Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (7)

-----

<p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt; background-image: initial; vertical-align: top;">֍ «Sizden evvelki nesiller arasında, Arz üzerinde fesâddan nehyederek arkalarında hayırlı iz bırakacaklar bulunmalı değil miydi? Onlardan kurtardıklarımız pek azdır! Zul̃medenler ise, içinde bulundukları refâha tâbi ve mücrimler oldular.</p> <p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt; background-image: initial; vertical-align: top;">«Rabb’in, elbette, ahâlîsi muslihler olan beldeleri zul̃men helâk̃ edecek değildi!» (Hûd -11-: 116-117) [“Felev lâ k̃âne minelkurûni min kabliküm”&hellip; “Kurûn”: “Karn”lar; nesiller; asır, çağ, zaman&hellip; Türkce “Kurûn-ı vustâ”: Orta-Çağ. “Kurûn-ı hâliye”: Hâl-i hâzır. “Kabl”: Evvel, mukaddem. Türkce “Kablettârih”: Târih evveli; yazının îcâdından ve mâdencilikden evvelki devri tedk̆îk̆ eden târih. “Kablelvukû”: Vukû bulmadan (evvel). “Kablelisl̃âm”: İsl̃âmdan evvelki devir. “Minelkurûni min kabliküm” ibâresi, herhâlde, “sizden evvelki zamânlarda” şeklinde de tercüme edilebilir&hellip; “Ûl̃û bak̆iyyetin”: Bak̆iyye sâhibleri&hellip; Prof. Muhammed Hamîdullâh, bunu, “<i>gens de meilleures traces</i> (daha iyi izlerin ehli, daha iyi izlere sâhib olanlar)” şeklinde tercüme ediyor. “<i>La trace</i>”, bir şeyin, arkasında bıraktığı iz demekdir. “<i>Des traces de pas sur la neige</i>”: Kar üzerindeki ayak izleri (adımlardan arkada kalan izler). Zâten Türkcede de “bak̆iye” (&lt; bak̆iyye), artakalan demekdir. “Bankadaki hesâb bak̆iyesi”: Muâmele sonrası hesâbda kalan mik̆dâr. “Bak̆iyyetüssüyûf”: Kılıç artıkları, muhârebe sonrası sağ kalanlar. “Hicretlerin bak̆iyyesi, hicrânlı duygular&hellip;” (Yahyâ Kemâl̃) Mezkûr tâbirin Régis Blachère’deki karşılığı, “<i>les gens de piété</i> (takvâ ehli)”dir. Türkceye de çok kerre “fazîlet sâhibleri” şeklinde tercüme ediliyor. Bu tâbir tercîh edilecek olursa, Âyetin ilk kısmı, «Sizden evvelki nesiller arasında, Arz üzerinde fesâddan nehyedecek fazîlet sâhibleri bulunmalı değil miydi?» şeklinde ifâde edilebilir. Hamîdullâh’ın mezk̃ûr tercümesi, Fransızcanın selîkasına uygun değildir; şîvesizlikle mâl̃ûl̃dür. Mâmâfih bize “arkalarında hayırlı iz bırakanlar” karşılığını ilhâm ediyor ve bu ifâde bize daha doğru geliyor. “Mimmen enceynâ minhüm”: “Onlardan kurtardıklarımız”; o nesillerin içinden, sizden evvelki zamanların cem’iyetleri içinden kurtardıklarımız&hellip; “Vettebe’allezîne zalemû mâ ütrifû fîhi”: “Zul̃medenler, içinde bulundukları refâha tâbi oldular”. Yânî hayâtlarını sâdece ve ne pahasına olursa olsun (zulmen, harâm yiyerek, başkalarını istismâr ve başkalarının haklarına tecâvüz ederek, kendilerinden başkalarını düşünmiyerek) zenginlik elde etmek, müreffeh, rahat yaşamak uğrunda tükettiler&hellip; Ve bu sebeble de “mücrimler oldular”; cezâyı hakkettiler&hellip; “Ve mâ k̃âne rabbüke liyühlikelkurâ bizul̃min”&hellip; “Liyühlike”: Helâk̃ edecek&hellip; “Mühlik̃”: Helâk edici, öldürücü. → “Bu hastalık sârî ve mühlikdir.” “Kurâ”: Karyeler, köyler, beldeler&hellip; Türkce “Kurâ-yi mütecâvire”: Civârdaki (komşu) karyeler. “Karyetü’l-Ensâr”: Medîne-i Münevvere. “Bizul̃min”: Zul̃men&hellip; Türkcede aynı cezirden dîğer kelimeler: Zulüm, zâlim, zul̃metmek, mazl̃ûm, mazl̃ûmâne&hellip; “Ve ehlühe muslihûne”: Ahâlîsi (&lt; “ehl”in çokluk şekli) muslihler (ısl̃âh ediciler) iken&hellip; “Mülk Küfr ile âbâd olur, zul̃m ile âbâd olmaz!”]&nbsp; <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt; background-image: initial; vertical-align: top;">֍ «Muhakkak ki bu Nebîlerin kıssalarında aklıselîm sâhibleri için ibret vardır! Bu, uydurma bir söz değildir; kendinden evvelkilerin tasdîk̆i ve her şeyin tafsîlidir! Îmân edecek bir kavm için bir hidâyet ve bir rahmettir!» (Yûsuf -12-: 111) [“Bu Nebîlerin”: Yûsuf emsâl̃i bu Nebîlerin&hellip; “Ülülelbâb”: “Aklıselîm sâhibleri”&hellip; “Bu, uydurma bir söz değildir”: Bu Kur’ân, uydurma bir söz, beşer eseri değildir&hellip;]</p><p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"></p><p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aral%C4%B1k-2021/mustafakemal-yesevizade.png" alt="mustafakemal-yesevizade" style="font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif;"></p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">&nbsp;</span></p> <p class="MsoNormal" style="line-height:normal"><span style="font-size:10.0pt; font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">Us Kardeşlerin (Mehmet Asım, Hakkı Tarık, Hasan Rasim Us) <i>Vakıt</i> [<i>Vak̆it</i>] gazetesinin 29 Teşrînievvel 1929 târihli nüshasının birinci sayfasından&hellip; Resmin hemen altında, Farmason gazeteci, muharrir ve mütercim (“Toplu İğne” nâmımüsteârlı) Mehmet Nurettin Artam’ın başmakâlesi mündericdir: <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">“Türkün Büyük Günü<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">“Asırlardanberi eski akınlarının, artık elden çıkmış, eski ‘memâlik-i meftûha’larının hayalini sayıklıyan Osmanlı imparatorluğunun can verdiği topraklar üzerinde doğan zinde ve muzaffer bir kudret, bundan beş yıl evvel, kendine lâyık bir unvan bulmuş ve başına en yüksek bir reis getirmişti. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">“Türke Osmanlı ismi verenler, başına padişahlar musallat ederek mazimizi cihan tarihine kafes ardında ve harem dairelerinde geçen vak’alar halinde naklettirenler, o gün, hiç geri dönmemek üzere büsbütün mazinin karanlık girdabına takıldılardı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="line-height:normal"><span style="font-size:10.0pt; font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">“İşte bugün, bu eşi, benzeri bulunmıyan bayram gününde o cümhuriyet ünvanını alkışlıyor ve onun büyük reisinin [makâlenin devâmında: “halikının”, “tarihin ve mukadderatın dizginini kasan büyük Türkün”] dâhi başı ve vatanperver kalbi önünde baş kesiyoruz. İlh&hellip;” <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="line-height:normal"><span style="font-size:10.0pt; font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">Her totaliter rejimde olduğu gibi, bütün bir devir, koro hâlinde, “Ebedî, Tek Şef, Dâhî Başbuğ”a, “Kemalizmin Mâbûdu”na arz-ı ubûdiyet ediyor, herkesin ağzından kendince bir hamdüsenâ kelimesi dökülüyor, bütün Memleketten yükselen zikirler, Çankaya’yı gaşyediyordu: <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="line-height:normal"><span style="font-size:10.0pt; font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">Türkiye’yi “yedi düvelin pençesinden ve Orta-Çağın karanlığından kurtarmak” gibi emsâl̃siz bir mûcize gösteren, “o olmasaydı bizim de vâr olamıyacağımız”, “Türk milletinin yaratıcısı, babası, atası”, (Kemalist Totaliter Rejimin birçok Zındık şâirinden biri olan) Behçet Kemal Çağlar’ın “Adın besmeledir her işimizde! / Yarın bir iskelet olsak mezarda, / ‘Atatürk' çığrışır kemiklerimiz; / Nimetinle dolu iliklerimiz!” diye gece-gündüz zikrettiği, -Hasan Reşit Tankut’un tâbiriyle- “Sümer Türklerinin kurtarıcı Ata’ları Rimsin’e taptıkları gibi [bugünki] Türk milletinin de kendisine taptığı yaratıcı, ölmez, yeni Ata”, -İnönü’nün tâbiriyle- “her köşeyi aydınlatan Şef”, “Türkün dîni Kemalizm”in müessisi, -“onu sevmenin ibâdet olduğunu” îlân eden Celâl Bayar’ın tâbiriyle- “eşsiz bir celâdet ve bükülmez bir azim ve kuvvetle bütün bir husumet dünyasına karşı şahlanarak Anadolu ortasından verdiği bir emirle düşmanları İzmir kıyılarında denize döken tarihin en büyük kumandanı; tek bir emri, tek bir işareti üzerine nefsini, hayatını, çoluğunu çocuğunu, varını yoğunu, hulâsa bütün mevcudiyetini tereddüdsüz fedaya hazır bir milletin Şefi, Ulusu, Atası”, -Prof. Yusuf Hikmet Bayur’un tâbiriyle- “dünyânın on asırda bir bile çıkaramadığı bir dâhi”, -Farmason muharrir Kadircan Kaflı’nın tâbiriyle- “yoktan ordular, yoktan bir devlet yaratan, çürümüş, çökmüş, paçavra haline gelmiş bir imparatorluğun enkazı içinden Türk milletini çıkaran, aramızdan yükselmesile [bizi] dünyanın en büyük ve şerefli milleti [kılan], inkılâbcılığı yanında inkılâbcı diye anılan tarih adamlarının birer ‘ıslahatçı’ olmaktan ileri gidemedikleri kökten yıkıcı ve kökten yapıcı, bütün büyüklükleri tek başına temsil eden harikulâde bir adam, tarihin -şimdiye kadar hiçbir hayal ve görüşün anlatamadığı- en büyük adamı”, -Rodoslu Farmason Sabataî Dr. Reşit Galib’in tâbiriyle- “Milleti, ruhları sırtlanlaşarak bütün memleketi eşilecek mezarlık haline sokmak yolunu tutmuş bir hânedandan, akrep gibi asıl zehrini kuyruğuna, yani en son mümessiline vermiş bir saltanattan, varlık hikmetini çoktan kaybetmiş ahmak bir müessese inadiyle asırlarca Türk dehasının yaratıcı kabiliyetlerini uyuşturmağa ve zincirlemeğe çabalamış bir hilâfetten kurtaran ihtilâlin -adı tunç ve mermer heykeller diliyle nesillere ulaştırılacak- Büyük Şefi, adlî, hukukî ıslahatı [yapan], tekkeleri, medreseleri kapatan, eski Anadolu devletlerinden Frikyanın ancak esirlere giydirdiği kırmızı serpuşu kaldıran, zekâ ve istidat örümceği eski harfler yerine, çocuk zihnine ışık gibi giren yeni Türk harflerini geçiren, gökler kadar engin varlık sahibi büyük İnkılâpçı, kurtarıcı ve yaratıcı Büyük Ata”, - Sabataî Cemâatinin sayısız güzîdelerinden Yaşar Nabi Nayır’ın tâbiriyle- “bir ihtilâl halinde doğan, tarihi gittiği sapa yoldan çeviren, on dört milyona vurulan zincirleri tunç elleriyle parçalayan, bugün on beş milyona nesi varsa veren, ismini anmak için peygamberler yanında, binlerce mucizesinden bir tanesi bile yeten, asırlık zincirlerinden kurtulmuş bir milletin ebedî minnetle tapması [lâzım gelen,] tarihin benzerini kaydetmediği kahraman”, -Necmeddin Sadık Sadak’ın tâbiriyle- “binlerce yılın derinleştirdiği kökleri, semâlara hâkim yüksek ve asil gövdesi ve heybeti, tarihe ve tabiate göğüs geren, dünyalara sığmıyan mehib varlığıyle zaman ve mekânın fevkınde,&nbsp; ebediyete yerleşmiş, [ancak] ilâhlara nasip olan sonsuz hayat sahibi”, -Hasan Âli Yücel’in tâbiriyle- bir “yarı ilâh”, v.s. olması hasebiyle Anadolu Milleti tarafından dâimâ tapılmıya lâyık, -aynı Cemâat̃ten ve Loca arkadaşı Kâzım Nâmi Duru’nun tâbiriyle- “kendisine candan tapınmamız gereken” ve zâten –Rektör İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun tâbiriyle- “taptığımız Mustafa Kemâl̃”, -Falih Rıfkı Atay’ın tâbiriyle- “bizi sevindiren ve gururlandıran ne varsa hepsini kendisine borçlu olduğumuz yaratıcı ve kurtarıcı Atamız”&hellip; (Bu resim altı yazısındaki ik̆tibâslarımızın künyeleri için, <i>Yeni Söz</i>’de münteşir “Mustafa Kemâl̃’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi” başlıklı araştırmamıza mürâcaat edilmelidir.) <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal; background-image: initial;"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Wingdings 3&quot;; mso-ascii-font-family:Times;mso-hansi-font-family:Times;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000;mso-char-type:symbol;mso-symbol-font-family: &quot;Wingdings 3&quot;">†</span><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:#C00000"> Allâh-ü Teâl̃â buyurur (meâl̃en):<b> <o:p></o:p></b></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal; background-image: initial;"><b><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:#C00000">֍ «Muhakkak ki Nûh’u kavmine Resûl̃ yaptık! Dedi ki: ‘- Yâ kavmim! Allâh’a ibâdet edin! O’ndan gayri hiçbir il̃âhınız yoktur! Cidden, ben sizin için büyük bir azâb gününden korkuyorum!’» (A’râf -7-: 59) </span></b><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:#C00000">[“İbâdet etmek”: Tapmak, kulluk etmek, hiçbir beşerin emir ve nehiylerini, fikirlerini, telk̆înlerini, sözlerini Allâh’ın emir ve nehiylerinden, Allâh Kel̃âmından üstün tutmamak, bütün hayâtını Allâh’ın Rızâsını gözetmiye âzamî gayret sarfederek geçirmek, hiç kimseyi Allâh’dan daha fazla sevip saymamak, Allâh’a itâat̃ etmiyene (en azından kal̃ben) itâat̃ etmemek, Allâh’ın sevdiklerini sevmek, buğzettiklerine buğzetmek, dâimâ Hak̆îkat̃e tâlib ve tâbi olmak ve Hak̆îkat̃ uğrunda mücâdele etmek&hellip;]&nbsp; <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="line-height: normal; background-image: initial;"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:#C00000">* * *&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-theme-font:minor-bidi">&nbsp;</span></p>