Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (59)
-----
2022-04-10 13:10:00
<p><font size="4"><b>TDK
</b></font><font size="4"><i><b>Sözlük</b></i></font><font size="4"><b>’ünün
damgalı kelimeleri: İsl̃âm Medeniyeti kaynaklı kelimeler</b></font></p>
<p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">Bu
hedefe muvâfık olarak, <i>Sözlük</i>’de,
tamâmen umûmî dilimizin malı olmuş, bâzıları bin senedir
kullandığımız, dilimizde yeni mânâlar, tedâîler kazanmış,
binbir merâmımıza vâsıta olmuş kelimeler kara listeye alınıyor
ve hepsi alnına bir kara damga yiyor:</p>
<p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">“Yabancı
bir dilden geldiği halde dilimizde henüz kullanılmakta bulunan
kelime ve terimlerden Türkçe karşılıkları bulunmuş olanların
yalnız bu karşılıkları yazılmak yoliyle bu gibilerden yarın
için bir yaşama beklenilmediği belli edilmiş ve tariflerle
örnekler –küçük bir kısım kelimeden başkalarında- karşılık
olarak bulunmuş Türkçe sözlere konulmuştur. Bununla birlikte
bunların yabancı anlamdaşları da –yabancılıkları belirtilmek
üzere- yanlarına kalınca bir siyah nokta konularak yazılmıştır.”
(“Önsöz”, s. VI)</p>
<p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">Meselâ
“tercüme etmek” karşılığı olarak “çevirmek” verilmiş
ve bu kelime, tercüme keyfiyetinin hakîkatini ifâde etmiyen “bir
dilden başka bir dile aktarmak, tercüme etmek” şeklinde târif
edilmiştir ve “tercüme”nin başında bir siyah nokta vardır;
yânî dilimizin bin senelik bu kelimesi böylece damgalanıp kara
listeye alınıyor; okur, bu kelimeyi kullanmamak husûsunda îkâz
ediliyor… “Çevrinmek”, “tavâf etmek” demekmiş ve “tavâf”
önünde de kara damga var… Kezâ “çevrel” / “*muhitî”,
“çevrelemek / “*hasretmek”, “çevren” / “*ufuk”,
“çevri” / “*tevil”, “çevrilemek” / “*tevil etmek”,
“çevrim” / “*devir”, “çevrimsel” / “*devrî” (s.
121), “dinsel” / “*dinî”, “dinayrısı” / “*lâdinî,
*layik”, ilh… “Din” kelimesinin mecâzî mânâsı da şuymuş:
“İnanılıp çok bağlanılan fikir veya ülkü”. Arkasından şu
misâl̃ geliyor: “Kemalizm Türkün dinidir.” (s. 153) Şâyed
bu kafada bir “Türk” varsa, ona Türklüğünü sorgulaması
tavsıye olunur!
</p>
<p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">Daha
birkaç sene evveline kadar “Öztürkce” olduklarını isbât
bâbında sayfalar dolusu makâleler yazdıkları Fransızca
kelimeleri ise, hiç hicâb etmeden, Milletten özür dilemeden,
Fransızca olarak gösteriyorlar… Meselâ “aberasyon”, “abajur”
(s. 1)… Ahmet Cevat Emre’nin “Öztürkce” olduğunu isbât
etmek için onca hokkabazlık yaptığı “dinamo” kelimesi, kezâ
“dinamik”, “dinamometre” kelimelerinin Yunanca olduğu
kaydedilmiş… Hâl̃buki bu kelimeler, bu yapı ve tel̃affuzla,
bize Fransızcadan geçmiştir. Binâenaleyh bizim için onların
menşêi, Fransızcadır; Fransızca için de, Yunanca: “<i>dynamo</i>”
< Yun. “dunamis”; “<i>dynamique</i>”
< Yun. “dunamikos”; “<i>dynamomètre</i>”
< Yun. “dunamis” ve “-metrês, -metros, metron”…
</p>
<p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm">Şu
var ki Fransızca kelimelerin artık “Öztürkce” oldukları
iddiâ edilmiyorsa da, “arsıulusal̃ terimler” olmaları
hasebiyle ik̆tibâs edilmelerinde hiçbir mahzûr olmadığı iddiâ
edilip bir çırpıda binlerce Fransızca kelime Resmî Dile buyur
ediliyor, umûmî l̃ugat̃teki Fransızca kelimeler yarım asırda
beş-altı binlere ulaşıyor; ki bunların –belki- kısm-ı âzamı
Türkcede zâten mukâbili mevcûd olan kelimelerdir ve bunlar, sırf
İsl̃âm Medeniyeti kaynaklı oldukları için, yânî İsl̃âma
karşı duyulan hadsiz nefretin bir tezâhürü olarak Resmî Dilden
tardedilmişlerdir…
</p>
<p style="margin-right: -0.1cm; margin-bottom: 0cm"><font size="4"><b>-
8. Fasıl: Kıymetli İlim Adamı Sadri Maksudi’nin Büyük Hatâsı</b></font></p>
<p style="margin-bottom: 0cm">Hukûk Ord.
Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal (Kazan, 1880 – İstanbul, 20.2.1957,
Zincirlikuyu Mez.), 1917’de Ufa’da têsîs edilen Dâhilî Rusya
ve Sibirya Millî-Medenî Türk-Tatar Muhtâr Devleti’nin Millet
Meclisi Reîsi iken, bu Devletin Bolşevikler tarafından yıkılması
üzerine Avrupa’ya kaçmış bir Devlet ve ilim adamıydı.
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">1906’da
Sorbonne Üniversitesi Hukûk Fakültesi’nden mêzûn olmuştu.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">“1914
senesinde İdil Havzası ve Sibirya Türkleri İdâre Merkezi
tarafından, Hey’et-i Mahsûsa Reîsi sıfatıyle, Pâris’de
in’ikâd eden Sul̃h
Konferansı’na gönderildi”; orada Çar İmparotrluğu’ndaki
Türklerin haklarını müdâfaa etti. (T. Tarih Kurumu Arşivi’ndeki
“Sadri Maksudi Arsal Dosyası, No 309-1”; Prof. Dr. Ali
Birinci’nin “Türk Hukuk Tarihçisi Sadri Maksudî’nin Hayat
Hikâyesi ve Eserleri” başlıklı makâlesinden, s. 82; <i>İstanbul
Hukuk Mecmuası</i>, Ord. Prof.
Sadri Maksudi Arsal’a Armağan Özel Sayısı, 2017, cild 75, ss.
75-122)</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">Hukûkşinâslığı
yanında bilhassa Türk târihi ve dilleri sâhalarında da
araştırmalar yapmış, Finlandiya üzerinden Avrupa’ya geçtikden
sonra, Berlin ve Pâris’de daha
ziyâde türkiyâta dâir ilmî faâliyetleriyle tanınmış, “1923
senesinden başlıyarak iki sene Pâris Dârülfünûnu’nda Türk
Akvâmı Târihi dersi tedrîs etmiş”ti. (“S. M. A. Dosyası”;
Birinci 2017: 82) 1925’te, Maârif Vekîli ve Türk Ocakları Reîsi
Hamdullah Suphi Tanrıöver’in ısrârlı dâveti üzerine,
âilesiyle berâber, Pâris’ten Türkiye’ye hicret etti ve kalan
ömrünü, burada, yine daha ziyâde ilmî faâliyetlerle geçirdi.
Türk hukûk târihini bir ilim dalı olarak ihdâs eden oydu.
İhtisâs sâhalarına, umûmî hukûk târihi ve hukûk felsefesi de
dâhildi.
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">Siyâsî
faâliyetleri cümlesinden olarak, Kazan ve Pâris’teki siyâsî
mücâdeleleri ile berâber Türkiye’de, 1931-1935, 1935-1939,
1950-1954 devrelerindeki –sırasıyle- Şebinkarahisar, Giresun ve
Ankara Meb’ûsluklarını zikretmek l̃âzımdır.
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">1930’da,
Türkce hakkında, kıymetli bilgiler ve tartışılmıya değer
fikirler ihtivâ eden bir araştırma ve tefekkür kitabı neşretti:
<i>Türk Dili İçin</i>.
İslâmî şuûrdan ve Anadolu rûhundan uzak olduğu hissedilen
müellif, hassaten, Târihî Türkcemizden, -“yat, yabancı” diye
damgaladığı- İsl̃âm Medeniyeti kaynaklı kelimelerin tasfiye
edilmesi gibi hatâlı bir fikri müdâfaa ettiği için, kitabı,
Mustafa Kemâl̃’in takdîrini kazandı ve bu vesîleyle yazdığı
bir paragraflık, iddiâlardan ibâret, basît metin, iftihârla,
eserin başına konuldu, bil̃âhare, resmî neşriyâtta, sık sık
zikredildi, bu meyânda, Dil Kurumu binâsının ön cephesine
hâkkedildi, ayrıca önündeki kaldırıma kitâbe hâlinde
yerleştirildi:
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">“2.IX.1930.
Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve
zengin olması, millî hissin inkişafında başlıca müessirdir.
Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla
işlensin. Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk
milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
Gazi Mustafa Kemal.”</p>
<p style="margin-bottom: 0cm"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//Ekran Alıntısı.JPG" alt="Ekran Alıntısı.JPG"></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2">(</font></font><font face="Times, serif"><font size="2"><i>TBMM
Albümü, 2. Cild: 1950-1980</i></font></font><font face="Times, serif"><font size="2">,
Ankara: TBMM Yl., Haziran 2010, s. 543) </font></font>
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%"><font face="Times, serif"><font size="2">Kazan
Türklerinden kıymetli bir ilim ve dâvâ adamıydı. Türkcenin
g</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">ûyâ
ısl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">âhı
hakkındaki yanlış fikirleri ve Kemalist Totaliter Rejimle
teşrîkimesâî yapması, onun, isl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">âmî
şuûrdan ve Anadolu rûhundan uzak olduğu intibâı bırakıyor.
“Denizbank Hâdisesi” sebebiyle, Mustafa Kemâl</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">̃</font></font><font face="Times, serif"><font size="2">’in
ve maşalarının ağır hakâretine mârûz kalacaktır… </font></font>
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm"><font face="Times, serif"><font size="2">***
</font></font>
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm"></p>
<p style="margin-bottom: 0cm">G̃ûyâ,
mezk̃ûr kitab hakkında kaleme alınmış bu âmiyâne metin, o
kitabı tahlîl, takdîm, medhetmiyor da, mütekebbir bir edâyle,
peş peşe, isbâta muhtâc iddiâlar sıralıyor, ki bunlardan
ideolojik bir hedef ortaya koyanı, son cümledir: Türkce, “yabancı
dillerin boyunduruğu” altındaymış ve Kemalizm, onu, bu
“boyunduruktan kurtaracak” imiş!
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">İstanbul
Türkcesinin değil, ama Osmanlı Resmî Dilinin (“Dîvân veyâ
Enderûn Dili”, Osmanlı ricâli tarafından, konuşulmıyan, fakat
sâdece yazılan dil) 19. asra kadar Arabca ve Farsçanın istîl̃âsı
altında ve halktan kopuk bir dil olduğu mâl̃ûmdur. L̃âkin,
III. Selîm’den îtibâren bizzât Pâdişâhların telk̆în ve
teşvîk̆leri, Devlet ricâl̃inin gayretleri, hassaten şuûrlu
mütercim ve muharrirlerin büyük emeğiyle, Resmî Dil, 20. asra,
bu istîl̃âdan pek geniş mik̆yâsda kurtularak girmişti.
Tedrîcen Resmî Dil hâline gelmiş umûmî dilde, “Türkceleşmiş
Türkcedir” mîyârınca, sâdece temessül edilmiş kelimeler
hayâtiyetlerini muhâfaza ediyorlardı. “Terkîbler”, yânî
Türkcenin mantığına mugâyir olarak Farsçaya göre teşkîl
edilmiş tamlamalar (kalıplaşmış olanları hâric)
terkedilmişlerdi veyâ kullanılmaları artık abes tel̃âk̆k̆î
ediliyordu. Bu umûmî seyre muvâzî olarak, Arabca, Farsça
gramerlere göre teşkîl edilmiş ıstıl̃âhların Türkcenin
selîkasına muvâfık şekle kavuşturulması yolunda da
ilerleniyordu ve 1930’lara gelindiğinde, devâm eden bu vetîre
artık hedefine ulaşmak üzereydi…
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">Şâyed
Mustafa Kemâl̃, pişmiş aşa su katmasaydı! Resmî Dilin -19.
asırdan beri devâm eden- tabiî inkişâfına mâni olup onu
bambaşka bir mecrâya sokmasaydı! Anadolu Milletini her bakımdan
İsl̃âm Medeniyet ve Kültüründen koparıp ona Frenklik aşılamayı
ve bunu dilde de yaparak, l̃aikleşmiş sun’î bir dil inşâ
etmeyi bir dikta hâlinde Millete dayatmasaydı! (Bu tesbîtlerimiz,
<i>Türkçenin Istılâh Mes’elesi
ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar </i>-2013-,
<i>Türkçenin İnkişâfı İçin
Tercüme</i> -2014- gibi
eserlerimizde tafsîl̃ edilmiş ve delîllendirilmiştir.)
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">Sadri
Maksudi, Türkceyle iştigâlinin başlıca sebebinin “Türkceyi
düzeltmek” olduğunu beyân ediyor. (s. 17) Bu “düzeltmek”
tâbirini de “ıslâh etmek” mukâbili olarak kullanıyor.
Hâl̃buki Anadolu veyâ İstanbul Türkcemizde, “düzeltmek,
tashîh etmek, ıslâh etmek” birbirlerine yakın mânâlar ifâde
etseler de, tıpatıp birbirlerinin müterâdifi değildirler…
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">Müellife,
“Türkcenin düzeltilmiye ne ihtiyâcı var?” diye sorulacak
olsa, cevâbı, hülâsaten şöyle oluyor: “Türkce; Arabca ve
Farsçanın boyunduruğu altındadır.” (s. 11) Bu hâl̃, millî
şuûr ve hiss ile kâbil-i têlîf değildir: “Osmanlı devrinden
kalma bu yazı dilinin milletçi ve demokratik Türkiyenin dili
olarak kalması mümkün değildir.” Binâenaleyh milliyetcilik
îcâbı olarak, “yat [yad] dillerden alınmış sözleri dilden
çıkarmak, türkçeliğini gaip etmek yoluna girmiş olan yazı
dilini türkçeleştirmek” (s. 20), “Türk dilini yabancı
sözlerden ayırtarak, arıtarak, öz türkçe sözlerden bir yazı
dili yaratmak” lâzımdır. (s. 11)
</p>
<p style="margin-bottom: 0cm">Yalnız,
Sadri Maksudi, dîğer Kemalistlerin yaptığı gibi, Türkçenin
türetme kâidelerini ihl̃âl̃ ederek yeni kelime teşkîl
edilmesine muhâliftir: Yeni kelimeler, “dilin sarf ve nahiv
kaidelerine uygun bir surette yaratılmalıdır”. (s. 18) Ayrıca,
“Arabca ve Farsça” kelimeleri tasfiye edebilmek için, hiç
çekinmeden, eski ve muâsır Türk dillerinden (Anadolu şîvesine
uyarlıyarak) bol bol kelime ik̆tibâs etmelidir. (ss. 324-345)</p>