Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (32)
-----
2022-03-14 00:00:00
<p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"> </span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Yalnız konuştuğumuz sözlerin değil, bugün duyduğumuz
düşüncelerin, saplandığımız inanların, yaşattığımız türelerin, bu yeni buluş
yoluyla incelenip derinleştirilmesi bizi ancak bir ana ocağa ulaştıracaktır:
GÜNEŞ’e.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Biz, fırsat düştükçe bu tan yeri gibi ışıklı ve tansık
hakikatin açık tanıklarını ‘Ulus’ okuyucularına sunmak istiyoruz.” (Naîm Onat,
“Yeni Güneş-Dil Teorisi”, <i>Ulus</i>,
22.11.1935, s. 1; gazeteden sonra, Kurum’un mecmûasında da neşredilmiştir: Naîm
Hâzım Onat, “Yeni Güneş-Dil Teorisi”, <i>Türk
Dili. Türk Dil Kurumu Bülteni</i>, Ankara, sayı 19, Ağustos 1936, ss. 86-88) <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>“Eski büyük Türk medeniyeti bütün dünyâ medeniyetlerine
kaynak olduğu gibi Türk dili de bütün dillere kaynak olmuştur”<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Onat’ın 3. Türk Dil Kurultayı’nın 27 Ağustos 1936 günki
celsesinde okunması iki sâat̃ süren tezinin başlığı, “Güneş-Dil Teorisine Göre
Türkçe-Arapça Karşılaştırmalar”dır. Ondan da şu kadarını nakledelim:<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Türk dilinin Arab dilile olan münasebeti yeni tanıklarla ve
yeni esaslara dayanılarak isbat edilmiştir. Eski büyük Türk medeniyeti bütün
dünya medeniyetlerine kaynak olduğu gibi Türk dili de bütün dillere kaynak
olmuştur. <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Güneş-Dil teorisi yalnız dil tarihini değil bütün tefekkür
tarihini de aydınlatacak köksel bir ışıktır. Bu tezle, güneşin veya onda
görülen vasıfların uzaklaşıp kaybolmasından çıkan anlamlarla bunlara verilen
adların gerek Türk, gerek Arab dilindeki birlik ve benzerliğini göstererek yeni
Türk teorisinin hakikati ne derin bir görüşle kavradığı tesbit edilmiştir.
Güneşin uzaklaşıp batmasından doğan mefhumlar sayılmıyacak kadar çoktur. Bu
teze mevzu yapılanlar şunlardır: Akşam, gece, karanlık, karalık… […]<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm"><b>“Güneş-Dil Teorisi, beşerin yalnız dil târihini değil, bütün
tefekkür tarihini de aydınlatacak köksel bir ışıktır”</b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">“Bugün
[…] Güneş-Dil Teorisi ve yeni Türk etimolojisi, hakikati tüm özünden kavradı.
Dünkü dil bilgisinin bize hakikat diye gösterdiği şeylerden birçoğunun kuru bir
hayalden ibaret olduğunu anlattığı gibi, asırlardanberi beşer zekâsına kapalı
kalmış birçok yeni hakikatleri de aydınlattı ve dilde bütün kök ve ek
sandığımız söz unsurlarının tek bir kaynağa: (Güneş) e dayandığını göstererek
dil bilgisi için de yepyeni esaslar ve kanunlar kurdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">“Güneş-Dil
Teorisi beşerin yalnız dil tarihini değil, bütün tefekkür tarihini de
aydınlatacak köksel [semâvî] bir ışıktır. O, psikoloji ve sosyoloji tarihine de
ışıklar serpecek yepyeni bir ufuktur.” <span style="font-family:"Times",serif;
mso-bidi-font-family:"Times New Roman"">(<i>Cumhuriyet</i>,
28.8.2021, s. 6; <i>Üçüncü Türk Dil
Kurultayı; Tezler, Müzakere Zabıtları</i>, İstanbul: Devlet Basımevi, T. Dil
Kurumu Yl., 1937, s. 151,157) <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Onat, “Ebedî Şef”in ölümünü tâk̆îben herkesin “Güneş-Dil
Teorisi”ni sessiz sedâsız terkettiği devirde dahi onu yaşatmıya çalıştı ve
ölünciye kadar bu “teori”ye îmânından vazgeçmedi; “Güneş”ten aldığı ilhâmla
ortaya attığı iddiâları, genişleterek, <i>Arapçanın Türk Diliyle Kuruluşu </i>isminde
bir kitab hâl̃ine getirdi. Bunun birinci cildi 1944’te, ikinci cildi 1951’de
neşredildi… <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>Banguoğlu’nun dilinden Naîm Hâzım Onat<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt"><span style="font-family:"Times",serif;
mso-bidi-font-family:"Times New Roman"">Kıymetli lisâniyâtçı </span>Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, 10 Aralık
1977 günü, Türk Kadınları Kültür Derneği’ndeki sohbetinde,
dildeki uydurmacılıktan bahsederken, “Güneş-Dil” nâmına şâyân-ı hayret bir
“uydurma şâheseri” têlîf eden Prof. Dr. Naîm Hâzım Onat’ı da misâl̃ olarak
zikreder: <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-layout-grid-align:none;
text-autospace:none">“Bir zat
vardı bunların arasında. Medreseden yetişmiş. Çok kitaplar yazdı. Sizin hocanız
oldu, Dil Fakültesi’nde. O, Arapçanın Türkçeden geldiğini ‘ispat etti’!
‘Arapça, Türkçeden bozma bir dildir’ diye bir tez ortaya koydu. ‘Ee, mâdem ki
Arapça Türkçeden bozmadır, Türkçe kelimeler var onun içerisinde. Ne gibi? Kudsî
diyor Arap. Türkçe karşılığını bulamadım… Ee, kut var Türkçede. Onu, şimdi,
sıfat yapmak için, bir de –al eklerim, kutsal olur; tamam!’ Buûd… Türkçesini
bulamıyor… ‘Ama boy var bizde’, diyor. ‘–it eki de var ya bizde; boyut dersin,
Türkçe olur’ diyor. ‘Siyâsî, siyasa… Bizim yasa yok mudur? Araplar başına bir
si getirmişler, işte odur’ diyor. Bu türlü uydurmalara giriştiler. Kimisi de
Hind-Avrupa dillerinin Türkçeden geldiğini ‘ispat ettiler’! Öyleyse: Mektep
diyoruz; atın efendim, Arapçadır! Okul… Fransızca <i>école</i>’den. Dikkat ediniz: Burada İnkılâp hareketinin hızı, bilhassa
Arapçaya karşıdır. Arapça kelimeleri atmalı da, ne gelirse gelsin!”<i> </i>(Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, <i>Dil Bahisleri</i>, İstanbul: Kubbealtı
Neşriyatı, 1987, ss. 302-303) <o:p></o:p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/14martyesevizade.jpg" alt="14martyesevizade.jpg"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">(<i>Cumhuriyet</i>,
28.8.1936, s. 6)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">Solda, İsmail Müştak Mayakon (Mayakon’un
arkasında, Maârif Vekîli Saffet Arıkan), sağda, Prof. Dr. Abdülkadir İnan… İlmî
teblîğ sunmuyorlar; heyecânlı nutuklar îrâd ederek “Güneş-Dil İnk̆il̃âbı”nı
tebcîl ediyorlar!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">***<span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:#C00000"> <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-layout-grid-align:none;
text-autospace:none"><b>Kemalist Dil İnk̆il̃âbının esâs gâyesi: Türkceden İsl̃âm
Medeniyeti Kaynaklı Kelimeleri ayıklıyarak yerlerine Fransızca (/ Frenkce)
yâhûd Uydurmaca kelimeler ikâme etmek, olabildiğince Fransızcalaşmış,
l̃aikleşmiş uydurma bir dile vücûd vermek ve bunu resmî dil yapmak<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-layout-grid-align:none;
text-autospace:none">Rahmetli
Banguoğlu’nun da dikkat̃i çekdiği gibi, günümüz Resmî Dilinin “siyasa, siyasal,
kutsal, boyut, okul” gibi işlek birçok kelimesi, “Güneş-Dil İnk̆il̃âbı”nın
mîrâsıdır… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-layout-grid-align:none;
text-autospace:none">Bu meyânda,
gaflet içindeki kafalara dank etmesi gereken bir tesbîtte daha bulunuyor: <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-layout-grid-align:none;
text-autospace:none">“Dikkat
ediniz: Burada İnkılâp hareketinin hızı, bilhassa Arapçaya karşıdır. Arapça
kelimeleri atmalı da, ne gelirse gelsin!” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Filhak̆îka, <i>Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik
Kaynaklı Sapmalar</i> kitabımızda (Ankara, 2013) tafsîl̃âtıyle îzâh ve isbât
ettiğimiz vechiyle, Kemalist Dil İnk̆il̃âbının esâs gâyesi, Türkceden İsl̃âm
Medeniyeti Kaynaklı Kelimeleri ayıklıyarak yerlerine Fransızca (/ Frenkce)
yâhûd Uydurmaca kelimeler ikâme etmek, bu meyânda, onun nahvinde, kavâidinde,
selîkasında da birtakım tâdîl̃ât yapmak sûretiyle, geniş mik̆yâsda
Fransızcalaşmış, l̃aikleşmiş uydurma bir dile vücûd vermek, bunu resmî dil
yapmaktı ve buna da muvaffak oldular…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom:12.0pt;text-align:center;
mso-layout-grid-align:none;text-autospace:none"><b>Târihî Türkcemize ihânet, kendimize
ihânettir!<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;text-align:justify;text-justify:
inter-ideograph;text-indent:14.2pt;mso-layout-grid-align:none;text-autospace:
none">Şu var ki Târihî Türkcemiz, milyonlarca
sayfalık metinlerde ve kısmen de halkın dilinde mahfûz bulunuyor ve tekrâr
hayâta dönmek, tekrâr Milletimizin resmî dili olarak canlanmak için, sâdece ve
sâdece, kendisine sâhib çıkılmasını, yazılmasını, konuşulmasını bekliyor!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;text-align:justify;text-justify:
inter-ideograph;text-indent:14.2pt;mso-layout-grid-align:none;text-autospace:
none">Hiç şüphesiz, dil mes’elemiz, yazı
mes’elemizden bin kerre daha mühimdir! Türkcemiz, her al̃fabeyle yazılabilir;
l̃âkin onu öldürdükden sonra kullanacağımız yazının ne kıymeti vardır!
Uydurmacayı Osmanlı harfleriyle yazsanız, o yine Uydurmacadır ve dilimizle
berâber Türklüğümüz de ölmüş demekdir! <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;text-align:justify;text-justify:
inter-ideograph;text-indent:14.2pt;mso-layout-grid-align:none;text-autospace:
none">Şunu da iyi bilelim ki “dilimizin
ölmesi” demek, dilimizi konuşmaktan, yazmaktan, onunla eser vermekden
vazgeçmemiz, onun yerine Uydurmacaya veyâ başka dillere îtibâr ederek ona
ihânet etmemiz demekdir. Ona ihânet ise, ecdâdımıza ihânet, Millî Kültürümüze ihânet,
kendimize ihânettir!<o:p></o:p></p>