Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (67)
-----
2022-04-18 00:00:00
<p>Hâl̃buki,
yukarılarda naklettiğimiz (“İlk ve Orta Mekteb Terimleri”,
TDK’nın 1945 L̃ugat̃i, v.s. gibi) vesîkaları hatırlıyalım:
“Güneş-Dil İnk̆il̃âbı”nı tâk̆îben de, Kemalist Uydurma
Dil projesine muvâfık olarak, “Osmanlıca” denilen İsl̃âm
Medeniyeti kaynaklı kelimeler, gâyet karârlı, pl̃anlı bir
şekilde ve tedrîcen Resmî Dilden kovulmıya devâm etmiş,
günümüzdeki fecî vazıyet meydana çıkmıştır. Düşünmeli ki
Târihî Türkcemizin bir çırpıda sayabileceğimiz “kelime,
l̃afız, cümle, şifâhî, l̃ugat̃, ilim, fen, tahsîl, tedrîsât,
hayât, dînî, umûmî, husûsî, has, mahsûs, mahsûsen, bilhassa,
husûsen, hassaten, gâye, maksad, rü’yâ, hayâl̃, tavsıye,
nasîhat̃, teklîf, mekteb, maârif, terbiye, ik̆tisâd, ik̆tisâdî,
mâliye, mâlî, nakdî, istihsâl̃, müstahsil, mahsûl̃, îmâl̃,
îmâl̃ât, mâmûl̃, mal, metâ, emtia, tahlîl, tabîb, kânûn,
âdil, hakkâniyet, elbise, kıyâfet, vâsıta, âlet, çalgı,
muhît, etrâf, mânâ, mâneviyât, mânen, rûhî, rûhen,
hâletirûhiye, madde, maddeten, ahl̃âk, lüzûm, l̃âzım, elzem,
zarûret, zarûrî, bizzarûre, mecbûrî, mecbûriyet, mükellef,
mükellefiyet, îcâb, ik̆tizâ, mûcib, muktezâ, ihtiyâc, muhtâc,
zevk̆, ink̆il̃âb, tahvîl, tahavvül, tâdîl, asır, muâsır,
şehir, vil̃âyet, kazâ, idâre, istik̆l̃âl̃, müstak̆il,
hürriyet, hürr, serbest, serbestî, müsâade, müsâmaha,
muhtevâ, kaybetmek, iştirâk̃ etmek, seyretmek, neşretmek,
neşriyât, matbûât, vak̆it, sene, seyirci, mâcerâ, sergüzeşt,
hâtıra, hatırlamak, hatırlatmak, âbide, şeref, haysiyet,
fazîlet, müşahhas, mücerred, mahl̃ûk, tecrübe, têsîr,
têsîrli, müessir, müessiriyet, têsîr etmek, müteessir olmak,
âmil, fâil, mesken, ikâmetg̃âh, mâlik̃âne, binâ, eser,
şâheser, şâir, muharrir, edîb, edebî, edebiyat, münevver,
âlim, tercüme, mütercim, tercüman, mısrâ, isim, fiil, sıfat,
zamir, râbıt, zarf, edât, nidâ, remiz, timsâl̃, iftihâr,
kibir, müellif, medeniyet, cem’iyet, ictimâî, mûsık̆î,
mûsık̆îşinâs, beste, bestek̃âr, güfte, güftek̃âr,
hâkimiyet, hükümrânlık, teşkîl̃ât, tanzîm, tertîb,
intizâm, muntazam, nizâm, nâzım, reîs, riyâset, muhtemel,
ihtimâl̃, imk̃ân, mümkün, âdet, an’anevî, îtiyâd, mûtad,
il̃âve, şüphe, şüpheli, şekk, meşk̃ûk̃, endîşe, tekrâr,
mükerrer, tekerrür, murâkabe, murâkıb, teftîş, müfettiş,
hey’et, encümen, seviye, tâvîz, mahâl̃lî, tasvîb, tasdîk̆,
mukâvemet, mukâvim, haberleşme, irtibât, al̃âka, al̃âkadâr,
mes’ûl, mes’uliyet, sal̃âhiyet, salâhiyetli, vazîfe, mêmur,
emniyet, emîn, âsâyiş, îtimâd, tâbi, tâbiiyet, tiryâkî,
iptil̃â, müptel̃â, hak̆îk̆î, sahîh, vâkıa, vâk̆î,
şâhid, beynelmilel, mük̃âfât, saâdet, mes’ûd, mesrûr,
bahtiyâr, bahtiyârlık, şöhret, meşhûr, muhabbet, hürmet,
tâzîm, hürmetk̃âr, muhterem, edeb, hayâ, hicâb, mahcûb,
mahcûbiyet, iffet, afîf, mâzûr, kalb, dimâğ, idrâk, müdrik,
teemmül, tefekkür, mütefekkir, uzuv, âzâ, uzviyet, zelzele,
mahzûr, kat’î, kat’iyet, sarîh, sarâhat, vâzıh, vuzûh,
mutlak, muhakkak, mutlakâ, isbât, müsbit, müsbet, delîl, bürhân,
beyyine, hüccet, kanâat̃, kânî, mahzûr, sır, esrâr,
esrârengîz, mühim, ehemm, ehemmiyet, kuvvet, kudret, kavî,
memleket, diyâr, belde, cihân, cihânşümûl, âlem, k̃âinât,
seyyâre (ve Utârid, Zühre, Arz, Merih, Müşteri, Zühal̃),
seyâhat̃, seyyâh, harb, muhârebe, muhârib, harb mâl̃ûl̃ü,
sul̃h, masl̃ahat, hâric, hâricî, hâriciye, dâhil, dâhilî,
dâhiliye, hadd, hudûd, mahdûd, zâlim, mazl̃ûm, mağdûr,
sahtek̃âr, imtihân, suâl̃, mes’ele, cevâb, akis, ak̃sülamel,
ak̃sisadâ, in’ik̃âs, zıd, tezâdd, mütenâkız, tenâkuz,
nakzetmek, lehdâr, aleyhdâr, taraf, tarafdâr, tarafgîr, tekzîb,
takbîh, tel’în, nümâyiş, menfâat̃, menfâat̃perest,
merhamet, hal̃k, ibdâ, mübdi, Mübdî, Hâlik̆, Allâh, Rabb,
Îmân, ak̆îde, akâid, îtikâd, bâtıl îtikâd, Mü’min…”
gibi kelimeleri dahi, Resmî Dilin damgalı kelimeleridir ve Resmî
Dil, gırtlağına kadar, Fransızca ve uydurma kelimelerle, hattâ
kâidelerle dolmuştur!</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">Dahası,
Resmî Dilin bu uydurma kelimelerinden birçoğuna, Korkmaz’ın
eserlerinde (meselâ <i>Türkiye
Türkçesinin Grameri</i>’nde) de
rastlanıyor! Demek ki “Güneş-Dil Teorisi”, onun eserlerinde
dahi, “Osmanlıca kelimelerin dilden atılmasına”, yerlerini
nesebsiz kelimelerin almasına mâni olmamıştır!</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><font face="Times, serif"><font size="4"><b>-
11. Fasıl: “Güneş-Dil İnk̆il̃âbı”ndan Geriye Kalanlar</b></font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><font face="Times, serif">Kemalist
Totaliter Rejimde şâşaası ancak birkaç sene sürmüş, sonra
sessiz-sedâsız sahneden çekilmiş olsa da, (“Uydurma Târih
İnk̆il̃âbı”nın ikiz kardeşi olan) “Güneş-Dil
İnk̆il̃âbı”, dîğer Kemalist İnk̆il̃âblar gibi, muvaffak
olmuş, hedefine ulaşmış bir “ink̆il̃âb”dır. </font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><font face="Times, serif">Onun
başlıca hedefi, aynen ikiz kardeşi gibi, Türk Milletinin Avrupa
Medeniyetine temessül etmesini kolaylaştıracak bir fikrî-mânevî
vâsıta vazîfesini görmekdi. Bunun için de, Türklerin, İsl̃âm
Kültürüyle yoğrulmuş Târihî Türkceden mümkün mertebe
uzaklaştırılması, onun yerine, sun’î, l̃aik, alafranga bir
dilin resmî dil yapılması l̃âzımdı. </font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><font face="Times, serif">1930’lu
senelerden günümüze kadar, bütün Kemalist Hük̃ûmetler (ki
olmıyanını zâten “hük̃ûmet” yapmıyorlar ve şimdiye kadar
işbaşındaki hiçbir hük̃ûmet böyle bir icrââtta, iddiâda,
hattâ îmâda dahi bulunmadı), bu hedefe ulaşmak için
çalışmışlardır. 1945’te Esâsiye Kânûnu’nun
Uydurmacalaştırılması sâyesinde, bilhassa “İlk ve Orta
Öğretim terimleri” ve ders kitablarıyle başlıyan vetîre yeni
bir merhaleye ulaşmış, Uydurmaca, hukûkî sâhada da resmî dil
statüsü kazanmış, mâmâfih, 1952’de orijinal̃ metne
dönülmesiyle, bu vetîrede, birkaç sene süren bir yavaşlama, bir
durgunluk hâl̃i yaşanmış, müteâk̆iben, meş’ûm 27 Mayıs
İhtil̃âl̃iyle, Uydurmaca, tekrâr ve tâm tekmîl resmî dil
olmuş, târihimizin bir başka kara lekesi olan 12 Eyl̃ûl̃
Darbesiyle, bu statüsü pekişmiş, bu meyânda, tedrîcen bütün
maârife, bütün matbûât ve neşriyât âlemine hâkim olarak en
nihâyet halkın anne dili hâl̃ine gelmiştir. </font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><font face="Times, serif">Bu
müşâhedelerimizi evvelki bahislerde kâfî derecede tevsîk etmiş
bulunuyoruz… </font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><font face="Times, serif"><font size="4"><b>O,
artık “Mustafa Kemâl̃” değil, “Kamâl”dir!</b></font></font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Güneş-Dil
İnkilâbı”na bağlı bir dîğer câlib-i dikkat̃ gelişme,
Mustafa Kemâl̃’in, kendisini “Türklerin babası” îl̃ân
etmekle kalmayıp şahıs ismini de “Kamâl”e (“Kamal̃”)
çevirmesidir… </font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><font face="Times, serif">Bir
kerre daha Milleti afallatan bu hâdise, 4 Şubat 1935 târihinde
yaşanmıştır. O gün, “Büyük Şef”, matbûâta bir
“beyânnâme” göndermiş ve bunun altına “Kamâl Atatürk”
imzâsını atmıştır. “Beyânnâme”si, onun mutlak ik̆tidârı
sâyesinde “muvaffak olunan” büyük işleri sayıp dökdükden
sonra “yüce Türk ulusundan itimad isteği” ile bitmektedir…
Sanki bir referandum tertîb edilmiştir de “Büyük Şef”
halktan îtimâd reyi taleb etmektedir… Bittabi böyle bir şey
bahis mevzûu değildir; bu da, sayısız mizansenden bir yenisidir. </font></font>
</p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><font face="Times, serif">Her
neyse, okurlardan evvel <i>Anadolu
Ajansı</i>’nın
gazetecileri, kendilerine gelen bu “beyânnâme”nin altında
“Kamâl” ismini görünce şaşırmışlar, bir tertîb hatâsı
olup olmadığını tahk̆îk̆ etmişler, muhtemelen Riyâset-i
Cumhûr Umûmî K̃âtibliği’nden aldıkları aşağıdaki
îzâhâtı, “Beyânnâme”yle berâber gazetelere
göndermişlerdir:</font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Bugünkü
tebliğde Önder Atatürkün özadının ‘Kamâl’ olarak yazılmış
olduğunu gördük. Bu hususta yaptığımız tahkikten böyle
yazılışın sebeb ve temeli anlaşıldı.</font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">İstihbaratımıza
nazaran, Atatürkün taşıdığı ‘Kamâl’ adı bir arabca
kelime olmadığı gibi, arabca Kemal kelimesinin delâlet ettiği
manada da değildir.</font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
“<font face="Times New Roman, serif"><font face="Times, serif">Atatürkün
muhafaza edilen özadı, türkçe ‘ordu ve kale’ manasına olan
‘Kamâl’dir. Son –â- üstündeki tahfif işareti –l-i
yumuşattığı için telâffuz hemen hemen arabca ‘Kemal’
telâffuzuna yaklaşır. Benzeyiş bundan ibarettir.” (“Atatürkün
özadı – Anadolu Ajansı bildiriyor”, <i>Cumhuriyet</i>,
5.2.1935, s. 1)</font></font></p>
<p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0.42cm; line-height: 115%;">
<font color="#00000a"><font face="Times, serif">Hiç
şüphesiz, “Büyük Şef”, hem Resûlullâh Hazretlerinin
isimlerinden biri olan “Mustafa”dan, hem de Arabca menşêli
olduğu için “Kemâl̃”den nefret ediyordu ve “Güneş-Dil
İnk̆il̃âbı” sâyesinde bu “menfûr” isimlerden kurtulmuş,
nüfûs cüzdanını “Kamâl Atatürk” isimleriyle tanzîm
ettirmiş, o günden sonra (üç sene kadar) resmen bu isimlerle
anılmış, tabiî Kemalizm de “Kamâlizm”, <i>La
Turquie kémaliste</i>
mecmûası <i>La
Turquie kamâliste</i>
olmuş, “Kamâlizm” diye kitablar, makâleler neşredilmiş, bu
meyânda, hükmü altındaki Memleketin ismi “Kemalist Türkiye”den
“Kamâlist Türkiye”ye dönmüştür… </font></font>
</p>