Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (70)

-----

<p>“<font face="Times, serif"><font size="4"><b>Halk, onun mübârek ayaklarının salonu şereflendirmesine intizâr ediyor” ve o salonda “Diyârbekir”, “Diyarbakır” oluyor</b></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">Nitekim, sâdece mezk̃ûr iki günün haberlerine dikkat̃ ederek, “Diyârbekir”in “Diyarbakır”a dönmesi için, “Büyük Şef”in, kısacık bir nutkunda, onu bu şekilde zikretmesinin k̃âfî geldiğini görüyoruz&hellip; Bir kerre daha: “Mutlak Şef”ten başka kim böyle bir tasarrufta bulunabilirdi ki! Haberi, </font><font face="Times, serif"><i>Cumhuriyet</i></font><font face="Times, serif"> gazetesinden, aynen nakledelim:</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Diyarbakır 16 [Doğrusu: 15 İkinciteşrîn 1937] (A.A.) – Bu akşam saat 18 de Diyarbakırı şereflendiren Atatürk, akşam yemeğinden sonra maiyetlerinde Başvekil Celâl Bayar ile Dahiliye ve Nafia Vekilleri [Şükrü Kaya ve Ali Çetinkaya], ordu müfettişi ve birinci umum müfettiş ve sair zevat olduğu halde ilkönce Halkevini, onu müteakıb Ordu Evini ve Vilâyete mahsus ikametgâhı teşrif buyurmuşlardır. Gerek güzergâhta gerek binaların içinde bulunan binlerce vatandaş candan gelen tezahürlerle Atatürke tazim ve tahassürlerini arzetmişlerdir.</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Atatürk, Halkevinden doğruca konferans salonuna azimet buyurarak burada mübarek kudümlerine intizar eden zabitan, memurin ve belediye erkânı ve iki bini mütecaviz kadın, erkek vatandaşın fasılasız ve sürekli alkışları arasında kendilerine tahsis edilen locayı teşrif etmişler ve sahnede Halkevi [alafranga] musiki heyeti tarafından büyük bir meharetle çalınan parçaları takdirle dinlemişlerdir.</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Bundan sonra Atatürk, halka teveccüh ederek şu sözleri söylemişlerdir:</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">‘<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">- 20 sene sonra tekrar Diyarbakırda bulunuyorum. Dünyanın en güzel ve en modern bir binası içinde, modern, nefis bir musiki dinliyerek beşeriyetin medenî bir halkı huzurunda, bu halkın evinde&hellip; </font></font></font> </p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">‘<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Bundan duyduğum zevk ve saadetin nekadar yüksek olduğunu elbette takdir edersiniz. Bunu kaydetmekle bahtiyarım.’ ” (</font><font face="Times, serif"><i>Cumhuriyet</i></font><font face="Times, serif">, 16.11.1937, s. 1)</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">İşte, ben merkezli bu basît hitâbede, sihir, onun şu ilk sözünde: “20 sene sonra tekrar Diyarbakırda bulunuyorum”&hellip; “Büyük Şef”, dört cümlelik hitâbesinde, “Diyârbekir”den “Diyarbakır” şeklinde bahsediyor ve bir ânda şehir, “Diyarbakır” oluyor! Îtirâz yok! “Nîçin böyle?” sorusu da yok! Çünki Rejim, vatandaşa, “Büyük Şef”in hikmetinden suâl̃ olmıyacağını öğretmiş bulunuyor&hellip; </font></font></font> </p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">Böylece, “Diyârbekir”in kim tarafından ve nasıl “Diyarbakır”a çevrildiğini öğrenmiş olduk&hellip; L̃âkin merâkımız bitmedi: Suâl̃ etmemek îkâzına rağmen, “Büyük Şef”in neden böyle bir tasarrufta bulunduğunu öğrenmek istiyoruz. Bizim gibi haddinibilmezlere cevâb, bu işler için vazîfeli olan “Güneş-Dil âlimleri”nden geliyor&hellip; Bakalım, akılceğimiz, onların bir hârika olan ilmî îzâhlarını idrâk̃e kifâyet edecek mi?</font></font></font></p> <p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“<font size="4"><b>Zavallı Diyârbekir!”</b></font></p> <p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“Güneş-Dil âlimleri”nin îzâhatına kulak vermeden evvel, “Diyârbekir” hakkında, onlardan biriyken “irtidâd” etmiş olan İsmail Hâmi Danişmend’den yukarıda naklettiğimiz târihî mâl̃ûmâtı hatırlıyalım:</p> <p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“...Başka memleketlere ait uydurmalardan hiç biri tutunamayıp unutuldu, gitti. Fakat kendi vatanımıza ait uydurmalarımız okul kitaplarına bile girdi. Meselâ zavallı Diyarbekir Vilâyetinin adını ‘Diyarbakır’a çevirdik. Halbuki çeşitli kaynaklarda ve meselâ (Mahmut Esat Efendi) merhumun ‘Tarih-i Din-i İslâm’ adındaki eserinin 1327’de yayınlanan birinci cildinin 133-134’üncü sayfalarında açıklandığı gibi, Milâddan önce ikinci yüzyılda Arapların ‘Bekir bin Vail’ kabilesi İran’ın Eşkâniyan hükümdarlarından (Birinci Mihridad) tarafından o bölgeye yerleştirilmiş olduğu için oraya ‘Diyarbekir’ denilmiştir.” (Dânişmend 1978/I: 231)</p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif"><font size="4"><b>Güneş-Dil âlimleri”, “Diyarbakır”a “ilmî bir îzâh” bulmak için nasıl seferber oldular?</b></font></font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Büyük Şef”, 15 Kasım 1937 günü, trenle vâsıl olduğu Diyârbekir’de, akşam yemeğini müteâk̆ib, Halkevi’ni teşrîf ediyor, “mübârek kudümlerine intizâr eden iki bini mütecâviz” dâvetlinin coşkun alkışları arasında Konferans Salonu’na dâhil oluyor, evvel̃â “modern, nefîs” yânî alafranga “bir mûsık̆î dinlemekle” “büyük zevk̆ ve saâdet” duyuyor, arkasından, kendisiyle berâber bu "modern“ mûsık̆î”yi dinledikleri için “beşeriyetin medenî bir halkı” olmak pâyesini kazanan topluluğun huzûrunda dört cümlelik bir hitâbe îrâd ederek memnûniyetini izhâr ediyor ve sözüne, varlığıyle şereflendirdiği şehrin iki bin senelik ismini “Diyarbakır”a çevirirek başlıyor&hellip; O ândan îtibâren, “Diyârbekir”, artık, sorgusuz-suâl̃siz “Diyarbakır” olmuştur!</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">Nîçin böyle olmuştur? Çünki şehrin kadîm ismi, aslında, bu bakır mâdeni mıntıkasına binlerce sene evvel hicret eden “Brakisefaller”den (-bilmiyenler için- “Türkler”den) bir hâtıra, bir iz olarak “Diyarbakır” imiş, l̃âkin Arab tel̃affuzuyle, isim, “Diyârıbekir”e dönmüş&hellip; </font></font></font> </p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Dâhî Başbuğ” bunun böyle olması l̃âzım geldiğine hükmetmiştir ve şimdi bunun bir “târihî hak̆îkat̃” olduğunu isbât işi, “Güneş-Dil mêmûrları”na düşmektedir&hellip; </font></font></font> </p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Diyârbekir”in aslında “Diyarbakır” olduğu “târihî hak̆îkat̃”inin isbâtına dâir bütün safhalara vâkıf olmak için elimizde birinci derecede bir kaynak bulunuyor: </font><font face="Times, serif"><i>Türk Dili Türkçe-Fransızca Belleten; Bulletin publié par la Société Linguistique Turque</i></font><font face="Times, serif">, No 29-30, Haziran – Juin 1938, İstanbul: Devlet Basımevi, 191 s. </font></font></font> </p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Ulu Önderin kutsal eliyle kurulan, onun tarafından korunan, çalışmaları onun yüksek dehasının ışıklariyle ilerleyen” “Türk” Dil Kurumu’nun (mezk̃ûr mêhaz, s. 68) nâşiriefkârı olan mecmûanın bu sayısı, bir “Güneş-Dil Teorisi” fevkal̃âde nüshası mâhiyetindedir. Bu sayının ilk 67 sayfasında, iki “Güneş-Dil âlimi” (Prof. Hasan Reşit Tankut ve Prof. Şemsettin Günaltay), “Dil ve Tarih Tezlerimiz Üzerine Gerekli Bazı İzahlar” başlığı altında Kemalist “Târih ve Dil Tezleri”ni îzâh ediyor ve bu “Tezler”in ilmî usûl̃e ne kadar muvâfık olduğunu “isbât ediyorlar”&hellip; Müteâk̆ib 68 il̃â 112. sayfalarda, “Diyarbakır Adı Üzerine Çalışmalar” başlığı altında, “Diyârıbekir” isminin aslında Türkce olup Türkce isminin bozulmasıyle bu tel̃affuz şeklinin revâc bulmuş olduğunun “Güneş-Dil âlimleri” tarafından ve birkaç gün içinde “isbât edilmesi”ne müteallik̆ harâretli çalışmalar bütün safhaları ve toplantı zabıtlarıyle berâber gözler önüne seriliyor&hellip; 113 il̃â 159. sayfaları, Ahmet Cevat Emre’nin, insanda dil kâbiliyetinin teşekkülünü “Güneş-Dil Teorisi”ne müsteniden “îzâh eden” Fransızca makâlesi işgâl ediyor: “Essai sur la formation du langage; Étude comparative d’après les principes de la Théorie de Soleil-Langage II”&hellip; Onu, Agop Dilaçar’ın yine “Güneş-Dil Teorisi”ne nazaran Fransızca “</font><font face="Times, serif"><i>agriculture</i></font><font face="Times, serif"> (zirâat)” kelimesini îzâh eden Fransızca makâlesi tâkîb ediyor: “Étude sur le mot ‘agriculture’ ” (ss. 160-187)&hellip; </font></font></font> </p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif"><font size="4"><b>Tek Şef”in Diyârıbekir’e dâir hükmü ve “Güneş-Dil mêmurları”na tâlimâtı şudur: “Bu şehrin asıl ismi Bakır memleketi mânâsına olan Diyarbakır’dır ve o, artık bu isimle tanınacaktır”; binâenaleyh vazîfeniz bu hükme mesned bulmaktır </b></font></font></font></font> </p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font face="Times New Roman, serif"><font color="#00000a"><font face="Times, serif">İşte bu mecmûadan öğreniyoruz ki eski Diyârbekir, yeni Diyarbakır’dan Ergani’ye geçen “Büyük Şef”, 17 Kasım 1937 Çarşanba günü, sabahın 3.45’inde, Kalem-i Mahsûs Müdürü Süreyya Anderiman imzâsıyle, İbrahim Necmi Dilmen’e bir telgraf çektirerek, ona, “Diyarbekir”in aslında “bakır memleketi mânâsına Diyarbakır olması gerektiğini” isbât sadedinde çalışmalar yapmak üzere, Dil ve Târih Kurumlarının güzîde âlimlerini bir araya getirme vazîfesini veriyor. Telgrafın takdîmi ve metni aşağıdaki gibidir:</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Türk Dil Kurumu’nu kutsal eliyle kuran ve koruyan, çalışmaları yüksek yaratıcı dehasının ışıklariyle ileri götüren Ulu Önderimiz, 17.XI.1937 de Ergani’de iken, yüksek iradeleriyle[,] Özel Büro Direktörlüğü şu telgrafı göndermiştir:</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Ergani, 17.11.1937, Saat: 3.45</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Aceledir:</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Bay İ. N. Dilmen</font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"> <font color="#00000a">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Türk Dil Kurumu Genel Sekreteri, Ankara</font></font></font></p><p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;"><font color="#00000a"><font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2022-04-20 at 12.47.37.jpeg" alt="WhatsApp Image 2022-04-20 at 12.47.37.jpeg"></span><br></font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"><font face="Times New Roman, serif"><font color="#c00000"><font face="Times, serif"><font size="2">(</font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Tan,</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2"> 16.11.1937, s. 1)</font></font></font></font></p> <p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"><font color="#c00000">“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif"><font size="2">Tek Şef”in dört cümlelik ben merkezli basît bir hitâbesinde, “Diyârbekir”i “Diyarbakır” olarak zikretmesiyle, bir ânda, şehrin iki bin senelik ismi değişti; “Güneş-Dil âlimleri”, müteâk̆iben, yine onun emriyle, “Diyarbakır” tâbirine g̃ûyâ “ilmî” bir kılıf giydirdiler&hellip; Ahmet Emin Yalman, Sertel’ler ve Halil Lûtfi Dördüncü’nün </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Tan</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2"> gazetesinin 16 Kasım 1937 târihli nüshasında, bir gün evvel “Diyârbekir” olan şehirden artık “Diyarbakır” diye bahsediliyor: “Atatürk Diyarbakırda binlerce halkın coşkun tezahüratile karşılandılar”&hellip; Aynı birinci sayfada, Kemalist Totaliter Rejimin jenosid siyâsetine mârûz kalan Dersim’in (ki “Tek Şef” onun ismini de “Tunceli’ne tahvîl etmişti) eşrâfından (onlara nazaran “şâk̆îlerinden”) Seyit Rıza ile 6 arkadaşının -büyük bir memnûniyetle verilen- zul̃men îdâm haberi&hellip;&nbsp;</font></font></font></font> </p>