​Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (49)

-----

<p><b>Kendi iddiâsınca Uydurma Dil inşâsına muhâlefet etmiş olan A. C. Emre’nin Uydurmaca metinlerinden bir nümûne: “Mutluyum, öğürüm: diniz bir yaşayışın duyuşuna o denlü dalmışım ki bundan irtemime yazık oluyor. İlh&hellip;”</b></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">Yukarıda, 3. Dil Kurultayı’ndan bahsederken, Kemalist Uydurma Dil ekibinin başlıca isimlerinden Ahmed Cevad Emre’nin nasıl “Güneş-Dil” îmâl̃âtında bulunduğunu ve ihtisâsının Fransızca kelimelerin aslında “Öztürkce” olduklarını “isbât ederek” onların Resmî Dile dâhil edilmelerine kılıf uydurmak olduğunu görmüştük. Bu hünerinden mâadâ, uydurma dille metin inşâ etme husûsunda da bir hayli mârifetli idi. Bu mârifetine bir misâl̃, Atay’ın idâre ettiği <i>Ulus</i> gazetesinin 1 Ocak 1934 târihli nüshasının üçüncü sayfasında neşredilen kısa bir tercümesidir; bittabi, ipsiz sapsız bu kelime yığınına “tercüme” denilebilirse! Emre’nin insanda “öğür”me hissi uyandıran metni, g̃ûyâ, Goethe’nin pek meşhûr ve Türkceye onlarca farklı tercümesi yapılan, mâmâfih (tedk̆îk̆ ettiğimiz onlarca tercüme içinde) en muvaffak̆iyetlisi Recai Bilgin’e âid olan (İstanbul: Ahmet Halit Kitabevi, 1942, 119 s.) <i>Werther (Genç Verter’in Istırapları)</i>’ndan bir sayfadır (onun diliyle “bir sep”): <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Klasik yazılar.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Verterden bir sep<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“10 Mayıs<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“İlkyazın, içimi açan, o tatlı ertenlere benzer, tansık bir erinç bütün gönlümde erksürüyor.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Yalnızım yaşamaktan aslam alıyorum: benimki gibi gönüller için yaradılmış olan bu ilevde.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Mutluyum, öğürüm: diniz bir yaşayışın duyuşuna o denlü dalmışım ki bundan irtemime yazık oluyor. Bugün fırçamdan bir çizgi bile çıkamıyor, böyle iken bundan ön kendimi şimdiki gibi büyük bedizci duymuş değilim.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Sevgili dereciğimin dumanları dört yandan yükselip, güneş yolunun en üstünden, içine sinilmez karanlık ormanın doruklarına korlarını fırlattığı, şu kutun yere ise ancak birkaç tel ışın saçtığı sırada; suyun çağlanı yakınında yere uzanıp, kaba çimen içinde tanımadığım binbir küçük otu görüp bulduğum sırada; gönlüm yerden bitenler arasında kaynaşan şu küçük acunu, sayısız böcekler, tütürlü kurdcuklar yığınını daha yakından duyduğu sırada; hepimizi kendi sanısınca yaratanın da varlığını, bizi üzel bir tadıklar denizi içinde yüzdüren tanrısal sevginin de soluğunu duyarım.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Öğürüm, sonsuzluk gözlerime belirdiği, acun yanyöremde dinlendiği, gök bir sevgilinin sanısı gibi gönlümün içine saklandığı kurun, içimi çeker, haykırırım: ‘Ah! Sen de böyle sıcak, böyle gür yaşıyanları kâğıdın üstüne bir solukla serebilseydin; örgütün gönlünün aynası olabilseydi, gönlün sonsuzluğun aynası olduğu gibi!.. Sevgili öğürüm&hellip; ah! ben yok oluyorum, bu görünüşün ululuğu altında çöküyorum.” (1 Ocak 1934 târihli <i>Ulus</i>’un birinci sayfasında, Onat’ın makâlesinin altında şu hâmiş vardır: “Dil cemiyeti üyelerinden Diyarbekir Saylavı Bay Ahmed Cevad’ın Verter’den öz türkçeye bir çevirmesini üçüncü sayfamızın son sütununda okuyunuz.” Üçüncü sayfadaki tercümede, mütercim ismi tasrîh edilmemiştir.)<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">Emre’nin, bu tercümesindeki Uydurmaca kelimelere verdiği karşılıklar da şöyle: “Sep: sayfa; ilkyaz: bahar; erten: saba, fecir; tansık: muhayyir, hayretbahş, bedi; erinç: sükûn, huzur; erksürmek: hükümran olmak, ‘<i>régner</i>’; aslam: faide; ilev: havali, nahiye, ‘<i>contrée</i>’; mutlu: bahtiyar; öğür: âşina, dost; diniz: sakin, ‘<i>paisible</i>’; irtem: hüner; bedizci: ressam, ‘<i>peintre</i>’; sinilmez (içine -), ‘<i>impénétrable</i>’; doruk: tepe üstü, ‘<i>cime</i>’; kutun: kutsî (-yer), ‘<i>sanctuaire</i>’; ışın: şua, güneş ziyası; tütürlü: her türlü; sanı: hayal, ‘<i>image</i>’; tadık: zevk; tanrısal: ilâhî, ‘<i>céleste</i>’; yanyöremde: etrafımda; kurun: vakit; örgüt: eser, ‘<i>œ</i><i>uvre</i>’.” <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm"><b>Dil İnk</b><b>̆</b><b>il</b><b>̃</b><b>âbcıları, kelimelerle oynuyorlardı<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">Bu Uydurmaca kelimeler, Kemalist Dil İnk̆il̃âbcılarının kelimelerle keyiflerince nasıl oynadıklarını da gözler önüne seriyor: Dikkat edilirse, bu uydurmalara, kullananın keyfine göre veyâ zamânla birbirinden çok farklı mânâlar yükleniyor. Mesel̃â:<o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">Fransızca “<i>organe</i>”dan “örgen”i uydurup sonra ondan teşkîl ettikleri “örgüt”, Emre’nin dilinde gûyâ “eser” demekken bil̃âhare “teşkîl̃ât” olmuş, “eser” yerine “yapıt”, “şâheser” yerine de “başyapıt” ucûbeleri uydurulmuştur ve resmî dayatmayle yayılan bu ucûbeler şimdi ağızlarda sakızdır&hellip; <o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/31mart-yesevizade.jpeg" alt="31mart-yesevizade.jpeg"></span></p><p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 0cm;margin-left:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:normal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font: major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;color:#C00000">(<i>Türk Dili, Türkçe-Fransızca Belleten</i>, İstanbul: Türk Dil Kurumu neşri, İlkteşrîn –Ekim- 1937, sayı: 23-26, basılışı: 1938, ss. 23 ve 123)<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 0cm;margin-left:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:normal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font: major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;color:#C00000">Dil Kurumu’nun nâşiriefk</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">̃</span><span style="font-size:13.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font: major-latin;color:#C00000">ârının “Ebedî Şef”in sağlığında bütün ilk ve orta mekteblere tâmîm edilen yeni riyâziye ve tabiî ilimler ıstıl</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font: major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:#C00000">̃</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;color:#C00000">âhlarını muhtevî 23-26. sayılarındaki “Matematik Terimleri”nin (ki bu iki kelime de “Öztürkce” kabûl</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">̃̃</span><span style="font-size:13.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font: major-latin;color:#C00000"> ediliyor) ilk sayfası ile “aslında Öztürkce” oldukları “isbât edilen” üç riyâziye ıstıl</span><span style="font-size:13.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font: major-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">̃</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font: major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;color:#C00000">âhının [“piramit (&lt; <i>pyramide</i>; ehrâm), poligon (&lt; <i>polygone</i>), postulağ (&lt; <i>postulat</i>; postül</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font: major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:#C00000">̃</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;color:#C00000">a: mevzûa)”] yer aldığı 123. sayfa&hellip; İlk sayfadaki ilk sütûnda g</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font: major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:#C00000">̃</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;color:#C00000">ûyâ “Öztürkce” kelimeler sıralanıyor&hellip; Bunların içinde, “abstre, aksiyom, aksiyon, alaşık, alaşım (&lt; <i>alliage</i>), antihomolog, arğ, aritmetik, artikliğ, balans, baskül” gibi Fransızca kelimeler var. Ayrıca, “açıortay, aktarığman, aktarıy, altıgen, andıray çizgi, asal, askat, ayrıt, başkartığ, başkartmay” gibi uydurmalar&hellip; Takrîben bir asırlık bir çabayle yoğrulan, Türkceden bozma, Fransızca yamalı, uydurma malzemeli, l</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font: major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:#C00000">̃</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;color:#C00000">aik kafalı Kemalist Uydurma Dil artık Resmî Dildir!<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 0cm;margin-left:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:normal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font: major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;color:#C00000">***&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 0cm;margin-left:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:normal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;mso-ascii-theme-font: major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;color:#C00000">&nbsp;</span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">&nbsp;</p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">Naîm Onat’ın, 22 Kasım 1935 târihli <i>Ulus</i>’taki “Yeni Güneş-Dil Teorisi” başlıklı makâlesinde, “tansık”ı “mûcizevî” karşılığı kullandığını görmüştük; Emre’de ise, o, “muhayyir, hayretbahş”dır&hellip;<o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">“Tadık”, “zevk” iken, sonradan “beğeni” “zevk” olmuş, bilâhare o da değişmiş, “takdîr”, v.s. olmuştur&hellip;<o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">“Sanı”, burada “hayâl̃”, başkasına nazaran “zan”dır. Oynamıya devâm etmişler, “hayâl̃” mukâbili olarak “imge”yi uydurmuşlardır. “İmge” de, Fransızca “<i>image</i> (imaj)” ve Latince “<i>imago</i>”dan bozmadır. Kezâ, “<i>imagination</i> (muhayyile)”, “imgelem”; “<i>symbole</i> (remiz, timsâl̃)”, “simge”; “<i>similitude</i> (müşâbehet, benzerlik)”, “imsiy”; “<i>similaire</i>”, “imsel” olmuştur&hellip; <o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">Fransızca gibi önden ekli “erksürmek”, hüküm sürmek imiş&hellip; Birileri de çıkmış, “Güneş-Dil mantığıyle”, Fransızca “<i>hégémonie</i>”, Yunanca “<i>hêgemonia</i> (&lt; <i>hêgemôn</i>)”dan “egemen”i uydurmuştur&hellip; <o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">Emre’ye göre, “bedizci”, “ressam” demek&hellip; Yaşar Özey’in 15 Mayıs 1935 târihli <i>Ulus</i>’taki “Ankara Bira Fabrikası”na dâir makâlesinde ise, “bediz”, “bediîlik, bediiyât”, “bedizel” de “bediî” mukâbili&hellip; “Sal̃âhiyetli”, “yetkeli”; “muvaffak̆iyet”, “başarık”; “ticârî”, “tecimel”; “ticârethâne”, “tecimge”; “uzuv, organ”, “örge”; “mêmur”, “işyar”; “müstehlik”, “yoğaltman”; “ferâgat̃”, “özgeçi”; “muâmele”, “alveri”&hellip;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">Kezâ, yukarıda, <i>Ulus</i>’un 19 Mayıs 1935 târihli nüshasından naklettiğimiz kelimelerden “asığ” artık yok, yerine “çıkar” (menfâat̃) vardır&hellip; “Hâl̃ çâresi”, “çözge” değil, “çözüm”dür&hellip; “Münâsebet”, “ilgi” değil, “ilişki”dir; “ilgi” ise, “alâka”&hellip; “Efk̃ârıumûmiye”, “kamoy” değil, “kamuoyu”dur&hellip; “Teklîf etmek”, “önergemek” değil, “önermek”dir ve bu kelime, aynı zamanda “tavsıye etmek”dir&hellip; “Öneri” de, hem “teklîf”, hem “tavsıye”! Öyle ya, her ikisi de aynı şey değil mi? “Fedâk̃ârlık”, artık “özverenlik” değil, “özveri”dir&hellip; “Yargıç”, “hakem”di, “hâkim” oldu! “Temyîz Mahkemesi” de, “yargutay” değil, “yargıtay”dır&hellip; “Tefsîr”, “yora”dan “yorum”a döndü! Hele “mes’ûliyet” ve “mes’ûl” için uydurma üstüne uydurma: “Sorav, soravlı”&hellip; 1935 Cep Kılavuzu’nda ise, “mes’ûl”: “sorun”&hellip; Aynı senelerde “sorum” zuhûr ediyor&hellip; L̃âkin “sorum” evvelâ, “mes’ele, problem” demek; nitekim İbrahim Necmi Dilmen’in 1936’da basılan kitabının ismi, <i>Dillerin Ana Kaynağı Sorumuna </i>[yânî <i>Mes’elesine</i>] <i>Kısa Bir Bakış</i>&hellip; Öyleyse “sorumlu” da, “problemli” demek&hellip; Derken, bir hokkabazlık daha: “sorumlu”, “mes’ûl̃”, “sorumluluk” “mes’ûliyet” oluveriyor, “sorum” tedâvülden kalkıyor ve bu berikinin yerine “sorun” kâim oluyor! &nbsp;&nbsp;&nbsp; <o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt"><b>Emre, <i>Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu</i>’nu tenk̆îd ediyor<o:p></o:p></b></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">Hak̆îkat̃ endîşesi duymıyan Ahmet Cevat Emre, <i>Hâtırât</i>’ının 332. sayfasında, Dil Kurumu’nun (elbette “Tek Adam”ın tâlîmâtını îfâen), 1935’te, Umûmî ve Resmî Dilden bilumûm İsl̃âm Medeniyeti kaynaklı kelimeleri tasfiye ederek, herkesi, onların yerine ikâme ettikleri kendi uydurmalarını kullanmıya icbâr etmek üzere neşrettiği <i>Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu</i>’ndan da, sanki kendisinin bu çalışmalarda dahli yokmuş, bilakis onlara muhâlifmiş gibi bahsediyor:<o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">“&hellip;Gazi, ikinci kurultay karariyle, Türkiyenin en yüksek lisan kurmayı olarak, Türk Dili Araştırma Kurumu ve Kılavuz Çalışma Kolu namiyle seçtiği heyeti bir araya getirdi; Ankarada Anadolu kulübünde çalıştırdı; çalışanlar saylav ve profesördü; huzur hakkı almıyorlardı; kısa bir zamanda ‘Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu’&nbsp; hazırlanıp basıldı; sekizbin kadar karşılık veren bu zarif sözlük gazetelere, dairelere, fakültelere, yüksek mekteplere, muharrir ve muallimlere dağıtıldı. <o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">“Cep Kılavuzunda karşılığı verilen Osmanlıcaların bir çoğu zaten çoktan bırakılmıştı. Fakat, dilin atamamış olduğu kelimelere şimdi verilen karşılıkları kullanmak çok güçtü. Meselâ ‘fedakâr’ yerine ‘özveren’, ‘nifak’ yerine ‘ayırga’, ‘âciz’ yerine ‘eksin’, ‘muhallet’ yerine ‘kalı’ gibi binlerce alışılmış kelimeleri kılavuzda gösterilen uydurmalarla değiştirince yazılan şeyler anlaşılmaz olmuştu. Bir kaç cümle: ‘akı kişidir, iğcillere, sayrılara kayrası çoktur’ gibi bir cümleden (cömert insandır, alillere, hastalara ihsanı çoktur’ mânasını kim çıkarabilir?<o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">‘Buyurman tüzemen olmalıdır’ = (Âmir, büyük memur adaletli olmalı). ‘Alımsak işyarlara acımak buduna kıyınçtı[r]’ = (Rüşvet alan memurlara acımak halka zulümdür) v.s. v.s. <o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%;tab-stops:7.1pt">“Bu uydurma dil kısa bir müddet yazılarda tecrübe edildi, hattâ Gazi istiyor diye böyle konuşanlar bile oldu&hellip;” (Emre 1960: 332)</p>