Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (63)
-----
2022-04-14 10:25:00
<p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//2.JPG" alt="2.JPG"></span><br></font></font></p><p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2">Mustafa
Kemâl, ilk def’a, Münir Hayri Egeli’yle berâber kaleme aldığı
</font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Bayönder
</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">(uydurma)
isimli temsîlde, “Mösyö, Madam” karşılığı olarak “Bay,
Bayan” uydurmalarını devreye soktu ve kânûnla, “Bey,
Beyefendi, Hanım, Hanımefendi” gibi ünvânları yasaklattı (26
Kasım 1934)… Yukarıda, </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Bayönder</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">’in
daktilo edilmiş nüshası üzerinde kendi el yazısıyle yaptığı
tashîhlerde, bundan böyle “Bay ve Bayan” ünvânlarının
kullanılması için verdiği emir görülüyor… (Cemal Kutay’ın
</font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Millet
</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">mecmûasından,
3 Temmuz 1947, sayı 74, s. 11)</font></font></p><p style="margin-bottom: 0cm"><font face="Times, serif"><font size="2">***
</font></font>
</p><p style="margin-bottom: 0cm"></p><p style="margin-bottom: 0cm">Bunlar hep
böyle (İnönü’nün tâbiriyle) “Frenklerden hiç farkımız
kalmasın!”, (Mustafa Kemâl̃’in tâbiriyle) “Öyle ki
Türkiye’ye gelen bir Avrupalı, burada, kendini, memleketindeymiş
gibi hissetsin!” için yapılmaktadır ve aşağı yukarı öyle de
olmuştur!</p><p style="margin-bottom: 0cm"><i>Dil ve
Edebiyat</i> mecmûasında, bu
iğreti “ünvânlar”ın (“bay-bayan ve askerî rütbeler)
bizzât Mustafa Kemâl̃’in eseri olduğunu isbât etmiştik.
(“Kelimelerin Mantığı 2: Bay, Bayan, Subay, Albay, İlbay, v.s.
Uydurmaları”, <i>Dil ve Edebiyat</i>,
Eylûl 2016, sayı 93.) Burada şu kadarını kaydetmekle iktifâ
edelim: “Bay”, Emre’nin iddiâ ettiği gibi, “bir şeref
ünvânı” değildir; az kullanılan bu kelime “zengin”
mânâsına gelir: “Karac’oğlan der ki geçti ne fayda /
Merhamet kalmadı yoksulda bayda” veyâ “bay u gedâ”:
zengin-fak̆îr gibi… Ayrıca, Türkcede bir müennes eki yoktur;
yâni “Bay-an” katmerli uydurmadır. “Han-ı-m” ve
“beg-ü-m”deki “<i>-m</i>”
ise, mülkiyet eki olup bu kelimeler, kalıplaşma eseridir. “Teğmen,
yarbay, albay, kurmay” külliyen uydurmadır. “Zâbit” mukâbili
olarak Resmî Dile dâhil edilen “Subay” da ayrı bir ucûbedir:
Eski Türkcede “sü” asker demek; pekâlâ, “sü-bay” =
“asker-zengin” ne demek oluyor? Kezâ “il-bay”, “şar-bay”,
“ilçe-bay”… Yine “Büyük Şef”in “Güneş-Dil usûliyle”
îmâl̃âtı cümlesinden olan “komutan” ve “komut”,
Fransızca “<i>commandant</i>
(komandan > kumandan)” ve “<i>la
commande</i> (komand > kumanda)”,
kelimelerinden bozmadır.
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“<font size="4"><b>Güneş-Dil
İnk</b></font><font size="4"><b>̆</b></font><font size="4"><b>il</b></font><font size="4"><b>̃</b></font><font size="4"><b>âbı”,
netîce olarak, Resmî Dilin, isl</b></font><font size="4"><b>̃</b></font><font size="4"><b>âmî
şahsıyetinden uzaklaşmasına ve geniş mik</b></font><font size="4"><b>̆</b></font><font size="4"><b>yâsta
Fransızcalaşmasına yaradı</b></font></p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">Türk
Dili Tetkik Cemiyeti Reîsi ve Çanakkale Meb’ûsu Sâmih Rifat,
1932’deki “Türk Dili Birinci Kurultayı”nda, “Tek Adam”ın
düşüncesine tercüman olarak, Resmî Dilden bilumûm İsl̃âm
Medeniyeti kaynaklı kelimeleri tasfiye etme projesinin esâs
esbâbımûcibesinin bunların temsîl ettikleri dünyâ görüşü
olduğunu pervâsızca îl̃ân
etmişti:
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“Medenî
zihniyet bahsinin lisanla çok alâkadar olduğunu kabul etmeğe
mecburuz. Avrupa lengüvistleri, Türk dilinin daima şarka mahsus
fikirler ve iytikatları temsil ettiğinden bahsederler. Bunun en
açık misâllerini sarf kitaplarında buluruz. […]</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“Felsefede,
iytikadî mevzularda, bediiyat telâkkilerinde arapçadan aldığımız
kelimeler hâlâ lûgat manalariyle bize dört beş asır evvelki
fikirler ve kanaatleri telkin edip durmaktadır.</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“Sözü
uzatmamak için yeniden misal iyradına lüzum görmiyoruz. Yalnız
şunu kat’iyetle bilmeliyiz: dilimizin elfaz hazinesi içinde
arapça ıstılahlar ve tabirlerden bir kısmı yabancı ve camit
klişeler [münferid kelimeler] halinde yaşamış bile olsaydı
mahza bunların hayata telkin ettiği iskolâstik manalardan dolayı
hepsini yenilemeğe, değiştirmeğe mecburuz<i>.</i>”
(<i>Türk Dili Birinci Kurultayı.
Tezler, Müzakere Zabıtları</i>,
İstanbul: TC Maarif Vekâleti, Devlet Matbaası, 1932, ss. 8-9)
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“<font size="4"><b>Türk
kafası da, Türk dili de Batılaşacak”</b></font></p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm">Aynı
Kongrede, Türklerin bir Hind-Avrupa milleti oldukları iddiâsına
muvâzî olarak Türkcenin de bir Hind-Avrupa dili olduğu iddiâsı
harâretli nutuklarla (bunlar, hak̆îkaten,
“ilmî teblîğ” vasfını hâiz olmaktan pek uzaktılar) müdâfaa
edilmiş, bu çerçevede, “Öztürkce”nin babası Fuad Köserâif,
Edirne Meb’ûsu Mehmet Şeref Aykut gibi sîmâlar, Türkcenin
nahvinin (cümle yapısının) dahi Fransızcanın nahvine
benzetilmesi, bu sûretle Türk Dilinin büsbütün (yânî sâdece
kelime hazînesi değil, bünyesi îtibâriyle de)
“Batılılaştırılması” (Aykut’un tâbiriyle
“Batılaştırılması”) fikrini ileri sürmüşlerdi. Bil̃âhare,
1936’da neşrettiği <i>Kamâlizm</i>
kitabında, “Kamâlizm, bir dindir ki onun en büyük ve ana
sıfatlarından birisi de devrimci olmasıdır… Gençliği,
Kamâlizm dininin hiç şaşmayan, şaşırmayan orunçlu [???] ve
coşkun tapkanı [mü’mini] yapmak lâzımdır…” kabîlinden
telk̆înlerde
bulunan Mehmet Şeref Bey (<i>Milletimize
Revâ Görülen Kültür Jenosidi</i>
kitabımız -2014-, ss. 535-537), Kongrede, Türk Dilinin, “katran
kuyusu”na benzettiği “Arap dili ve inancı”ndan, ayrıca
“derin karanlıklara dalmış örümcekli kafalar”dan
kurtarılmasını istiyor ve haykırıyordu:</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm">“Türk
kafası da, Türk dili de Batılaşacak, geçmişin yürütmeyen her
durdurucu engeli sökülüp atılacaktır!” (<i>Türkçenin
Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar </i>kitabımız
-2013-, ss. 432-433)</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm">Bittabi,
bu fikirler, bütün “teblîğler”i tek tek sansüründen
geçirmiş olan Mustafa Kemâl̃’in
tasvîbine mazhar olmuş bulunuyorlardı…
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 100%">
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//1.JPG" alt="1.JPG"></span></p><p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2">Kemâl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">perest
“Edirne Saylavı” Mehmet Şeref Aykut (Edirne, 1874 – İstanbul,
17.5.1939; 21.5.1939, Edirne Kiyik Mez.), Uydurma Dille, (aynen
TDK’nın 1945 </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Türkçe
Sözlük</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">’ü
gibi) “Kamâlizm”i “Türklerin dîni” olarak kabûl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">
ettirmek istiyen bir kitab têlîf etmiş (1936), sapkın dînleri,
onları, Türkceden bozma, Fransızcalaşmış bir Resmî Dil inşâ
etmiye götürmüştü. 1932’deki Türk Dili Birinci Kurultayı’nda,
“Türk kafası da, Türk dili de Batılaşacak!” diye haykırmış,
taptığı “Tek Şef”le berâber sâir iştirâkcilerin de
takdîrine mazhar olmuştu. Ne kadar ibretâmîzdir ki bu sapkın da,
ölünce, Müslüman muâmelesi görmüş, cenâze namazı kılınıp
Müslüman mezarlığına defnedilmiştir… </font></font>
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 100%">
<font face="Times, serif"><font size="2">*** </font></font>
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 100%">
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm"><font size="4"><b>Derken,
“Dâhî Başbuğ”, “Güneş-Dil İnkilâbı”nı başlatıyor…</b></font></p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm">Derken,
“Dâhî Başbuğ”, “Güneş-Dil Teorisi”ni ortaya atarak, bu
def’a da “Güneş-Dil İnk̆il̃âbı”nı
başlattı (sene 1935)… Artık, sâdece, “Türk Dilinin bir
Hind-Avrupa Dili” olduğu iddiâsıyle iktifâ edilmiyor,
“Hind-Avrupa”, hattâ “bütün kültür dillerinin temelinde
ana Türkçenin bulunduğu” iddiâ ediliyordu! Yânî iddiâ,
Arabca ve Farsçaya da şâmildi!</p><p>
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm">Mâdemki
öyle, ya ne diye tamâmen Türkceleşmiş Arabca-Farsça kelimeleri
Resmî Dilden kovmıya çalışıyorsunuz? Üstelik, onların yerine
Fransızca kelimeler ikâme ediyorsunuz!</p>