Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (63)

-----

<p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//2.JPG" alt="2.JPG"></span><br></font></font></p><p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2">Mustafa Kemâl, ilk def’a, Münir Hayri Egeli’yle berâber kaleme aldığı </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Bayönder </i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">(uydurma) isimli temsîlde, “Mösyö, Madam” karşılığı olarak “Bay, Bayan” uydurmalarını devreye soktu ve kânûnla, “Bey, Beyefendi, Hanım, Hanımefendi” gibi ünvânları yasaklattı (26 Kasım 1934)&hellip; Yukarıda, </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Bayönder</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">’in daktilo edilmiş nüshası üzerinde kendi el yazısıyle yaptığı tashîhlerde, bundan böyle “Bay ve Bayan” ünvânlarının kullanılması için verdiği emir görülüyor&hellip; (Cemal Kutay’ın </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Millet </i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">mecmûasından, 3 Temmuz 1947, sayı 74, s. 11)</font></font></p><p style="margin-bottom: 0cm"><font face="Times, serif"><font size="2">*** </font></font> </p><p style="margin-bottom: 0cm"></p><p style="margin-bottom: 0cm">Bunlar hep böyle (İnönü’nün tâbiriyle) “Frenklerden hiç farkımız kalmasın!”, (Mustafa Kemâl̃’in tâbiriyle) “Öyle ki Türkiye’ye gelen bir Avrupalı, burada, kendini, memleketindeymiş gibi hissetsin!” için yapılmaktadır ve aşağı yukarı öyle de olmuştur!</p><p style="margin-bottom: 0cm"><i>Dil ve Edebiyat</i> mecmûasında, bu iğreti “ünvânlar”ın (“bay-bayan ve askerî rütbeler) bizzât Mustafa Kemâl̃’in eseri olduğunu isbât etmiştik. (“Kelimelerin Mantığı 2: Bay, Bayan, Subay, Albay, İlbay, v.s. Uydurmaları”, <i>Dil ve Edebiyat</i>, Eylûl 2016, sayı 93.) Burada şu kadarını kaydetmekle iktifâ edelim: “Bay”, Emre’nin iddiâ ettiği gibi, “bir şeref ünvânı” değildir; az kullanılan bu kelime “zengin” mânâsına gelir: “Karac’oğlan der ki geçti ne fayda / Merhamet kalmadı yoksulda bayda” veyâ “bay u gedâ”: zengin-fak̆îr gibi&hellip; Ayrıca, Türkcede bir müennes eki yoktur; yâni “Bay-an” katmerli uydurmadır. “Han-ı-m” ve “beg-ü-m”deki “<i>-m</i>” ise, mülkiyet eki olup bu kelimeler, kalıplaşma eseridir. “Teğmen, yarbay, albay, kurmay” külliyen uydurmadır. “Zâbit” mukâbili olarak Resmî Dile dâhil edilen “Subay” da ayrı bir ucûbedir: Eski Türkcede “sü” asker demek; pekâlâ, “sü-bay” = “asker-zengin” ne demek oluyor? Kezâ “il-bay”, “şar-bay”, “ilçe-bay”&hellip; Yine “Büyük Şef”in “Güneş-Dil usûliyle” îmâl̃âtı cümlesinden olan “komutan” ve “komut”, Fransızca “<i>commandant</i> (komandan &gt; kumandan)” ve “<i>la commande</i> (komand &gt; kumanda)”, kelimelerinden bozmadır. </p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“<font size="4"><b>Güneş-Dil İnk</b></font><font size="4"><b>̆</b></font><font size="4"><b>il</b></font><font size="4"><b>̃</b></font><font size="4"><b>âbı”, netîce olarak, Resmî Dilin, isl</b></font><font size="4"><b>̃</b></font><font size="4"><b>âmî şahsıyetinden uzaklaşmasına ve geniş mik</b></font><font size="4"><b>̆</b></font><font size="4"><b>yâsta Fransızcalaşmasına yaradı</b></font></p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">Türk Dili Tetkik Cemiyeti Reîsi ve Çanakkale Meb’ûsu Sâmih Rifat, 1932’deki “Türk Dili Birinci Kurultayı”nda, “Tek Adam”ın düşüncesine tercüman olarak, Resmî Dilden bilumûm İsl̃âm Medeniyeti kaynaklı kelimeleri tasfiye etme projesinin esâs esbâbımûcibesinin bunların temsîl ettikleri dünyâ görüşü olduğunu pervâsızca îl̃ân etmişti: </p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“Medenî zihniyet bahsinin lisanla çok alâkadar olduğunu kabul etmeğe mecburuz. Avrupa lengüvistleri, Türk dilinin daima şarka mahsus fikirler ve iytikatları temsil ettiğinden bahsederler. Bunun en açık misâllerini sarf kitaplarında buluruz. [&hellip;]</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“Felsefede, iytikadî mevzularda, bediiyat telâkkilerinde arapçadan aldığımız kelimeler hâlâ lûgat manalariyle bize dört beş asır evvelki fikirler ve kanaatleri telkin edip durmaktadır.</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“Sözü uzatmamak için yeniden misal iyradına lüzum görmiyoruz. Yalnız şunu kat’iyetle bilmeliyiz: dilimizin elfaz hazinesi içinde arapça ıstılahlar ve tabirlerden bir kısmı yabancı ve camit klişeler [münferid kelimeler] halinde yaşamış bile olsaydı mahza bunların hayata telkin ettiği iskolâstik manalardan dolayı hepsini yenilemeğe, değiştirmeğe mecburuz<i>.</i>” (<i>Türk Dili Birinci Kurultayı. Tezler, Müzakere Zabıtları</i>, İstanbul: TC Maarif Vekâleti, Devlet Matbaası, 1932, ss. 8-9) </p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“<font size="4"><b>Türk kafası da, Türk dili de Batılaşacak”</b></font></p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm">Aynı Kongrede, Türklerin bir Hind-Avrupa milleti oldukları iddiâsına muvâzî olarak Türkcenin de bir Hind-Avrupa dili olduğu iddiâsı harâretli nutuklarla (bunlar, hak̆îkaten, “ilmî teblîğ” vasfını hâiz olmaktan pek uzaktılar) müdâfaa edilmiş, bu çerçevede, “Öztürkce”nin babası Fuad Köserâif, Edirne Meb’ûsu Mehmet Şeref Aykut gibi sîmâlar, Türkcenin nahvinin (cümle yapısının) dahi Fransızcanın nahvine benzetilmesi, bu sûretle Türk Dilinin büsbütün (yânî sâdece kelime hazînesi değil, bünyesi îtibâriyle de) “Batılılaştırılması” (Aykut’un tâbiriyle “Batılaştırılması”) fikrini ileri sürmüşlerdi. Bil̃âhare, 1936’da neşrettiği <i>Kamâlizm</i> kitabında, “Kamâlizm, bir dindir ki onun en büyük ve ana sıfatlarından birisi de devrimci olmasıdır&hellip; Gençliği, Kamâlizm dininin hiç şaşmayan, şaşırmayan orunçlu [???] ve coşkun tapkanı [mü’mini] yapmak lâzımdır&hellip;” kabîlinden telk̆înlerde bulunan Mehmet Şeref Bey (<i>Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi</i> kitabımız -2014-, ss. 535-537), Kongrede, Türk Dilinin, “katran kuyusu”na benzettiği “Arap dili ve inancı”ndan, ayrıca “derin karanlıklara dalmış örümcekli kafalar”dan kurtarılmasını istiyor ve haykırıyordu:</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm">“Türk kafası da, Türk dili de Batılaşacak, geçmişin yürütmeyen her durdurucu engeli sökülüp atılacaktır!” (<i>Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar </i>kitabımız -2013-, ss. 432-433)</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm">Bittabi, bu fikirler, bütün “teblîğler”i tek tek sansüründen geçirmiş olan Mustafa Kemâl̃’in tasvîbine mazhar olmuş bulunuyorlardı&hellip; </p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"> </p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//1.JPG" alt="1.JPG"></span></p><p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2">Kemâl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">perest “Edirne Saylavı” Mehmet Şeref Aykut (Edirne, 1874 – İstanbul, 17.5.1939; 21.5.1939, Edirne Kiyik Mez.), Uydurma Dille, (aynen TDK’nın 1945 </font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>Türkçe Sözlük</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">’ü gibi) “Kamâlizm”i “Türklerin dîni” olarak kabûl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2"> ettirmek istiyen bir kitab têlîf etmiş (1936), sapkın dînleri, onları, Türkceden bozma, Fransızcalaşmış bir Resmî Dil inşâ etmiye götürmüştü. 1932’deki Türk Dili Birinci Kurultayı’nda, “Türk kafası da, Türk dili de Batılaşacak!” diye haykırmış, taptığı “Tek Şef”le berâber sâir iştirâkcilerin de takdîrine mazhar olmuştu. Ne kadar ibretâmîzdir ki bu sapkın da, ölünce, Müslüman muâmelesi görmüş, cenâze namazı kılınıp Müslüman mezarlığına defnedilmiştir&hellip; </font></font> </p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"> <font face="Times, serif"><font size="2">*** </font></font> </p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"> </p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm"><font size="4"><b>Derken, “Dâhî Başbuğ”, “Güneş-Dil İnkilâbı”nı başlatıyor&hellip;</b></font></p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm">Derken, “Dâhî Başbuğ”, “Güneş-Dil Teorisi”ni ortaya atarak, bu def’a da “Güneş-Dil İnk̆il̃âbı”nı başlattı (sene 1935)&hellip; Artık, sâdece, “Türk Dilinin bir Hind-Avrupa Dili” olduğu iddiâsıyle iktifâ edilmiyor, “Hind-Avrupa”, hattâ “bütün kültür dillerinin temelinde ana Türkçenin bulunduğu” iddiâ ediliyordu! Yânî iddiâ, Arabca ve Farsçaya da şâmildi!</p><p> </p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0.42cm">Mâdemki öyle, ya ne diye tamâmen Türkceleşmiş Arabca-Farsça kelimeleri Resmî Dilden kovmıya çalışıyorsunuz? Üstelik, onların yerine Fransızca kelimeler ikâme ediyorsunuz!</p>