Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (42)
-----
2022-03-24 13:45:00
<p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>“Onat’ın sanati, arapçanın türkçe olduğunu ispat etmekti”<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Pek iyi dostum ve pek iyi insan rahmetli Naim Hâzım Onat
hocanın sanati ise, arapçanın türkçe olduğunu ispat etmekti. Öyle buluşları
vardı ki ağzımız açık kalırdık. Bir hayli yazıları ve bir büyük cilt kitabı
vardır. [Bu mevzûda, münteşir iki cild kitabı var.] […] <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>Uyduran uydurana! Atay da (Fransızcaya benzeterek)
“sağduyu”yu uydurmuş!<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Bugünkü dilde kullanılan bir çok türkçe sözler o devirden
kalmadır. Meselâ ‘Akl-ı selim’ e ‘sağduyu’ karşılığını o zaman ben teklif
etmiştim. [Tabiî hâl̃inde yaşamıya, tek̃âmül etmiye devâm eden bir lisânda,
herhangi bir mefhûm için yerleşmiş, yaygın bir karşılık varken onun yerine
–hele ki sûiniyetle- meydana atılan her kelime uydurmadır, “barbarca”dır (<
“<i>barbarisme</i>”); o, kâideli bir türetme
olsa dahi… (Elbette, cebren ve hîleyle bir millete dayatılmış uydurma, sun’î
veyâ bütünüyle ecnebî bir dile –o ne kadar yaygınlaşmış, kabûl̃ görmüş olursa
olsun- boyun eğmemek ayrı bir mes’eledir; bu tavır, kültür jenosidine isyân
etmekdir ve bu isyân –bizim noktainazarımızdan- farz-ı ayndır…) Bu îtibârla,
Atay’ın kelimesi, peşînen uydurmadır. Kaldı ki Fransızca taklîd edilerek
uydurulmuş bu birleşik kelimedeki “duyu” kelimesi, Fransızcadaki “<i>sens</i>”ın (< “<i>sentir</i>”: hissetmek) sâdece bir mânâsının ve Türkcedeki “hasse”nin
mukâbilidir. “<i>Les cinq sens</i>”: beş
hasse gibi… Hâl̃buki –<i>Le Petit Robert</i>’e
nazaran- “<i>le sens</i>”, daha 12. asırda, “temyîz,
muhâkeme” mânâsı kazanmış ve bu mânâsıyle “<i>le
bon sens</i>” (doğru temyîz, doğru muhâkeme kâbiliyeti, yânî aklıselîm) tâbiri
teşkîl edilmiştir. Ne “hasse”de, ne “duyu”da bu mânâlar mevcûddur ve onlara
sun’î olarak böyle bir mânâ da yüklenemez. Bittabi, Uydurmacacıların aklının
başka türlü çalıştığını, onların aklıselîme uymadıklarını bilmiyor değiliz! “<i>Le sens commun</i>” de aynı mânâdadır.
(Harfiyen tercümesi, “ortak akıl”, fakat sahîh tercümesi, “aklıselîm”dir.)
Kezâ, Fransızcada “<i>à mon sens</i>”,
“kanâat̃imce, fikrimce, benim görüşüme nazaran” demekdir ki yine bu mânâda
“benim hasseme veyâ duyuma göre” denilemez… Aynı kelimenin başka mânâları,
başka istîmâlleri de mevcûddur: “<i>En un
sens, dans un sens</i>”: bir bakıma, bir şekilde; “<i>la signification</i>” muâdili olarak “<i>le sens</i>”, mânâ; “<i>chercher le
sens d’un mot</i>”: bir kelimenin mânâsını araştırmak; “<i>le sens de la vie</i>”: hayâtın mânâsı; “<i>le sens profond du roman</i>”: romanın derin mânâsı… Aynı kelime,
Cermence “<i>sinno</i>”dan gelen mânâsıyle
de cihet, yön demekdir…] […] <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:normal"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/24martyesevi.jpg" alt="24martyesevi.jpg"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:normal"><span style="mso-bidi-font-size:12.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";mso-bidi-theme-font:minor-bidi;color:red"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
mso-bidi-theme-font:minor-bidi;color:#C00000">“Güneş-Dil Teorisi”, “Dâhî
Başbuğ”un emriyle, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ders olarak
okutuluyordu… Burada, bu dersin üç hocasının 1936’da basılmış ders kitabları
görülüyor: 1) İbrahim Necmi Dilmen, <i>Tarih,
Dil, Coğrafya Fakültesinde:</i> <i>Türk Dil
Bilgisi Dersleri; İkinci Kısım: Dilin Fonetik Kuruluşu ve Güneş-Dil Analiz
Metodu</i>, İstanbul: Devlet Matbaası, 1936, c. 2, 166 s.; 2) Abdülkadir İnan, <i>Tarih, Dil, Coğrafya Fakültesinde: Güneş-Dil
Teorisi Üzerine Ders Notları; Türkoloji II</i>, İstanbul: Devlet Basımevi,
1936, 81 s.; 3) Hasan Reşit Tankut, <i>Tarih,
Dil, Coğrafya Fakültesinde: Güneş-Dil Teorisine Göre Dil Tetkikleri; Birinci
Kitap: Türk Dil Bilgisine Giriş</i>, İstanbul: Devlet Basımevi, c. 1, 73 s. Bu
“Güneş-Dil âlimleri”nin, aynı mevzûda başka “eser”leri de mevcûddu: İbrahim
Necmi Dilmen, <i>Tarih, Dil, Coğrafya
Fakültesinde: Türk Dil Bilgisi Dersleri. Birinci Kısım: Dillerin Ana Kaynağı
Sorumuna Kısa Bir Bakış ve Türk Güneş-Dil Teorisinin Esasları, </i>İstanbul:
Devlet Basımevi, 79 s.; aynı müellif, <i>Türk
Tarih Tezinde Güneş-Dil Teorisinin Yeri ve Değeri</i>, İstanbul: Devlet
Basımevi, 1937, 13 s.; a. mlf., <i>Dilin ve
Dillerin Kaynağı Sorunu Üzerine Teoriler</i>, Ankara, 1939, 62 s.; a. mlf., <i>Les lignes mères et essentielles de la
théorie “güneş-dil”</i>, İstanbul: Fazilet Basımevi, 1936, 30 s.; Hasan Reşit
Tankut, <i>Güneş-Dil Teorisine Göre
Toponomik Tetkikler</i>, İstanbul: Devlet Basımevi, 1936, c. 2, 148 s.; a. mlf,
<i>Étude linguistique d’après la méthode
panchronique de la théorie Güneş-Dil et du point de vue paléo-sociologique</i>,
İstanbul: Devlet Basımevi, 1936, 28 p.; a. mlf. <i>Prehistuvar’a Doğru Bir Dil İzlemesi ve Güneş-Dil Teorisinin İzahı</i>,
İstanbul: Devlet Basımevi, Ankara: T. Dil K. Yl., 1937, 10 s.; a. mlf., <i>Dil ve Tarih Tezlerimiz Üzerine Gerekli Bazı
İzahlar</i>, İstanbul: Devlet Basımevi, T. Dil Kurumu Yl., 1938, 69 s.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">*** <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt"> </p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>Milletin dilini oyuncak eden Atay ve İnan, Arabca menşêli
“hüküm” kelimesinin aslen de Türkce olduğunu nasıl “isbât ettiler”?<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Anadolu Kulübünün Atatürk’e ayrılmış dar ve uzun salonunun
masası başında bir çekişmedir, gitti. Bazıları ile zevklerimiz, anlayışlarımız,
birbirinden o kadar ayrı idi ki kavgaya bile tutuşuyorduk.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Yaz mevsimi idi. Biraz sonra Atatürk Dolmabahçe sarayına
taşındı. Bizim komisyona [Dil Komisyonuna] da giriş holünün üstündeki denize karşı
büyük salonu ayırdılar. Çekişmeler arasında pek az netice alıyorduk. Bunları da
akşam üstü Atatürk’e götürür, okurdum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Bir gün ‘hüküm’ kelimesi üstünde takıldık. Sağımda Yusuf
Ziya [Özer], solumda Naim Hazım Onat oturuyordu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">- ‘Hüküm’ türkçedir, dedim. Yusuf Ziya:<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">- Hayır, olamaz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Naim Hoca:<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">- İmkânsız… dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Ben de sinirlenmiştim:<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">- Canım efendilerim, dedim, birinize fransızca kelime
duyurmaya gelmez, aslı türkçedir, dersiniz. İkincinize aslı türkçe olmıyan Arap
kelimesi bulamayız. Sonra ‘hüküm’ gibi türkçede hiçbir karşılığı olmıyan bir
kelime karşımıza çıkar, ikiniz de türkçe değildir, buyurursunuz. ‘Hüküm’ niçin
mi türkçedir? Türkçesi yoktur da ondan!<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Toplantıyı burada bıraktık. Herkes dağılınca pek sevdiğim
Abdülkadir İnan yanıma geldi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">- Ben, bir hayli Türk lehçesi bilirim. Yakup Kadri – Falih
Rıfkı lehçesini de bilirim. Yalnız özleştirmecilerin lehçesini bilmem, dedikten
sonra: <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>Prof. Dr. Abdülkadir İnan: “Hangi kelimede sıkıntı
çekerseniz, onların usûl̃ünce Türkceleştirebiliriz!”<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">- Üzülmeyiniz, hangi kelimede sıkıntı çekerseniz, onların
usulünce türkçeleştirebiliriz, dedi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">- İşte ‘hüküm’ kelimesi… dedim<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Ertesi gün beni buldu. Hazırladığı bir kâğıdı uzattı.
Okudum. Ne kadar sevindiğimi bilmezsiniz. Hemen içeri girdim ve toplantı açılır,
açılmaz:<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">- ‘Hüküm’ kelimesinde kalmıştık. Kelime türkçedir. Çünkü
Radlop lûgatinde görüldüğü üzere ‘ök’ akıl demektir ki bazı lehçelerde ‘ük’ eki
ile yapılmış kelimeler de vardır. Bu kelimelerle âhenkleşmek için bu da pek
güzel ‘ük’ şekli alabilir. O halde ‘ük’-‘üm’ aklın yaptığı bir iş mânasına
‘hüküm’ demektir. Aslı türkçe olan kelimelerin bugünkü söyleniş tarzlarını
kabul ettiğimize göre, ‘hüküm’ü lûgatimize olduğu gibi türkçe olarak almamız
lâzım gelir, dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Bana bu ilmin birdenbire nereden geldiğini anlamadılar ama,
hocalarımın ikisi de haptoluverdiler.” (Falih Rıfkı Atay, <i>Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri</i>, İstanbul: Sel Yl., 1955, ss.
56-59)<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>- 3. Alt Fasıl: “Güneş-Dil âlimleri”nin pişkinlikleri<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Göz boyamayı mârifet bilen Atay, hemen yukarıdaki metnin
devâmında (s. 59), Mustafa Kemâl̃’in Türklere uydurma bir târih ve dil dayatma
siyâsetini de, bir kuyruklu yalanla mâzûr göstermiye kalkışıyor, ki onun bu
yalanına kanmak için Türk-Osmanlı dil, edebiyât, kültür târihinin tam bir
câhili olmak l̃âzım gelir:<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Atatürk, Türk tarihinin ve Türk dilinin inkâr edildiği
devrin adamı idi. O devir edebiyatına göre Tüklerin medeniyet tarihinde yerleri
yoktu. Türkçe ne ilim, ne de edebiyat dili olabilirdi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Atatürk milletini, nesillerden beri sürüp gelen bu aşağılık
duygusundan kurtarmak için kendini dile ve tarihe verdi. İkisinde de, sırf bu
asil duygu ile, zorlamalara kadar gitti. Bir zamanlar, lûgate alınan her
kelimenin türkçe olduğunu izah etmek merakı bu yüzden arttı.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Evet, millî bünyemiz üzerinde yaptığı tahrîbât her geçen gün
katmerlenen bu havsala üstü zulüm, Atay gibi bir göz boyayıcının takdîmiyle,
“asîl bir duygu”nun tezâhürüymüş, bir fazîletmiş! <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>