Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (45)
-----
2022-03-27 13:30:00
<p><b>Kemalist târih
kitabları, “Evs ve Hazrec kabîlelerinin Türk olduklarını iddiâ ediyorlardı”</b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">Bu zihniyetin akıl-iz’ân dışı târih telâk̆k̆îsini de
en ağır ifâdelerle takbîh eder:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">“Yine liseler için yazılıp yıllarca tek kitap olarak
bütün Türkiye’de okutulmuş olan dört ciltlik “tarih” kitabını herkes bilir:
Hamdolsun artık okutulmayan o hezeyannamede Hicret devrindeki Medine ahalisi
Türk gösterilir!!! Bunun sebebi nedir, bilir misiniz? İslâmiyetten itibaren
‘Medine’ adı ile anılmaya başlayan bu eski ‘Yesrib’ şehrinin halkı Arapların
(Evs) ve (Hazrec) kabilelerine mensuptur. İslâm tarihlerinde sözü geçen bu
kabilelerin eski yazıdaki adları yanlış olarak (Us) ve (Hazarç) şekillerinde okunmuş,
(Us) kelimesinin Türkçe’de “akıl” manasına geldiği ve (Hazarç)ın da ‘Hazar’
Türklerinin adından bozma olduğu sanılmış ve işte bu gülünç mantık oyununa
dayanılarak Türkleştiriliveren Medinelilerin Arap cinsinden olan Mekkelilere
karşı besledikleri millî düşmanlıktan dolayı Peygamber efendimiz hazretlerine
canla başla yardım etmiş olduklarına hükmedilmiştir! Hatta bir harita bile
yapılarak (Us) ve (Hazar) oymaklarının (!) Orta-Asya’dan Medine’ye gelirken
izledikleri hayalî yönler de renkli oklarla gösterilmiştir!...”<i> </i>(Dânişmend 1978/I: 453)<b> “Târihi hiçe sayan dilcilik: Amazon < Amma uzun;
Niyagara < Ne yaygara…”</b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">Bittabi, bu uydurma târih telâk̆k̆îsi,
“Güneş-Dil” safsatası ile atbaşı gidiyordu. Danişmend, bu husustaki
intibâlarını, “Tarihi hiçe sayan dilcilik” başlığı altında naklediyor:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“Uydurmacılıkta o kadar ileriye
gittik ki, yalnız zavallı Türk dilini değil, dilcilik ve tarih gibi ilimleri de
hiçe sayıp Milâddan önceki devirlerden kalma yer adlarını bile istediğimiz
şekillere sokarak coğrafyayı da çiğneyip geçtik. Meselâ ‘Adriyatik’ denizinin
adı ‘Derya-yı atik’den gelir dediğimiz zaman, o terkibin Türkçe olmadığını bile
düşünemedik. Hatta bir aralık ‘Amazone’ nehrinin ‘Amma uzun’dan ve ‘Amérique’
isminin de ‘Ham erik’den geldiğini bile iddia ettik. [II/571’den] Yine aynı
canbazlığa göre ‘Niagara’ nehrinin adı da şelâlesinin gürültüsünden dolayı ‘ne
yaygara!’ sözünden çıkmış olmalıdır! Bunlar gibi daha ne canbazlıklar
sayılabilir. […]<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt"><b>“Zavallı
‘Diyârbekir’, ‘Diyarbakır’ oldu!”<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“Bunlar başka memleketlere ait
olduğu için, hiç biri tutunamayıp unutuldu, gitti. Fakat kendi vatanımıza ait
uydurmalarımız okul kitaplarına bile girdi. Meselâ zavallı Diyarbekir
Vilâyetinin adını ‘Diyarbakır’a çevirdik. Halbuki çeşitli kaynaklarda ve meselâ
(Mahmut Esat Efendi) merhumun ‘Tarih-i Din-i İslâm’ adındaki eserinin 1327’de
yayınlanan birinci cildinin 133-134’üncü sayfalarında açıklandığı gibi,
Milâddan önce ikinci yüzyılda Arapların ‘Bekir bin Vail’ kabilesi İran’ın
Eşkâniyan hükümdarlarından (Birinci Mihridad) tarafından o bölgeye
yerleştirilmiş olduğu için oraya ‘Diyarbekir’ denilmiştir. […]<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“Bizim canbazların ne olduğunu
bilmeden imrendikleri Batı ilminin Türkoloji alanına çok eğlenceli akisler
yapan bu benzersiz buluşlar bilhassa Fransa’da Türk dilciliği hakkında birtakım
hicviyeler yazılmasına sebep olmuştur.” (Dânişmend 1978/I: 231 ve 1979/II: 571)<o:p></o:p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%">Danişmend, bu metninde,
Güneş-Dilcilerin, “Amerika (Frz. <i>Amériqe</i>
–Amerik-)” kelimesinin aslını, “ham erik”e çıkardıklarını yazıyor. Yukarıda
naklettiğimiz vechiyle, İbrahim Necmi Dilmen’in, Kurultayın 24 Ağustos 1936
Celsesindeki nutkunda: “…(Nikaragua yerlilerinin ‘Amerika’ adını
kullandıklarını kitaplarda gördükten,) Yakut lûgatinde ‘Emerik’ kelimesini de
hâlâ yaşayan bir söz olarak bulduktan sonra, Türklüğün, Türk kültürünün, Türk
dilinin bütün yeryüzüne yayılmış izleri önünde, yepyeni ve çok büyük bir
hakikat güneşinin doğduğunu hissetmemek elden gelir mi?” dediğini görmüştük.
Yânî Dilmen’e nazaran, “Amerika”, Yâkutça “emerik”den bozmaymış!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm"><b>Türkiyatçı Jean
Deny: “Dil Kurumu, bu kongreye iştirâk</b><b>̃</b><b> eden
türkologların adlarını Türk köklerine bağlayıp Türkceleştirmeye çalışıyor;
korkarım, benim soy adımın da, ‘denî’den bozma olduğunu söylerler!”<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">Dânişmend, mezk̃ûr
kitabında, 3. Dil Kurultayı’na âid pek ibretâmîz bir hâtırasını da naklediyor.
Bahis mevzûu olan, Türkce hakkındaki tedk̆îk̆leriyle dilimize dâimâ şükrânla yâdedilecek pek büyük
hizmette bulunmuş Profesör Jean Deny (Jan Döni; <span style="font-family:
Times">Kiev, 1879 – Gérardmer, 5.11.1963)</span> ile aralarında geçen bir muhâvere
ve sonrasıdır:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“1936’da Dolmabahçe Sarayında
toplanmış olan ‘Üçüncü Dil Kurultayı’na Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden davet
edilmiş olan ünlü Türkologlar içinde müteveffa dostum Profesör Jean Deny de
vardı. O Kurultaya ben de resmen davet edilmiş olduğum için, kendisiyle her gün
Sarayda buluşur ve sohbetlerimizde tabiî en çok dil meselelerinden bahsederdik.
1921’de yayınlanan Grammaire de la langue turque adındaki ünlü eseri,
zamanımızda yazılmış en değerli Türk grameri sayılan bu büyük müsteşrik çok
güzel Türkçe konuşurdu. Bir gün, ikimizin de içinde olduğumuz dilcilik
komisyonunun bir toplantısından sonra Sarayın orta katındaki büyük sofada
gezinip sohbet ederken, bu ince zekâlı zarîf dostum şöyle bir şey söyledi: <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">- Dil Kurumu, bu kongreye iştirak
eden Türkologların adlarını Türk köklerine bağlayıp Türkçeleştirmeye çalışıyor.
Henüz bana bir şey söylemediler ama ödüm kopuyor! Çünkü benim Deny şeklindeki
soyadımın bunlar “Denî” (= alçak) kelimesinden bozma olduğunu söyleyebilirler!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“Kuruntusunu gidermek için ben de
şöyle karşılık verdim:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">- Nasıl olur? ‘Denî’ kelimesinin
Türkçe değil Arapça olduğunu herhalde bilirler! <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“Jean Deny anlamlı bir gülümsemeyle
yüzüme baktı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">- Ne bilsinler? Onlar Arapça değil
Türkçe uzmanlarıdır!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/27martyesevizade1.jpg" alt="27martyesevizade1.jpg"></span></p><p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal">Târihçi
İsmail Hâmi Danişmend, 3. Dil Kurultayı’nın 28 Ağustos 1936 Celsesinde
“Güneş-Dil” nutku çekerken ve Mustafa Kemâl<span style="font-size:10.0pt;
font-family:Times;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";color:#C00000">̃</span>’den bahsetmemek gibi
bir “cürüm” işlediği için, bir kitabının, fanatik Kemalistler tarafından,
Orta-Çağ Avrupa’sı usûl<span style="font-size:10.0pt;font-family:Times;
mso-bidi-font-family:"Times New Roman";color:#C00000">̃</span>üyle yakılacağına dâir
haber (<i>Akşam</i>, 22.7.1955, s. 2)… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">*** <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“İkimiz de kahkahalarla güldük.
Ertesi gün Saraya gittiğim zaman kendisini aynı sofada buldum. Beni görür
görmez hızlı adımlarla yanıma geldi; elimi sıkarken şöyle bir müjde verdi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">- Hakkın varmış! Allah’a şükür bana
‘Denî’ demediler; ‘Deny’ kelimesinin ‘Tan’ kökünden geldiğini söylediler, içim
aydınlandı!...”<i> </i>(Danişmend 1979/II:
571-572; <i><span style="font-family:
Times">Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar</span></i> kitabımızdan –Ankara, 2013, ss. 373/375- ik̆tibâs) <o:p></o:p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>Fanatik Kemalistler, Danişmend’in bir
kitabını yaktılar!<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Kemalist Târih ve Dil
Tezlerinin içyüzünü, nihâyet, hiç olmazsa ömrünün son deminde ifşâ etmekle
günâhlarını bir dereceye kadar affettirmiş olan Danişmend’in büyük kusûru,
nedâmet içinde, bu siyâsete nasıl âlet olduğunu anlatıp Milletimizden özür
dilememesi ve fâillerini alenen mahk̃ûm etmemesidir. Bildiğimiz kadarıyle,
maâlesef, bu merdliği gösterememiştir! Yine de, o, 1950’li senelerde, fanatik
Kemalistlerin hışmından kurtulamadı: 22 Temuz 1955 târihli gazetelerde intişâr
eden bir habere nazaran, onun <i>İzahlı
Osmanlı Tarihi Kronolojisi</i>’nin 1703-1924 senelerini muhtevî dördüncü cildi,
Orta-Çağ Avrupa’sı Engizisyoncularının kitab yakma âyinini (“<i>autodafé</i>”) hatırlatır şekilde, merâsimle
yakılmış ve külleri, müellifine gönderilmiştir… Sebebi de, dördüncü cildde,
Mustafa Kemâl̃’den bahsedilmemesiymiş! Bu utanç verici hâdise, herhâlde, onun
keffâret hânesine yazılmıştır… (Hüküm; Rahmân, Rahîm Allâh’ındır!) <o:p></o:p></p>