Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (44)
-----
2022-03-26 13:35:00
<p>“Kâmalizm [Kendi imlâsı böyle: “Kamâlizm” değil de,
“Kâmalizm”!], her şeyin üstünde, bir kültür ve medeniyet savaşıdır. Osmanlı
imparatorluğu, son nefesine kadar, medrese kültüründen ve Doğu medeniyetinden
ayrılmış değildi. [“İsl̃âm Kültürü”nü, akıllarınca, “medrese kültürü” diyerek
tahk̆îr ediyorlar! Yine “İsl̃âm medeniyeti” yerine “Doğu medeniyeti” diyorlar…]</p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Cumhuriyet, bizde, yalnız bir rejim adı değil, bir kültür ve
medeniyet ismidir. Müslümanlığın ilk günündenberi bu savaşın benzerine bütün
tarihte rasgelinemez. Şu halde Kâmalizm’in ne metodları, ne çığırı, ne de yolu
hiç bir kitabta bulunamaz. Biz benzetçilik edemezdik. Biz usullerimizi, hayat
gerçe ve deneçleri içinde yuğuracaktık.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Kaytaklık tehlikesi geçmiştir: Fakat eski medeniyet ve
kültür göreneklerinden büsbütün uzaklaştığımızı söylemek de yanlış olur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Bu memlekette vicdan özgenliği [hürriyeti], Kâmalizm’in
eseridir. [???] Daha doğrusu şudur: Bütün Doğu medeniyet ve kültür tarihinde,
vicdan özgenliği, ilk defa, Atatürk tarafından, Türkiye Cumhuriyetinde
kurulmuştur. Bizim bütün yasak ve yasavlarımız, yeni medeniyet ve kültürün
vicdan özgenliğine karşı değil, ancak ve yalnız, eski medeniyet ve kültürün
tepki ve bozut’larına karşıdır. [Zâten her totaliter rejim böyledir!]<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Bizim bütün sıkı ve baskılarımız, işte bu vicdan özgenliğini
barıyan, aşılmaz ve deşilmez siperlerdir. Şu veya bu demokrasi şiirine
kapılarak, bu siperlerde en küçük bir gedik açtığımızı tasarlamak, boşuna
yorulmak olur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Partinin yeni program değişkelerinde, cemiyetler için
koyduğumuz hükümler de, işte bu medeniyet ve kültür savaşçılarının arka ve
yanlarını koruyan, yollarını düzleyen tedbirlerdir. Biz bir devlet ve yönetim
şekli değiştirmedik: Biz, batıran bir medeniyet ve kültüre, kurtarıcı bir
medeniyet ve kültürü karşı koyduk, bir memleketin, en basit ve küçüklerine
kadar, bütün hayat şartlarını ilgilendiren bir devrim davasına giriştik.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Aynı nüshanın (19.5.1935) ikinci sayfasında, “Kılavuz için
dersler” tefrikasının 10’uncusu okunuyor. Bu, bildiğimiz Türkce kelimeler
yerine uydurulan yeni kelimelerin bir l̃ugat̃idir: “İhtiyârî = istenel;
ihtiyârî mevk̆iler = istenel duraklar; binâ = kurağ; binnetîce = sonucun; eb’âd
= ıram; hacim = oylum” gibi… <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Yine <i>Ulus</i>’un 19
Mayıs 1935 târihli nüshasının 2. sayfasının ortasında, “İç Duyuklar” başlığı
altında, “Kamutay’da” başlıklı bir haber var. Bitişiğinde, mekteblerde kaç sâat
askerlik dersi okutulacağına dâir bir başka haber: “…Resmiğ ve özel liselerle
bunların dendeşi olan birinci derecede orta uzmanlık okullarının her sınıfında
haftada ikişer saat; […] Tecimel kaptan, çarkçı okulunun birinci ve ikinci
sınıflarında haftada ikişer saat… İlh…” Aynı sayfada, o günki nüshada geçen
Uydurmaca kelimelerin bir listesi verilmiştir: “Arı = saf; asığ = menfaat;
atamak = tayin etmek; betke = makale; bölge = mıntaka; cebe = cephane; çeven =
mehafil; çözge = çarei hâl [Mahsûs, “hâl çâresi” demiyorlar!]; ilgi =
münasebet; iye = sahip; gereç = malzeme; kamoy = efkârı umumiye; karışma = müdahale;
kasamak = mahkûm etmek; katmak = ilhak etmek; keskin = had (<i>aigu</i>); kesin = muhakkak; kıyal = cinaî;
kotarmak = halletmek; kurul = heyet; onarsa = tarziye; oruntak = mümessil;
oylum = hacim; ödek = tazminat; öden = ikramiye; önemli = ehemmiyetli; önergemek
= teklif etmek; özverenlik = fedakârlık; tören = merasim; tümen = fırka (süel
terim); uyruluk = tabiiyet; uzman = mütehassıs; sakınca = mahzur; saknı =
ihtiyat; sakman = muhafız; saptamak = tesbit etmek; serüvenci = sergüzeştçi;
soravlı[k] = mes’uliyet; soru = sual; sömürge = müstemleke; sömürme = istismar;
süel = askerî; yargıç = hakem; yargutay = mahkemei temyiz; yora = tefsir”. <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Kezâ, 3. sayfadaki bir haberin başlığı, “Büyük Kurultaydaki
diyevlerden: Finans Bakanının anlattıkları” şeklindedir. Haberin 2. paragrafı:
“Finans Bakanı, geçen dört yılın finans ve büdce siyasasını anlattıktan sonra
endüstrimizin gelişiminde finansımızın oynadığı rolü ve finansal erk arttıkça
ekonomik kuramın pekiştirileceğini anlatmış ve cumuriyet [“Cumhûriyet” değil!]
finansının en belirgen karakteri de bu olduğunu söylemiştir.” “Finans,
finansal, büdce, endüstri, ekonomik, karakter” “Güneş-Dil Teorisi”ne nazaran
“Öztürkce” olduklarından, bunları kullanmaktan sakınmıyorlar! <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"> </span></p><p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"><span><span><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/26martyesevizade1.jpg" alt="26martyesevizade1.jpg"></span></span></span><br></span></p><p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"></p>
<p class="Default" style="margin-left:1.0cm"><span style="font-size:10.0pt;
font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";color:#C00000">(<i>Akşam</i>, 4.9.1932, s. 1)<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;
mso-bidi-font-family:"Times New Roman";color:#C00000">Yalan, istismâr ve tedhîş
üzerine kurulu Kemalist Propagandanın sayılı kalemşörlerinden Falih Rıfkı Atay,
<i>Çankaya</i> kitabında, g̃ûyâ, uydurma dil
inşâsına, g̃ûyâ, “aşırı
özleştirmeciliğe”, g̃ûyâ, “Öztürkce”ye muhâlif kaldığını ve bu cereyânla
mücâdele ettiğini iddiâ ediyor; l̃âkin şuradaki vesîkada dahi müşâhede edildiği
vechiyle, tek̃âmülünün 1910’lu, 20’li, 30’lu senelerinde artık alabildiğine
serpilip gelişmiş, dünyânın en kudretli, zengin, l̃atîf dillerinden biri
hâl̃ine gelmiş Osmanlı veyâ İstanbul Türkcesi hakkında mûtâd asılsız iddiâları
tekrâr ettikden sonra, tam da temsîl ettiği totaliter ideolojiye yakışır
şekilde, “Öztürkce” dayatmasına
muhâlefet edenleri tedhîşk̃âr sözlerle sindirmiye çalışıyor: “En başta
bütün heyecanımızla öz türkçe için çalışanların aşk ve zevklerile istihza
cinayetine hücum etmeliyiz! Öz türkçe lehine her teklif, kelime teklifi, lâhika
teklifi, mâna teklifi, her teklif aslında güzeldir, asildir! Doğru olmayabilir,
münakaşa edilebilir, fakat istihfaf olun(a)maz!" (3 Eyl̃ûl̃ 1932 târihli <i>Hâkimiyet-i Milliye</i>’deki
başmakâlesinden)<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%">***<o:p></o:p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Atay, bu neşriyâtını, “Büyük Şef”in suyunda gitmek
mecbûriyetiyle mâzûr gösteriyor:<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“…Atatürk Meclis nutuklarında ‘baysal utku’ sözünü kullanacak
kadar, hareketi teşvik ediyordu. Bizden de bunu istiyordu. […] <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Atatürk’ün denemesi bir dâva. Ona yardım etmek, her
fedakârlık pahasına, benim için bir borç.”(<i>Çankaya</i>,
1980, s. 476)<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Peki, haysiyet sâhibi bir insan böyle mi davranır? Bile bile
yanlışa âlet olur mu? <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>Abdülkadir İnan, uzun seneler sonra, “G-D T” hakkında “garîb
bir teori” hükmünü verdi<i><o:p></o:p></i></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">Dil-Târîh ve Coğrafya Fakültesi’nde Dilmen ve
Tankut’la berâber “Güneş-Dil” dersleri veren, ders notları Fakülte tarafından
1936 senesinde <i>Güneş-Dil Teorisi Üzerine
Ders Notları</i> ismiyle neşredilen, Atay’ın da kendisinden “<span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
mso-bidi-theme-font:minor-bidi">pek sevdiğim” diye bahsettiği</span> târîhçi
Prof. Dr. Abdülkadir İnan’ın (1889-1976), 1960’lı yıllarda, hatâsını îtirâf
etmeden ve hâl̃â arz-ı
ubûdiyetten vazgeçmeden, ondan, “garip bir teori” şeklinde bahsettiği
görülüyor… (Prof. Dr. Abdülkadir İnan, “Atatürk’ün Etimoloji Anketi”, <i>Türk Kültürü</i>, Ankara, sayı 37, Kasım
1965, s. 75) <o:p></o:p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>İsmail Hâmi Danişmend, ömrünün son deminde, Uydurma Târih ve
Dil Tezleriyle (bunlardaki kendi mes’ûliyetini îtirâf etmeden) acı acı alay
etti<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">Ağustos 1936’daki “Güneş-Dil Kurultayı”nda “Güneş-Dil”
nutku çekenlerden birinin de târihci İsmail Hâmi Danişmend <span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
mso-bidi-theme-font:minor-bidi">(Merzifon, 1889 – İstanbul, 12.4.1967) </span>olduğunu
görmüştük. Üstelik, o, 1935-1936’da Kemalist Rejim tarafından neşredilen iki
cildlik <i><span style="font-family:
"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";mso-bidi-theme-font:minor-bidi">Türklerle
Hind-Avrupalıların Menşe Birliği</span></i><span style="font-family:"Times",serif;
mso-bidi-font-family:"Times New Roman";mso-bidi-theme-font:minor-bidi">’nin
müellifidir. </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">Buraya kadar, iyice anlaşılmış olmalıdır ki
günümüzde bir akıl hastalığı emâresi gibi görülebilecek “Güneş-Dil” mantığı, o
devirde, estirilen resmî tedhîş havası sebebiyle, hiç kimsenin îtirâza cesâret
edemediği ve Hük̃ûmetin
maârif ve kültür siyâsetini şekillendiren hâkim mantık hâline gelmişti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">Danişmend, sonradan, Türkiye’de fikirlerin bir
parça daha serbestçe ifâde edildiği devirlerde, artık ne “Türklerin
Hind-Avrupalı menşêi”ni, ne de bu “Güneş-Dil” hezeyânını diline alacak, bir
taraftan İsl̃âm
Medeniyetini harâretle müdâfaa, dîğer taraftan da Türklerin Müslümanlığıyle
iftihâr edecekdir. Ölümünden sonra, 1978-1979 yıllarında, İstanbul’da <i>Tercüman</i> gazetesi tarafından neşredilen
iki cildlik <i>Tarihî Hakikatler</i> isimli
eserinde, Kemalist Totaliter İdeolojinin “mâzî düşmanlığı”ndan acı acı yakınır:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">“Medeniyet âlemine bundan ancak kırk yıl önce
girmiş olduğumuzdan dem vuruldu. Edebiyat tarihimizin şu son otuz-kırk yıllık
devreye münhasır olduğu ve ondan evvelki devirlerin okullarda okutulmasına bile
lüzum olmadığı ileri sürüldü. Atalarımızın ilkelliklerinden bahsedildi.
Zavallıların kıyafetleriyle alay edildi.”<i>
</i>(Dânişmend 1979/II: 399) <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>