önüne seriliyor… 113 il̃â 159. sayfaları, Ahmet Cevat
Emre’nin, insanda dil kâbiliyetinin teşekkülünü “Güneş-Dil
Teorisi”ne müsteniden “îzâh eden” Fransızca makâlesi işgâl
ediyor: “Essai sur la formation du langage; Étude comparative
d’après les principes de la Théorie de Soleil-Langage II”…
Onu, Agop Dilaçar’ın yine “Güneş-Dil Teorisi”ne nazaran
Fransızca “</font><font face="Times, serif"><i>agriculture</i></font><font face="Times, serif">
(zirâat)” kelimesini îzâh eden Fransızca makâlesi tâkîb
ediyor: “Étude sur le mot ‘agriculture’ ” (ss. 160-187)… </font></font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif"><font size="4"><b>Tek
Şef”in Diyârıbekir’e dâir hükmü ve “Güneş-Dil
mêmurları”na tâlimâtı şudur: “Bu şehrin asıl ismi Bakır
memleketi mânâsına olan Diyarbakır’dır ve o, artık bu isimle
tanınacaktır”; binâenaleyh vazîfeniz bu hükme mesned bulmaktır
</b></font></font></font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">İşte
bu mecmûadan öğreniyoruz ki eski Diyârbekir, yeni Diyarbakır’dan
Ergani’ye geçen “Büyük Şef”, 17 Kasım 1937 Çarşanba
günü, sabahın 3.45’inde, Kalem-i Mahsûs Müdürü Süreyya
Anderiman imzâsıyle, İbrahim Necmi Dilmen’e bir telgraf
çektirerek, ona, “Diyarbekir”in aslında “bakır memleketi
mânâsına Diyarbakır olması gerektiğini” isbât sadedinde
çalışmalar yapmak üzere, Dil ve Târih Kurumlarının güzîde
âlimlerini bir araya getirme vazîfesini veriyor. Telgrafın takdîmi
ve metni aşağıdaki gibidir:</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Türk
Dil Kurumu’nu kutsal eliyle kuran ve koruyan, çalışmaları
yüksek yaratıcı dehasının ışıklariyle ileri götüren Ulu
Önderimiz, 17.XI.1937 de Ergani’de iken, yüksek iradeleriyle[,]
Özel Büro Direktörlüğü şu telgrafı göndermiştir:</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Ergani,
17.11.1937, Saat: 3.45</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Aceledir:</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Bay
İ. N. Dilmen</font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Türk
Dil Kurumu Genel Sekreteri, Ankara</font></font></font></p><p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"><font color="#00000a"><font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2022-04-20 at 12.47.37.jpeg" alt="WhatsApp Image 2022-04-20 at 12.47.37.jpeg"></span><br></font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"><font face="Times New Roman, serif"><font color="#c00000"><font face="Times, serif"><font size="2">(</font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Tan,</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">
16.11.1937, s. 1)</font></font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"><font color="#c00000">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif"><font size="2">Tek
Şef”in dört cümlelik ben merkezli basît bir hitâbesinde,
“Diyârbekir”i “Diyarbakır” olarak zikretmesiyle, bir ânda,
şehrin iki bin senelik ismi değişti; “Güneş-Dil âlimleri”,
müteâk̆iben, yine onun emriyle, “Diyarbakır” tâbirine g̃ûyâ
“ilmî” bir kılıf giydirdiler… Ahmet Emin Yalman, Sertel’ler
ve Halil Lûtfi Dördüncü’nün </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Tan</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">
gazetesinin 16 Kasım 1937 târihli nüshasında, bir gün evvel
“Diyârbekir” olan şehirden artık “Diyarbakır” diye
bahsediliyor: “Atatürk Diyarbakırda binlerce halkın coşkun
tezahüratile karşılandılar”… Aynı birinci sayfada, Kemalist
Totaliter Rejimin jenosid siyâsetine mârûz kalan Dersim’in (ki
“Tek Şef” onun ismini de “Tunceli’ne tahvîl etmişti)
eşrâfından (onlara nazaran “şâk̆îlerinden”) Seyit Rıza
ile 6 arkadaşının -büyük bir memnûniyetle verilen- zul̃men
îdâm haberi… </font></font></font></font>
</p>