​Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (44)

-----

<p>“Kâmalizm [Kendi imlâsı böyle: “Kamâlizm” değil de, “Kâmalizm”!], her şeyin üstünde, bir kültür ve medeniyet savaşıdır. Osmanlı imparatorluğu, son nefesine kadar, medrese kültüründen ve Doğu medeniyetinden ayrılmış değildi. [“İsl̃âm Kültürü”nü, akıllarınca, “medrese kültürü” diyerek tahk̆îr ediyorlar! Yine “İsl̃âm medeniyeti” yerine “Doğu medeniyeti” diyorlar&hellip;]</p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">“Cumhuriyet, bizde, yalnız bir rejim adı değil, bir kültür ve medeniyet ismidir. Müslümanlığın ilk günündenberi bu savaşın benzerine bütün tarihte rasgelinemez. Şu halde Kâmalizm’in ne metodları, ne çığırı, ne de yolu hiç bir kitabta bulunamaz. Biz benzetçilik edemezdik. Biz usullerimizi, hayat gerçe ve deneçleri içinde yuğuracaktık.<o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">“Kaytaklık tehlikesi geçmiştir: Fakat eski medeniyet ve kültür göreneklerinden büsbütün uzaklaştığımızı söylemek de yanlış olur.<o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">“Bu memlekette vicdan özgenliği [hürriyeti], Kâmalizm’in eseridir. [???] Daha doğrusu şudur: Bütün Doğu medeniyet ve kültür tarihinde, vicdan özgenliği, ilk defa, Atatürk tarafından, Türkiye Cumhuriyetinde kurulmuştur. Bizim bütün yasak ve yasavlarımız, yeni medeniyet ve kültürün vicdan özgenliğine karşı değil, ancak ve yalnız, eski medeniyet ve kültürün tepki ve bozut’larına karşıdır. [Zâten her totaliter rejim böyledir!]<o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">“Bizim bütün sıkı ve baskılarımız, işte bu vicdan özgenliğini barıyan, aşılmaz ve deşilmez siperlerdir. Şu veya bu demokrasi şiirine kapılarak, bu siperlerde en küçük bir gedik açtığımızı tasarlamak, boşuna yorulmak olur.<o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">“Partinin yeni program değişkelerinde, cemiyetler için koyduğumuz hükümler de, işte bu medeniyet ve kültür savaşçılarının arka ve yanlarını koruyan, yollarını düzleyen tedbirlerdir. Biz bir devlet ve yönetim şekli değiştirmedik: Biz, batıran bir medeniyet ve kültüre, kurtarıcı bir medeniyet ve kültürü karşı koyduk, bir memleketin, en basit ve küçüklerine kadar, bütün hayat şartlarını ilgilendiren bir devrim davasına giriştik.”<o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">Aynı nüshanın (19.5.1935) ikinci sayfasında, “Kılavuz için dersler” tefrikasının 10’uncusu okunuyor. Bu, bildiğimiz Türkce kelimeler yerine uydurulan yeni kelimelerin bir l̃ugat̃idir: “İhtiyârî = istenel; ihtiyârî mevk̆iler = istenel duraklar; binâ = kurağ; binnetîce = sonucun; eb’âd = ıram; hacim = oylum” gibi&hellip; <o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">Yine <i>Ulus</i>’un 19 Mayıs 1935 târihli nüshasının 2. sayfasının ortasında, “İç Duyuklar” başlığı altında, “Kamutay’da” başlıklı bir haber var. Bitişiğinde, mekteblerde kaç sâat askerlik dersi okutulacağına dâir bir başka haber: “&hellip;Resmiğ ve özel liselerle bunların dendeşi olan birinci derecede orta uzmanlık okullarının her sınıfında haftada ikişer saat; [&hellip;] Tecimel kaptan, çarkçı okulunun birinci ve ikinci sınıflarında haftada ikişer saat&hellip; İlh&hellip;” Aynı sayfada, o günki nüshada geçen Uydurmaca kelimelerin bir listesi verilmiştir: “Arı = saf; asığ = menfaat; atamak = tayin etmek; betke = makale; bölge = mıntaka; cebe = cephane; çeven = mehafil; çözge = çarei hâl [Mahsûs, “hâl çâresi” demiyorlar!]; ilgi = münasebet; iye = sahip; gereç = malzeme; kamoy = efkârı umumiye; karışma = müdahale; kasamak = mahkûm etmek; katmak = ilhak etmek; keskin = had (<i>aigu</i>); kesin = muhakkak; kıyal = cinaî; kotarmak = halletmek; kurul = heyet; onarsa = tarziye; oruntak = mümessil; oylum = hacim; ödek = tazminat; öden = ikramiye; önemli = ehemmiyetli; önergemek = teklif etmek; özverenlik = fedakârlık; tören = merasim; tümen = fırka (süel terim); uyruluk = tabiiyet; uzman = mütehassıs; sakınca = mahzur; saknı = ihtiyat; sakman = muhafız; saptamak = tesbit etmek; serüvenci = sergüzeştçi; soravlı[k] = mes’uliyet; soru = sual; sömürge = müstemleke; sömürme = istismar; süel = askerî; yargıç = hakem; yargutay = mahkemei temyiz; yora = tefsir”. <o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">Kezâ, 3. sayfadaki bir haberin başlığı, “Büyük Kurultaydaki diyevlerden: Finans Bakanının anlattıkları” şeklindedir. Haberin 2. paragrafı: “Finans Bakanı, geçen dört yılın finans ve büdce siyasasını anlattıktan sonra endüstrimizin gelişiminde finansımızın oynadığı rolü ve finansal erk arttıkça ekonomik kuramın pekiştirileceğini anlatmış ve cumuriyet [“Cumhûriyet” değil!] finansının en belirgen karakteri de bu olduğunu söylemiştir.” “Finans, finansal, büdce, endüstri, ekonomik, karakter” “Güneş-Dil Teorisi”ne nazaran “Öztürkce” olduklarından, bunları kullanmaktan sakınmıyorlar! <o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">&nbsp;</span></p><p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext"><span><span><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/26martyesevizade1.jpg" alt="26martyesevizade1.jpg"></span></span></span><br></span></p><p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"></p> <p class="Default" style="margin-left:1.0cm"><span style="font-size:10.0pt; font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">(<i>Akşam</i>, 4.9.1932, s. 1)<o:p></o:p></span></p> <p class="Default"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">Yalan, istismâr ve tedhîş üzerine kurulu Kemalist Propagandanın sayılı kalemşörlerinden Falih Rıfkı Atay, <i>Çankaya</i> kitabında, g̃ûyâ, uydurma dil inşâsına,&nbsp; g̃ûyâ, “aşırı özleştirmeciliğe”, g̃ûyâ, “Öztürkce”ye muhâlif kaldığını ve bu cereyânla mücâdele ettiğini iddiâ ediyor; l̃âkin şuradaki vesîkada dahi müşâhede edildiği vechiyle, tek̃âmülünün 1910’lu, 20’li, 30’lu senelerinde artık alabildiğine serpilip gelişmiş, dünyânın en kudretli, zengin, l̃atîf dillerinden biri hâl̃ine gelmiş Osmanlı veyâ İstanbul Türkcesi hakkında mûtâd asılsız iddiâları tekrâr ettikden sonra, tam da temsîl ettiği totaliter ideolojiye yakışır şekilde, “Öztürkce” dayatmasına&nbsp; muhâlefet edenleri tedhîşk̃âr sözlerle sindirmiye çalışıyor: “En başta bütün heyecanımızla öz türkçe için çalışanların aşk ve zevklerile istihza cinayetine hücum etmeliyiz! Öz türkçe lehine her teklif, kelime teklifi, lâhika teklifi, mâna teklifi, her teklif aslında güzeldir, asildir! Doğru olmayabilir, münakaşa edilebilir, fakat istihfaf olun(a)maz!" (3 Eyl̃ûl̃ 1932 târihli <i>Hâkimiyet-i Milliye</i>’deki başmakâlesinden)<o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%">***<o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">Atay, bu neşriyâtını, “Büyük Şef”in suyunda gitmek mecbûriyetiyle mâzûr gösteriyor:<o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">“&hellip;Atatürk Meclis nutuklarında ‘baysal utku’ sözünü kullanacak kadar, hareketi teşvik ediyordu. Bizden de bunu istiyordu. [&hellip;] <o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">“Atatürk’ün denemesi bir dâva. Ona yardım etmek, her fedakârlık pahasına, benim için bir borç.”(<i>Çankaya</i>, 1980, s. 476)<o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; color:windowtext">Peki, haysiyet sâhibi bir insan böyle mi davranır? Bile bile yanlışa âlet olur mu? <o:p></o:p></span></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>Abdülkadir İnan, uzun seneler sonra, “G-D T” hakkında “garîb bir teori” hükmünü verdi<i><o:p></o:p></i></b></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">Dil-Târîh ve Coğrafya Fakültesi’nde Dilmen ve Tankut’la berâber “Güneş-Dil” dersleri veren, ders notları Fakülte tarafından 1936 senesinde <i>Güneş-Dil Teorisi Üzerine Ders Notları</i> ismiyle neşredilen, Atay’ın da kendisinden “<span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi">pek sevdiğim” diye bahsettiği</span> târîhçi Prof. Dr. Abdülkadir İnan’ın (1889-1976), 1960’lı yıllarda, hatâsını îtirâf etmeden ve hâl̃â arz-ı ubûdiyetten vazgeçmeden, ondan, “garip bir teori” şeklinde bahsettiği görülüyor&hellip; (Prof. Dr. Abdülkadir İnan, “Atatürk’ün Etimoloji Anketi”, <i>Türk Kültürü</i>, Ankara, sayı 37, Kasım 1965, s. 75)&nbsp;&nbsp;&nbsp; <o:p></o:p></p> <p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>İsmail Hâmi Danişmend, ömrünün son deminde, Uydurma Târih ve Dil Tezleriyle (bunlardaki kendi mes’ûliyetini îtirâf etmeden) acı acı alay etti<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">Ağustos 1936’daki “Güneş-Dil Kurultayı”nda “Güneş-Dil” nutku çekenlerden birinin de târihci İsmail Hâmi Danişmend <span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi">(Merzifon, 1889 – İstanbul, 12.4.1967) </span>olduğunu görmüştük. Üstelik, o, 1935-1936’da Kemalist Rejim tarafından neşredilen iki cildlik <i><span style="font-family: &quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-theme-font:minor-bidi">Türklerle Hind-Avrupalıların Menşe Birliği</span></i><span style="font-family:&quot;Times&quot;,serif; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-theme-font:minor-bidi">’nin müellifidir. </span><o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">Buraya kadar, iyice anlaşılmış olmalıdır ki günümüzde bir akıl hastalığı emâresi gibi görülebilecek “Güneş-Dil” mantığı, o devirde, estirilen resmî tedhîş havası sebebiyle, hiç kimsenin îtirâza cesâret edemediği ve Hük̃ûmetin maârif ve kültür siyâsetini şekillendiren hâkim mantık hâline gelmişti. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">Danişmend, sonradan, Türkiye’de fikirlerin bir parça daha serbestçe ifâde edildiği devirlerde, artık ne “Türklerin Hind-Avrupalı menşêi”ni, ne de bu “Güneş-Dil” hezeyânını diline alacak, bir taraftan İsl̃âm Medeniyetini harâretle müdâfaa, dîğer taraftan da Türklerin Müslümanlığıyle iftihâr edecekdir. Ölümünden sonra, 1978-1979 yıllarında, İstanbul’da <i>Tercüman</i> gazetesi tarafından neşredilen iki cildlik <i>Tarihî Hakikatler</i> isimli eserinde, Kemalist Totaliter İdeolojinin “mâzî düşmanlığı”ndan acı acı yakınır:<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Medeniyet âlemine bundan ancak kırk yıl önce girmiş olduğumuzdan dem vuruldu. Edebiyat tarihimizin şu son otuz-kırk yıllık devreye münhasır olduğu ve ondan evvelki devirlerin okullarda okutulmasına bile lüzum olmadığı ileri sürüldü. Atalarımızın ilkelliklerinden bahsedildi. Zavallıların kıyafetleriyle alay edildi.”<i> </i>(Dânişmend&nbsp; 1979/II: 399) <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>