Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (46)
-----
2022-03-28 11:00:00
<p><b>Yakub Kadri Karaosmanoğlu’nun “Güneş-Dil Teorisi”ne dâir
şahâdeti ve şahsî hükmü</b></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Aşağıda “Güneş-Dil Teorisi”ne dâir şahâdetini ve şahsî
hükmünü nakledeceğimiz Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Kâhire, 1889 – Ankara,
13.12.1974, Şişli C., Beşiktaş Yahya Ef. Mez.) hakkındaki tafsîl̃âtlı
değerlendirmemiz, 7 Nisan 2020 târihli <i>Yeni
Söz</i>’de intişâr etmişti (Tef. No 550); binâenaleyh Kemalizmin bu fanatik
kalemşörü hakkında fazla bir şey söylemiyeceğiz. 1932-1934 senelerinde,
Kemalizmle mezcedilmiş bir Târihî Materyalizm propagandası yapan <i>Kadro</i> mecmûasının nâşiri ve kaskatı bir
Ateist, Farmason, İslâm düşmanı olan Karaosmanoğlu’nun sâdece bir makâlesini
hatırlatmakla iktifâ ediyoruz. Bu, 1 Şubat 1933’te Bursa’da cereyân eden Sahîh
Ezân Hâdisesi (ki bir câmi cemâat̃inin, Vicdân ve İbâdet Hürriyetleri esâsına
istinâden, gâyet meşrû ve mâsûmâne bir
hak arama teşebbüsünden ibârettir) üzerine, Us kardeşlerin <i>Vakit</i> gazetesinin 12 Şubat 1933 târihli nüshasında (ss. 1 ve 2)
neşrettiği başmakâledir. Ana fikri, Memleketteki, “Mürteci” olarak yaftaladığı
(Sahîh Ezân hakkı taleb eden mezk̃ûr câmi cemâat̃i gibi) bütün sahîh
Müslümanların imhâ edilmesi, yânî bir Müslüman jenosidi yapılmasıdır. Tam
metnini o zaman neşrettiğimiz “İnkılâbı Koruma Kanunu Değil, Bir ‘İnkılâp
Hıfzıssıhası’ İlmi” başlıklı bu makâlenin hül̃âsası şudur:<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Sahîh Ezân Mazl̃ûmlarının meşrû yollardan hak arama
teşebbüsünü, yeni bir “İrticâ” tezâhürü olarak damgalıyarak en ağır ifâdelerle
onlara taarruz ediyor: “31 Mart çirkefinin serpintileri”… “Kapkara bir cehaletin,
en geri ve en iptidaî bir ümmet terbiyesinin tabiî netîcesi olan bir irticâ
hareketi”… “Yeniçeriler gibi ‘istemeyiz' diye ba</span><span style="font-family:
"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman"">ğıran serseriler”…
“Tarihin en geri, en iptidaî, hattâ en gülünç hâdiselerinden biri”… <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%">Bunlar
(Sahîh Ezân Mazl̃ûmları), “hâlâ türbelerin duvar diplerinde, şadırvan
yalaklarında türiyen irtica çiyanlarıdır”, “taaffün”dürler (pis kokulu
irindirler)… Mikrob gibidirler… Cem'iyet için dâimî bir tehdîddirler… <o:p></o:p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%">Bunlar,
hâl̃â nîçin mevcûd olabiliyorlar? Çünki Kemalist İnk̆il̃âb, henüz bunları
kahredecek, toptan imhâ edecek, köklerine kibrit suyu ekecek kadar şedîd
davranmamıştır… “İnkılâb ateşinin, İnkılâb tamperatürünün” bunları kül edecek
kadar harâretlenmesi lâzımdır… “İnkılâb Herkül'ünün”, yâni Mustafa Kemâl̃'in
“süpürgesi bu taafünü” silip süpürmelidir… “İnkılâbın cem'iyet
hıfzıssıhhasının” (“<i>hygiène</i>”inin)
îcâbı budur… Velhâsıl, bir “Mürteci” jenosidi l̃âzım! <span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"><o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Türkiye Cümhuriyeti, inkılâpçı bir müessesedir. Devletin
bütün kuvvetleri inkılâp prensiplerinin emrine verilmiştir.” Binânenaleyh
Kemalist İnk̆il̃âbın ikmâl̃ini engelliyen, şekillendirilen yeni cem'iyet için
dâimî bir tehdîd teşkîl eden “İrticâ” kuvvetinin kökünün kurutulması, bir
“İnkılâb hakkı”dır! <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"> </span></p><p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/eecdc5a0-b576-4d4c-9177-f672a6df5782.jpg" alt="eecdc5a0-b576-4d4c-9177-f672a6df5782.jpg"></span><br></span></p><p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"><br></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";mso-bidi-theme-font:minor-bidi">(</span><a href="https://twitter.com/siyasiposting/status/1215666320953565186/photo/1"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
mso-bidi-theme-font:minor-bidi">https://twitter.com/siyasiposting/status/1215666320953565186/photo/1</span></a><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
mso-bidi-theme-font:minor-bidi">; 18.10.2021)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";mso-bidi-theme-font:minor-bidi;color:#C00000">Yakup Kadri
Karaosmanoğlu’nun Marksist, Kemalist, Farmason <i>Kadro</i> ekibi… Soldan sağa doğru: Mehmet Şevki Yazman, Burhan Asaf
Belge, Şevket Süreyya Aydemir, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İsmail Hüsrev Tökin,
Vedat Nedim Tör… Hepsine Totaliter Zihniyet hâkimdi… (B. A. Belge ve V. N.
Tör’ün totaliter zihniyetleri için <i>Milletimize
Revâ Görülen Kültür Jenosidi</i>’ne -2014: 279-312-, Ş. S. Aydemir için <i>Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik
Kaynaklı Sapmalar</i>’a -2013: 133-137- mürâcaat. Ayrıca, Tör ve âilesi
hakkında, -<i>Yeni Söz</i>’de münteşir
“Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi” başlıklı vâsi araştırmamızda
mufassal mâl</span><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;
mso-bidi-font-family:"Times New Roman";color:#C00000">̃</span><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
mso-bidi-theme-font:minor-bidi;color:#C00000">ûmât verdik. Karaosmanoğlu ve B.
A. Belge gibi İ. H. Tökin de katmerli bir Farmasondu…)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">***<span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";mso-bidi-theme-font:minor-bidi;color:#C00000"> <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"> </span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>Karaosmanoğlu, Bâkiler’e verdiği mül̃âkâtta, evvel̃â
“Güneş-Dil Teorisi”yle alay etti, sonra, söylediklerinden dehşete kapılarak,
onların neşrini yasakladı! </b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yakup Kadri’nin
“Güneş-Dil Teorisi”ne dâir hâtıralarını ve değerlendirmesini zapta geçen, Yavuz
Bülent Bâkiler’dir. Bâkiler, 1966’da, onunla, <i>Hisar</i> mecmûası nâmına bir mül̃âkât yapmış, bir ara, Yakup Kadri,
boş bulunup “Güneş-Dil Teorisi”ne dâir hâtıralarından ve şahsî kanâat̃inden de
bahsetmiş, sonra, söylediklerinden dehşete kapılarak, Bâkiler’e, mül̃âkâtın bu
kısmını kat’iyen mezk̃ûr mecmûada neşrettirmemesini, neşredilirse, onu tekzîb
edeceğini ihtâr etmiştir. Bunun üzerine, Bâkiler, ona bu husûsta söz vermiş,
yakın zamanlara kadar da, mül̃âkâtın bu kısmını kendinde mahfûz tutmuştur.
Sağlam seciyesi ve kuvvetli hâfızası îtibâriyle tamâmen şâyân-ı îtimâd bir
şahsıyet olan “Türkçenin Mücâhid Kalemi”, mül̃âkâtın bu kısmını, müteaddid
def’alar, l̃âkin bâzan tam metin, bâzan da kısaltarak neşretmiş bulunuyor: <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt">- <i>Sözün Doğrusu</i>,
İstanbul: Türk Edebiyatı Vakfı Yl., 2005, 4. baskı, II. Cild, ss. 30-31, 38-44,
50-51, 132-135; <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt">- <i>Türkiye</i>
gazetesi, 15-16 Ocak 2011 târihli nüshalar; <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt">- <i>Tabuları
Yıkmak</i>, Istanbul: Yakın Plan Yl., 2011, ss. 71-74;<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">- <i>Derin Tarih</i>, Eyl̃ûl̃ 2014, sayı 30, s. 75… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aşağıda, bunları karşılaştırarak,
hâtıranın tam metnini veriyoruz: <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“1966 yılında Ankara’daydım. <i>Hisar </i>dergisinin yazarları arasındaydım. Derginin sahibi Mehmet
Çınarlı, bir gün bana dedi ki:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">-<i>Hisar</i>’ın
Kasım sayısını Atatürk’e ayıracağız. Senin için Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan
bir randevu aldım. Yarın evinde seni bekleyecek. Git, kendisiyle Atatürk
üzerine güzel bir konuşma hazırla!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir gün sonra Yakup Kadri’nin Kavaklıdere’deki evine
gittim. Beni yanına oturttu. Ben, ömrümde onun kadar zor konuşan, dakikada
ancak 5-10 cümle söyleyebilen bir kimse tanımadım. Ses alma cihazım yoktu.
Yalnız, çok kuvvetli bir hafızam vardı. Böyle sohbetlerde, karşımdakini
dikkatle dinliyor, sonra oturup bana anlatılanları olduğu gibi yazıyordum. Bir
ara sordum: <span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";mso-bidi-theme-font:minor-bidi;color:#C00000"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b>Yakup Kadri:
“Güneş-Dil Teorisinin hiçbir ciddî tarafı yoktur; bizi, bütün dünyâ milletleri
karşısında çıkmazlara sokan bir safsatadan ibârettir!”<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">-Efendim, dedim. Atatürk’ün, son dil anlayışı olan
Güneş-Dil Teorisi hakkında ne düşünüyorsunuz?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">-O dil teorisinin hiçbir ciddi tarafı yoktur. Bizi,
bütün dünya milletleri karşısında çıkmazlara sokan bir safsatadan ibarettir,
dedi ve bildiklerini uzun uzun anlattı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben hemen cebimden kâğıt kalem çıkararak dinlediklerimi
yazmak istedim. Bileğimi tutarak yazmama mani oldu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">-Çok rica ediyorum, bunları sakın yazmayın, dedi.
Yazarsanız tekzib ederim diye ikazda bulundu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">-Efendim söz! dedim. Katiyyen yazmayacağım!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“<i>Hisar</i>’a
döndüğüm zaman Mehmet Çınarlı şaşkındı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">-Yahu Yakup Kadri’ye ne sordun ki adamı çok korkuttun?
Bana telefon açtı. Yavuz Bülent’in hazırladığı metni görmezsem, imzalamazsam,
tekzib ederim, diye tutturdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">-Güneş-Dil Teorisi üzerine bir soru sordum. Yazmaya
kalkınca çok korktu. Atatürk’ün ölümü üzerinden 28 yıl geçtiği halde, koskoca
Yakup Kadri korkusundan ne yapacağını şaşırdı. Sizi de araması, korkusundandır,
dedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile Atatürk üzerine
sohbetimiz, <i>Hisar </i>dergisinin 1966
yılı Kasım sayısında yayımlandı (35. sayı). Kendisine söz verdiğim için Güneş
Dil Teorisi hakkında anlattıklarını yazmadım. Aradan (pek uzun bir zaman)
geçtiğine göre artık yazabilirim… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>“Güneş-Dil
Teorisi”nde </b><b>Kvergić’in rol</b><b>̃</b><b>ü</b><b><o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">“Karaosmanoğlu’ndan dinlediklerim aynen şöyle:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">‘Vedat Nedim Tör, 1935 yılında Basın Yayın Genel
Müdürüydü ve arkadaşımdı. Bir gün beni telefonla aradı: ‘- Yakup, Avusturya’dan
gelen Kıverniç [<span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";mso-bidi-theme-font:minor-bidi">Kvergić]</span> isimli bir uzman, şimdi yanımda. Türkçe üzerine çok
farklı iddiaları var. Kendisi, bu çalışmalarını Atatürk’e bizzat anlatmak
istiyor. Sen Atatürk’ün sofralarında olan adamsın. Alıp götürsene bu adamı
Gâzi’ye!’<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">‘Ben de gidip Kvergiç’i gördüm. Türkçe üzerine
anlattıkları, beni de çok şaşırttı. Onu alıp Gazi’nin huzuruna çıkardım. Adam
Atatürk’e dedi ki: ‘- Ekselans! İlk insan, Güneşi gördüğü zaman A diye bir ses
çıkardı. Böylece Türkçe’deki ilk sesli harfi telaffuz etti. Güneş battığı zaman
A!A!, A!A! demeye başladı. Şimdi hayretimizi A!A! diye ifade etmemiz bundandır.
Sonra bu ilk insan, Güneşe AĞĞĞ! demeye başladı. AĞ hem güneş, hem de beyaz
demektir. İlk insan, karşısında bir canavar görünce: OOO! dedi. Türkçe’nin
ikinci sesli harfi böylece ortaya çıktı. Sonra ilk insan, uzaklık fikrini: UUU!
diye anlattı. Merakını gidermek için E?E? diye sordu. İlk insan, yine çeşitli tabiat
olayları karşısında Ö, Ü, İ, I gibi seslileri çıkardı. Sonra bu sesliler
yanına, birtakım sessizler koyarak ilk heceleri söylemeye başladı. Mesela A
yanına T‘yi koydu: AT! AT! AT! dedi. U yanına Ç koyarak UÇ! UÇ! UÇ! dedi.
Ekselans! İlk insanın ilk telaffuz ettiği AĞ hecesi, başka kelimelerin
oluşmasında büyük rol oynadı. AĞ, kelimelerde ana köktür. Mesela ilk insan:
AĞ+AN+AĞ+AR+AK+AĞ hecelerini arka arkaya sıraladı. AĞANAĞAR/AĞANAĞAKAR dedi.
Sonra ilk defa baştaki AĞ hecesini dilinden düşürdü: ANAĞAKARA demeye başladı.
Sonra bu kelimeden de bazı heceler ve harfleri düşürerek ANĞARA! ANĞARA! diye
haykırdı. ANĞARA da zamanla <span style="letter-spacing:.6pt;mso-bidi-font-weight:
bold">ANKARA oldu.’<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">‘Atatürk, adamın anlattıklarını
dinledi ama hiçbir soru sormadı. ‘İlk insanın önce A dediğini, bir canavar
gördüğünde OOO! diye bağırdığını AĞANAĞAKARAĞ karışıklığından Ankara ismini
çıkardığını nereden biliyorsun? İlk insanla aramızda milyonlarca sene var!’
demedi. Adam da Atatürk’ün çok hoşlandığı cümleyi söyledi: ‘- Ekselansları,
dedi, ilk insan Türk’tür! İlk lisan Türkçe’dir! Bütün dünya dilleri Türkçe’den
doğmuştur!’<o:p></o:p></p>