Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (69)
-----
2022-04-20 00:00:00
<p align="CENTER" style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font size="2"><span><span><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//k.jpeg" alt="k.jpeg"></span></span></span><br></font></p><p align="CENTER" style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font size="2">(</font><font size="2"><i>Ulus</i></font><font size="2">,
18.11.1937, s. 1) </font>
</p><p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font size="2">Diyârbekir’den
hemen sonra “Güneş-Dil İnk</font><font size="2">̆</font><font size="2">il</font><font size="2">̃</font><font size="2">âbı”na
kurban giden şehrimiz: El</font><font size="2">̃</font><font size="2">âziz…
Büyük târihî hâtıra kıymetini de hâiz olan güzelim “El</font><font size="2">̃</font><font size="2">âziz”
ismi, “Güneş-Dil Teorisi”ne nazaran “Elazık”tan bozma
olduğu iddiâsıyle, “Güneş Şef” tarafından, 17 Kasım 1937
ziyâretinde, “Elazık / Elazığ”a tahvîl edildi… “Halkevinde
Elazık mebusu Fazıl Ahmed Aykaç, Atatürkten aldığı direktif ve
emir üzerine bir musahabede bulundu. Arabca sanılan Elâziz
kelimesinin türkçe memleket manâsına gelen el ile gıda manâsına
gelen azıktan terekküb ettiğini, bu itibarla kelimenin mümbit,
mahsullü, feyizli, bereketli manâsına geldiğini söyledi.
Atatürkün dikte ettirdiği notlarını okudu. Dakikalarca
alkışlandı…” (Aynı gazetenin 8. sayfasından) </font>
</p><p align="CENTER" style="margin-bottom: 0cm"><font size="2">***</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“B. İsmail Müştak
Mayakondan sonra B. Fazıl Ahmed Aykaç tekrar birkaç şiir okudu.</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Bundan sonra Başvekil
[Celâl Bayar] bir hatırasından bahsetti. Millî mücadelenin ilk
senelerinde, bir arkadaşının, Namık Kemal’in ‘Vatanın
bağrına düşman dayadı hançerini’ şiirinin ikinci mısraını:
‘Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini’ şeklinde düzelttiğini
söyledi ve dakikalarca alkışlandı.</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Atatürk halkın büyük
tezahüratı arasında saat birde Halkevinden ayrıldılar ve
istasyona giderek Elazıktan [Tunceli istikâmetinde] hareket
buyurdular.” (<i>Ulus</i>,
18.11.1937, s. 8) </font>
</p><p align="CENTER" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font size="4"><b>El̃âziz
< Elazığ” iddiâsı için bir başka “Güneş-Dil âlimi”nin
hokkabazlığı</b></font></font></p><p align="JUSTIFY" style="text-indent: 0.5cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Tek Şef”, Fazıl
Ahmed Aykaç ve İsmail Müştak Mayakon’un ağzından “El̃âziz”in
“Elazığ”dan bozma olduğunu iddiâ edip şehrin bundan sonra bu
şekilde zikredileceğini emrettikden sonra, bir başka “Güneş-Dil
âlimi” daha, “Güneş-Dil usûl̃ü”yle “toponomik
tedk̆îk̆ler” yaparak, “El̃âziz”in aslının “Elazığ”
olduğunun “isbât”ına girişti… </font>
</p><p align="JUSTIFY" style="text-indent: 0.5cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">Aynı “mantık üstü
mantık”la, “Diyârıbekir”in aslının da “Diyarbakır”
olduğunu “isbât eden” bu “âlim”, Prof. Hasan Reşit
Tankut’tu. Aşağıda bu ikinci maskaralık hakkında tafsîl̃ât
vereceğiz.</font></p><p align="JUSTIFY" style="text-indent: 0.5cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">Tankut’un, 1937’de
risâle hâl̃inde de neşredilen “Diyarbakır Adı Üzerinde
Toponomik Bir Tetkik” başlıklı makâlesinde, Elâziz”
mes’elesine tahsîs ettiği kısa bir bölüm var. Bu bölüm de,
bu “âlimler”in hokkabazlıkları hakkında iyi bir fikir
veriyor:</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Sümerliler Tanrının
kapısı yerine Ka Dingirra (Babil’in eski adı) derlerdi. Ka bizim
kapının taayyün etmemiş, isimlenmemiş şekli ve Dingir de Tanrı
kelimesinin kendisidir. Böylece [Diyârıbekir’in al̃âkalı
olduğu “Bekr-ibn-Vâil”e tahavvül eden] (Bakır, ebin, avul)
cümlesinin Proto-Türk dediğimiz (monosillabik izolan) tipte bir
dile raci bir nahiv ile söylenmiş olduğuna intikal edebiliriz.
[Zamânımızdan 22 asır kadar evvel Diyârıbekir beldesinde isk̃ân
edilen Bekr İbnü’l-Vâil aşîretine izâfeten şehre bu ismin
verildiği târihî vâkıasına mukâbil, bu aşîret isminin
aslının gûyâ “Türkce” ‘bakır, ebin, avıl’ olduğuna
dâir iddiânın Mustafa Kemâl̃’e âid olduğuna dâir vesîkayı
biraz aşağıda göreceğiz…]</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“El̃âziz adının da
böyle bir analoji tesiri ile Alazığ’dan dejenere edilmiş
olduğunu görüyoruz. Çünkü, Milâttan evvel sekizinci asır
başlarında Vannik (Urartu) lardan Menuas şimal batısında Etilere
karşı bir sefer açtı. Ve sitelerden bazılarını zaptederek
Fıratın kaynaklarında olan (Alzı) arazisine girdi. (The Cambridge
Ancient History – Volume 3.) Görülüyor ki Alzı ve Güneş-Dil
Teorisinin her dil için tespit ettiği gövdeleşme disiplinine göre
Alazı yeni bir kelime değildir. Hattâ Muş civarındaki Alaza-rum
köyü dahi ayni adı taşımaktadır. Milâttan sekiz asır önce
Vannık’lar dahil olmak üzere bütün o taraflarda bitişken tipte
bir Türkçe konuşuyorlardı.</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Alazığ kelimesi
lengüistik paleontolojiye göre (al+azığ) kısımlarına ayrılarak
mütalea edilir. Al ve gerçek şekli ile (ağ+al) güneşten doğmuş
ana vasıfların mubaleğalı olanlarına karşılık idi: çok
parlak, çok kuvvet, çok aziz, çok yüksek ve başkaları gibi.
Vicdanların takdis ettiği kutlu varlıklara ve kavramlara da bu
kelimeyi kullandıkları: Allah, ulu ve konkre manada alav ve il
gibi. Diyarbakırın ‘Al’ köyü ile Diyadin’de Azı köyü
bunu teyit eder.</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Azığ, Türkçenin
bütün lehçelerinde zat ve zahire manasına gelen bu kelimenin
Azıklan biçimiyle taayyüş ve maişet anlamlarını verdiği
malûmdur.</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Psiko-sosyoloji [???]
bu kelimede kudsiyet temayülü halk ettiği zamanlar bu isimde bir
mabut türemiş idi / (Vedalar) Huma içerek bahtiyarlık ve refah
Tanrısına ‘uzağ’ ve uziğ’ye ererlerdi. (E. Huber: Das
Trankopfer, S. 169) /. Birçok sosyetelerde mabutların adı bu
kelimeden türemiş olmakla beraber kökünün, amelî hayatta refah
ve saadet temin eden zattan ve zahireden çıktığı apaçıktır.</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Şu halde Elâziz
gerçek ve asîl Türkçe şekli ile Elâzığdan başkası değildi.”
(<i>Türk Dili Türkçe-Fransızca
Belleten</i>, No 29-30, Haziran 1938,
ss. 110-111)</font></p><p align="JUSTIFY" style="text-indent: 0.5cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><font size="4"><b>- 2. Alt
Fasıl: “Güneş-Dil İnk̆il̃âbı”nın Kurbanı
Şehirlerimizden Diyârbekir</b></font></font></p><p align="JUSTIFY" style="text-indent: 0.5cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Mutlak Şef”,
“Güneş-Dil İnk̆il̃âbı”nın ilk darbesini Diyârbekir’e
indirmiş, El̃âziz onu tâk̆îb etmişti… Zîrâ, Başvekîl
Celâl Bayar ve sâir maiyetiyle Ankara’dan trenle yola çıkıp 14
Kasım 1937’de Malatya’yı “teşrîf eden” “Büyük Şef”,
oradan –hep trenle- 15 Kasım’da Diyârbekir’e vâsıl olmuş,
buradaki “ink̆il̃âb”ını müteâkib El̃âziz’e geçmiş ve
17 Kasım’da bir “ink̆il̃âb” da orada tahakkuk
ettirmişti... </font>
</p><p align="JUSTIFY" style="text-indent: 0.5cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">Pazartesi, 15 Kasım 1937
târihli gazeteler, “Büyük Şef”in “Diyârbekir” veyâ
“Diyarıbekir”e gitmek üzere, trenle, Malatya’dan hareket
ettiğini yazıyorlardı: </font>
</p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Diyarbekir’e doğru</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Yolaçtı, 14 (A. A.)
– Atatürk Elâzize uğramadan Diyarbekire doğru seyahatlerine
devam ediyorlar.” (<i>Ulus</i>,
15.11.1937, s. 3) </font>
</p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Şefin Seyahati</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Atatürk Malatyada
Tetkikler Yaptı</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Her Tarafta Heyecanlı
Tezahüratla Karşılanan Önderimiz Diyarbekire Doğru Yollarına
Devam ettiler” (<i>Tan</i>,
15.11.1937, s. 1) </font>
</p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Atatürk, dün
Malatyadan ayrıldı, Diyarbekire gitti</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Büyük Şef
güzergâhta milletin heyecanlı tezahüratile istikbal ve teşyi
olunuyor. Diyarbekir-Cizre hattının temelatma merasimi bugün
yapılacak” (<i>Cumhuriyet</i>,
15.11.1937, s. 1)</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Büyük Önder
Malatyadan Diyarıbekire hareket etti” (<i>Akşam</i>,
15.11.1937, s. 1)</font></p><p align="CENTER" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“<font size="4"><b>Güneş-Dil
İnk̆il̃âbı”nın bir “mûcize”si daha: İki bin senelik
“Diyârbekir”, bir günde “Diyarbakır” oldu!</b></font></font></p><p align="JUSTIFY" style="text-indent: 0.5cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">Ertesi gün, Salı, 16
Kasım 1937 târihli gazetelerin manşetlerinde, yeni bir şehir ismi
görünüyor: “Diyarbakır”! Meselâ:</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"> “Atatürk dün akşam
Diyarbakır’a şeref verdiler</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Büyük Şef Madende
tetkikler yaptılar</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Diyarbakır baştan
aşağı donandı halk sevinç tezahürleri yapıyor</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Atatürkün halkevinde
Diyarbakır halkına yüksek iltifatları” (<i>Ulus</i>,
16.11.1937, s. 1)</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Şefin Doğu Seyahati</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Atatürk Diyarbakırda
binlerce halkın coşkun tezahüratile karşılandılar” (<i>Tan</i>,
16.11.1937, s. 1)</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Atatürk Diyarbakırda
tezahüratla karşılandılar” (<i>Akşam</i>,
16.11.1937, s. 1)</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Atatürkün
Diyarbakırlılara hitabı” (<i>Kurun</i>,
16.11.1937, s. 1)</font></p><p align="JUSTIFY" style="text-indent: 0.5cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><i>Son Posta</i>
ise, yeni isme bir ânda intibâk edemiyerek bocalıyor; 16 Kasım
1937 nüshasında, hâl̃â manşette “Diyarıbekir” ismi var:</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Atatürk Diyarıbekirde</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Büyük Önder dün
Ergani madenlerinde tedkikat yaptılar</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Diyarıbekirde bayram</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Diyarıbekirliler,
Atatürkü büyük sevinç tezahüratı ile karşıladılar, şehir
emsalsiz bir gece yaşadı” (<i>Son
Posta</i>, 16.11.1937, s. 1) </font>
</p><p align="JUSTIFY" style="text-indent: 0.5cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">Ertesi gün de, bocalama
devâm ediyor ve gazete, eski ve yeni isimleri “Diyarıbakır”
şeklinde harmanlıyor:</font></p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">“Diyarıbakır-Irak
hattının temeli Büyük Şefin huzurunda atıldı </font>
</p><p align="JUSTIFY" style="margin-left: 1cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"> “[Resim altı yazısı:]
Diyarıbakırda istasyon binası” (<i>Son
Posta</i>, 17.11.2021, s. 1)</font></p><p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
</p><p align="JUSTIFY" style="text-indent: 0.5cm; margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a">Mes’elenin en tuhaf
tarafı şu ki, gazeteler, bir gün ara ile, “Diyârbekir”den
“Diyarbakır” diye bahsediyor, bunun neden ve nasıl böyle
olduğu gibi bir suâl̃ tevcîh etmiyor, okurlarına da herhangi bir
îzâhatta bulunmuyorlar! </font>
</p>