Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (60)
-----
2022-04-11 13:10:00
<p style="margin-bottom: 0cm"><font size="4"><b>Sadri
Maksudi, hatâlı fikrini, aslında, bizzât cerhetmişti</b></font></p><p style="margin-bottom: 0cm">Sadri
Maksudi’ye bu hatâlı görüşleri için uzun uzadıya cevâb
verilebilir. (Bu gibi görüşlere, <i>Türkçenin
Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar</i>
kitabımızda -2013-, zâten, delîlleriyle cevâb vermiş
bulunuyoruz...) Mâmâfih, buna lüzûm da yoktur; zîrâ o,
aşağıdaki tesbîtiyle, ne kadar yanlış bir fikre kapılmış
olduğunu kendisi isbât etmiştir:
</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Umumiyetle
kaideli, zengin ve güzel olan Türk dili lehçeleri arasında,
Türkiyenin konuşma lehçesi, en çok inkişaf etmiş, en mütekâmil,
en güzel Türk lehçesidir. Sarf ve nahvinin inkişafı,
savtiyatının ahengi, letafeti, edebiyatının zenginliği
cihetinden, Türkiye lehçesi, Türk lehçeleri arasında birinci
mevkii işgal ediyor, ve her zaman edecektir. Bu lehçe bütün Türk
lehçelerine örnek olacaktır. Başka lehçelerin yükselmesi,
inkişafı bu lehçeye yaklaşmak istikametinde gidecektir.” (s.
21)</p><p style="margin-bottom: 0cm">Sadri
Maksudi’nin haklı olarak medh-ü-senâ ettiği İstanbul Türkcesi
acabâ neden bu kadar güzel, zengin, oturmuş bir dildir? Çünki o,
Arabcadan, Farsçadan, Fransızcadan ve –bir imparatorluk dili
olarak- temâs ettiği başka dillerden istifâde etmiş, onlarla
temâs sâyesinde kendini geliştirmiş, yeni bir şahsıyet
kazanmıştır. (Rahmetli Şemseddîn Sâmi, bu tek̃âmülü
isâbetle tesbît etmişti.) Şimdi onu bu têsîrlerden tecrîd
etmek demek, onu, tekrâr iptidâî, cılız, kaba hâline döndürmek
demekdir. Nitekim bu vasıfları, dikkat edilirse, cebren ve hîleyle
resmî dil yapılmış –mantıksız, köksüz, tedâîsiz,
zevk̆siz, istik̆rârsız- Kemalist Uydurma Dilde müşâhede etmek
mümkündür…
</p><p style="margin-bottom: 0cm"><font size="4"><b>Sadri
Maksudi, hatâlı noktainazarını, bil̃âhare, alenen terketti</b></font></p><p style="margin-bottom: 0cm">Türkceye
dâir araştırmalarına ve tefekkürüne devâm eden Sadri Maksudi,
ilim adamı haysiyetine sâhib olmanın bir tezâhürü olarak,
1940’lı senelerde <i>Türk Dili
İçin</i> kitabındaki hatâlı
noktainazarını terketti; Kemalizmin sun’î Resmî Dil projesine
cephe aldı.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Onun bu
tavrının şâhidi, İstanbul Muallimler Birliği’nin 23-31 Ekim
1948’de akdedilen ilk Dil Kongresi’nde takdîm ettiği üç
sayfalık, “Medenî Milletlerde
Dil Islahı Tarihine Umumî Bir Bakış” başlıklı teblîğdir.
Kongre hakkında Birlik tarafından neşredilen kitabın (<i>Birinci
Dil Kongresi, 23 Ekim 1948 – 31 Ekim 1948</i>,
İstanbul Muallimler Birliği neşri, İstanbul: İsmail Akgün
Matbaası, 1949, 2. basılış, 200 s.) 52 ilâ 54. sayfalarında
münderic bulunan teblîğini, Uydurma Dil siyâsetiyle mücâdele
eden bu derneğin bir âzâsı
sıfatıyle takdîm etmişti.
</p><p style="margin-bottom: 0cm">Sadri
Maksudi, mezk̃ûr teblîğinde, pek doğru bir tavırla, umûmî
dile müdâhaleyi kabûl̃ etmiyor, bilakis, ıstıl̃âh türetme
işinde onun kelime hazînesi ve kâidelerinin esâs alınmasını
istiyor, uydurma ve keyfî teşkîlleri mahk̃ûm ediyor, bu türetme
işinin Türkcenin inceliklerine bihakkın vâkıf, ehil,
sal̃âhiyetli kimseler tarafından îfâ edilmesi lüzûmuna işâret
ediyor ve yanlış bir zihniyeti temsîl eden, böyle ehil [ve iyi
niyetli] şahıslardan müteşekkil olmıyan Dil Kurumu’nu ve onun
anlayışını tenk̆îd ediyor:</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Halk dili,
bütün milletin eseridir. Bu sahada şuurlu müdahale zararlıdır.</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Fakat ilim
dili, medeniyet ıstılahları ancak şuurla yaratılabilir ve bütün
milletlerde şuurla yaratılmıştır.</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Bugünkü
Türkçe köklerden bir ‘ilim dili’ yaratma teşebbüs ve
cereyanı, mahiyeti ve gayesi itibarile müsbet ve zarurî bir
cereyandır. Elverir ki bu mukaddes iş salâhiyetli kimseler
tarafından, ilmî metodlara göre, Türk dilinin ruhuna, bünyesine,
gramer kaidelerine, kelime yaratma usullerine uygun bir şekilde
yapılsın.</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Bugüne
kadar Dil Kurumu tarafından yapılmış ıstılahî kelimelerin,
terimlerin hepsi muvaffakıyetli değildir. Bir çok kelimelerin
yaradılışında ilmî metodlardan inhiraf edilmiştir. Onun için
hem bir çok Türk dilinin dehasına, hem millet münevverlerinin
vasatî zevkine mugayir, çirkin kelimeler ortaya atılmıştır.</p><p style="margin-bottom: 0cm">“Dil
Kurumunun bu ilmî metoddan inhirafları, bu yüksek heyetin tâ işe
başladığı zaman terim yaratmak işinde behemehal takip edeceği
prensipleri tesbit etmemiş olmasından, dil ıslahı işinde
dümensiz kayık gibi gitmesinden ileri gelmiştir kanaatindeyim.
[Bu, onlar hakkında, müşahhas verilere uymıyan, aşırı hüsn-i
zann eseri bir kanâat̃tir…] […]</p><p style="margin-bottom: 0cm">“İlim dili
şuurla yaratılır, fakat herhangi bir şahsın veya bir Kurumun
keyfî iradesine göre değil, ilmî metodlara göre hareket eden
kimse ve kıymetlerin şuur ve iradesile yaratılır." (Arsal
1949: 54)
</p><p style="margin-bottom: 0cm"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//e2.JPG" alt="e2.JPG"></span></p><p style="margin-bottom: 0cm"></p><p style="margin-bottom: 0cm"><font face="Times, serif"><font size="2">Kazanlı
Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal’ın, Kemalist Totaliter Rejimin
sun’î bir Resmî Dil inşâ etme siyâsetini desteklemek gibi çok
hatâlı bir noktainazarla têlîf edilmiş olmakla berâber, Türkce
hakkında gâyet kıymetli bilgiler ihtivâ eden kitabının iç
kapağı ve Mustafa Kemâl̃’in bu kitabın başına konulmuş,
hil̃âf-ı hak̆îkat̃ olarak Türkcenin Arabca ve Farsçanın
boyunduruğu altında olduğunu iddiâ eden âmiyâne metni…</font></font></p><p style="margin-bottom: 0cm"></p><p style="margin-bottom: 0cm">Sadri
Maksudi, mezk̃ûr teblîğinde, “Bütün medenî milletler ‘ilim
dili’ yaratma işinde aynı prensiplere istinat etmişlerdir”
tesbîtinde bulunarak altı esâs kaydetmiştir. Biz de, <i>Türkçenin
Istilâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar</i>
kitabımızda (Ankara: Kurtuba Yl., 2013) onun kaydettiği bu
esâslara sâhib çıkmış, kitabımızı onları aynen naklederek
bitirmiştik (s. 496):</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“1.-
İlmî ıstılah (terim) mutlaka halk dilinde mevcut olan kelime ve
kelime köklerinden yapılmalıdır.</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“2.-
Yapılan yeni terim millî dilin yeni kelime yaratma usullerine uygun
olarak yapılmalıdır.</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“3.-
Yeni kelime millî dilin ruhuna, bünyesine uygun olduğu gibi dilin
gramer kaidelerine de uygun olmalıdır.</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“4.-
Yeni ıstılah hem şekil, hem telâffuz, hem âhenk bakımından
milletin zevkine uygun, milletin münevverlerinin ekseriyetinin
tasvip edeceği bir kelime olmalıdır.</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“5.-
Istılah mümkün mertebe kısa olmalı, iki, en çok üç kelimeden
terekküp etmelidir.</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“6.-
Istılah tarif şeklini almamalı[dır].”<i>
</i> (Arsal 1949: 52)
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">O
zaman da tasrîh ettiğimiz gibi: “Muhakkak
ki bunlara bir takım il̃âveler
yapılabilir; fakat ıstıl̃âh
teşkîlinde birer mîyâr olarak kıymetlerini bugün de muhâfaza
etmektedirler”. Nitekim, kitabımızın, “3. Zeyl”inde (ss.
539-542), bunlara iki esâs il̃âve
ettik ve bunların tatbîkâtı mâhiyetinde, tercüme ve kelime
ilimleri (“<i>traductologie</i>”
ve “<i>lexicologie</i>”)
sâhalarında bizzât türettiğimiz veyâ teşkîl ettiğimiz
ıstılâhları, Uydurmacacıların teşkîlleriyle mukâyeseli üç
cetvel hâlinde takdîm ettik…
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">Sadri
Maksudi’nin kaydettiği esâslara bizim il̃âve
ettiğimiz iki esâsı dahi aşağıda zikrediyoruz. Onlar üzerinde
teemmül etmeden evvel şu husûsu bilmek l̃âzımdır
ki, son iki-iki buçuk asırdır Türkcemizde ihtiyâc duyduğumuz
yeni kelimelerin ifâde ettiği mefhûmlar, esâs îtibâriyle Avrupa
Medeniyeti kaynaklıdır ve kâhir ekseriyetinin asılları,
Fransızcadır. Binâenaleyh bizde yeni kelime teşkîli mes’elesi,
neredeyse her zaman karşımıza bir tercüme (bâhusûs Fransızcadan
tercüme) mes’elesi olarak çıkıyor. (Türkce, Göktürkler,
Uygurlar devrinde de, Soğdca, Çince, Sanskritçe, Toharca gibi
dillerden yapılan tercümelerle inkişâf etmişti. Müslümanlık
devrinde ise, ıstılâhları, Arabca ve Farsçadan tercüme etmek
zarûretiyle karşılaşıldı…) Bu tesbîtten de şu iki netîce
ıstidl̃âl̃
edilebilir: Birincisi, yeni ıstıl̃âh
veyâ umûmî kelimeler teşkîlinde, belki en fazla söz sâhibi
olması lâzım gelen insanlar, tercümecilerdir (“traductologues”;
tercüme ilminin mütehassısları); ikincisi de, yabancı dillerdeki
ıstıl̃âhlara,
Türkcede, (bizim târif ettiğimiz mânâda) “sahîh tercüme”
usûl̃üyle
karşılıklar (türetmeler, teşkîller) bulunmalıdır.</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">Sadri
Maksudi’nin kaydettiği esâslara, mezkûr kitabımızın “3.
Zeyil” Faslında bizim il̃âve
ettiğimiz esâslara gelince, onları da şu sûretle ifâde etmiştik
(cüz’î tâdîlâtla naklediyoruz):</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“Türkcede
karşılığı olmıyan yabancı kelimelere –<i>çeviri</i>
değil- <i>sahîh tercüme
anlayışıyle</i> karşılık
bulunmalıdır. Bunun için de başlıca şu iki husûsa dikkat̃
edilmelidir:
</p><p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">1)
Her dilin –bütünü noktainazarından kendine münhasır
mantığıyle- kapalı bir sistem olduğu ve bu sebeble dillerin
değil, ancak metinlerin tercüme edilebileceği tesbîti hâtırda
tutularak, evvel̃â
<u>kaynak dildeki kelimenin mânâsı
tam olarak kavranmalı</u>, sonra,
-<u>kelime yapısı örnek alınmadan</u>
(istisnâî tevâfuklar hâric)- o mânânın dilimizin selîkasına
(kâidelerine ve söyleyiş güzelliğine) uygun olan ifâde şekli
aranmalıdır.</p><p>
</p><p style="margin-bottom: 0cm">2) Uygun
ifâde şekli aranırken riâyet edilmesi elzem olan dîğer pek
mühim kâide ise şudur: Kelime o şekilde teşkîl edilmelidir ki
onu duyan sâde bir vatandaş dahi o kelimenin ifâde ettiği mânâyı
az-çok sezmeli, zihninde, o mânâ, az-çok canlanmalıdır;
kelimenin tam mânâsı ise, târifiyle tesbît edilecekdir.” (Yasa
2013: 539) (Elbette günlük hayâttan kopuk –bilhassa tabiî
ilimlerle al̃âkalı-
araştırma sâhalarında, buradaki 2. kâideyi tatbîk, mümkün
olmıyabilir…)</p>