​Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (28)

-----

<p><b>“Dâhî Başbuğ”un “Güneş-Dil” risâlesi</b></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Kemalist Totaliter Rejim, “Güneş-Dil Teorisi” veyâ “İnk̆il̃âbı”nı –resmen- 1935’te tedâvüle sokmuştu. (Aslında, bir fikir olarak, Kemalist Rejimdeki başlangıcı, -henüz bu ismi taşımadan- 24-25 Temmuz 1930’da Léon Cahun’in yukarıda bahis mevzûu ettiğimiz konferansının tercümesinin neşrine kadar geriye gitmektedir. Evvelinde ise, bâzı –ard niyetli- müsteşrik̆lerin 19. asırdaki neşriyâtı vardır.) O günlerde, Kemalist Partinin nâşiriefkârı, her gün neşrettiği “Güneş-Dil analizleri”ne muvâzî olarak, “Güneş-Dil”in nazariye ve tatbîkâtı için rehber mâhiyetinde, 14 sayfalık bir il̃âve vermişti: <i>Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili Analiz Yolları</i>&hellip; “Dâhî Başbuğ”, -<i>Tan</i> gazetesinin ifâdesiyle- “yıllarca çalışma neticesi olduğu ilk bakışta anlaşılan orijinal etüd”ünü nihâyet efkârıumûmiyeye tanıtmıya ve Totaliter Devletin bütün imk̃ânlarını Millete bu Tezi tartışılmaz, mutlak hak̆îkat̃ gibi dayatmak için seferber etmiye karâr vermişti&hellip; Mâmâfih, “Büyük Şef”, risâlesinde, kendisinin veyâ -gazetelerdeki bâzı neşriyâtında yaptığı gibi- başkasının imzâsını kullanmamış, onu imzâsız neşretmeyi tercîh etmiştir. Bittabi, o devirdeki birçok insan, onun kime âid olduğunu hemen anlamıştı&hellip;<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Risâle (s. 3), ilk insanın Güneşe nisbetle bulunduğu vazıyeti gösteren basît bir şemayle başlıyor, ilk insanın Güneşe taptığı ve dilin bu tapınıştan doğduğu iddiâsıyle devâm ediyor (ss. 4-5):<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“III - İlk insanların her şeyin üstünde tanıdığı ve her şeyin üstünde tuttuğu ilk (obje) [&lt; Frz. “<i>objet</i>”; nesne] güneş olmuştur; güneş onlar için her şeydi. Güneşi tetkik ede ede onun vasıflarından, hareketlerinden, önce maddî, sonra ruhî, fikrî, abstre [&lt; Frz. “<i>abstrait</i>”; mücerred] mefhumlara intikale başladılar. [&hellip;] <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“IV – İlk insanlar bütün bu maddî ve fikrî varlıkları güneşe verdikleri isim ile anlatırlardı. Sonraları kendilerini ve ‘ben = ego’ mefhumlarından çıkan bütün düşünceleri ve nihayet tesbit ettikleri bütün (obje) leri de, taptıkları güneşin ve güneşten çıkan türlü mefhumların yerine koyarak bu ismin anlamını genişletmişlerdir.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“Not – Bu kısa izahtan anlaşılıyor ki ilk insan dil denilen varlığı yaratabilmek için güneşi idrak kabiliyetinden başlıyor ve ondan aldığı mefhumları genişletme ve anlatma çabalamasına girişiyor. Dil bu çabalamanın neticesi oluyor. Onun için biz, Türk dilinin etimolojisini, morfolojisini, fonetik tekâmülünü izah eden filolojiye, (‘Güneş-Dil’ teorisi = <i>La théorie de ‘Soleil-langue</i>’) diyoruz.” <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Bu son cümledeki “Güneş-Dil Teorisi”nin Fransızca karşılığı yanlıştır. Tercüme, Fransızcanın mantığıyle teşkîl edilmiş Uydurmaca ıstılâhlar gibi, harfiyendir (bu sefer Türkceden Fransızcaya harfiyen tercüme); sahîh tercümesi, “La théorie de la Langue-Soleil” veyâ –daha iyisi- “La théorie du Langage-Soleil” şeklindedir. Resmî dil statüsü kazandırılmış Uydurmacadaki ıstılâhların belki kısm-ı âzamı böyle Fransızca mantığıyle teşkîl edilmiştir: “Ruhbilim”, “eğitbilim”, “öğretmen”, “okul”, “sesbirim”, “çoktanrıcılık”, “dışsatım”, “arsıulusal̃”, “bay/bayan”, “sözdizim”, “açıortay”, “üçgen”, “bilim-kurgu”, “sağduyu”, “Denizbank”, “doğa”, “özyönetim”, “özgüven”, “öngörmek”, “yöneylem”, ilh&hellip; (Mufassal ve müdellel îzâhat için <i>Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar</i> kitabımıza mürâcaat)<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"></p><p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/9mart2022yesevizade.jpg" alt="9mart2022yesevizade.jpg"></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">&nbsp;</span></p> <p class="MsoNormal" style="line-height:normal"><span style="font-size:10.0pt; font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">Solda, CHP-Devlet’in nâşiriefk̃ârı <i>Ulus</i>’un 14.11.1935 târihli nüshasının il̃âvesi: <i>Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili Analiz Yolları</i>&hellip; “Güneş-Dil Teorisi”nin esâsını îzâh eden 14 sayfalık risâle, doğrudan Mustafa Kemâl̃’in elindendir. Ertesi gün, <i>Tan</i> gazetesi, risâleyi birinci sayfa haberi yapmış, bir takdîmi müteâk̆ib metninin tamâmını ik̆tibâs etmişti: “&hellip;Yıllarca çalışma neticesi olduğu ilk bakışta anlaşılan bu orijinal etüdde, Türk dilinin etimoloji, morfoloji ve fonetik bakımlarından analizi yapılmaktadır. Dil ilmi dünyasına yepyeni bir aydınlık getiren Güneş-Dil teorisinin esaslarını olduğu gibi okuyucularımıza sunuyoruz. İlh&hellip;” <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:&quot;Times&quot;,serif;mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;;color:#C00000">Yine <i>Tan</i> gazetesi, 16.11.1935 târihli nüshasının birinci sayfasına bir “Güneş-Dil Teorisi” anonsu koymuştu: “Tan, yarından başlıyarak dil ilmi dünyasına yepyeni bir aydınlık getiren Güneş-Dil teorisinin esaslarına ve tatbiklerine ait çok dikkate değer yazılar neşredecektir.” Ertesi günki ilk “Güneş-Dil yazısı”nın başlığı: “Millet-Ulus: Her iki söz, ana kaynakları araştırılınca Türk kökünden çıkıyor” şeklindedir&hellip; <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal">* * *&nbsp;&nbsp; <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Risâle, “Türkçede Ana Kök ve Ondan Türeme Kökler”, “Türk Dilinde Ekler”, “Etimoloji, Morfoloji ve Fonetiğin Söz Kurumunda Rolleri” başlıkları altında madde madde sıralanan mesnedsiz, muhayyel, kof iddiâlarla devâm ediyor. Bunları ciddîye alıp üzerlerinde kafa yormıya bile değmez. Son (14.) sayfadaki bir “Güneş-Dil” îzâhı şu sûretledir:<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“4 – Türkçe kelimelerin etimolojik şekillerinde yan yana gelmiş aynı cinsten konson yoktur. Morfolojik şekillerde görülen bu halin sebebi şudur: Kelimenin içinde fazla bir uzatmayı icabettiren ek veya kök bulunduğu zaman, fonetik icabı, bundan evvelki veya sonraki konson bu uzatma yerine kaim olur. Meselâ:<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“(Belli) sözünün etimolojik şekli, (beğeliğ) dir; bu orijin şeklindeki (ğe) yerine kendinden sonraki konson kaim olmuştur. Rolü uzatmadır.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“Aynı suretle (kuvvet) kelimesinin orijin şekli (kuveğet) tir. Burada (eğ) yerine kendinden evvelki (v) kaim olmuştur. İlh&hellip;” <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Farkedilmiş olmalıdır ki bu misâl̃lerdeki “kuvvet” kelimesi de Eski Türkce menşêli tel̃âk̆k̆î edilerek “analiz edilmiştir”!<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Hakîkat-i hâlde, Eski Türkce asıllı kelimelerin kök, gövde ve ek yapılarının, kelime teşkîl kâidelerinin, “Güneş-Dil” safsatasının iddiâlarıyle hiçbir al̃âkası yoktur. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm"><b>Prof. Yusuf Ziya Özer: “Güneş-Dil Teorisi, dilin menşeini aydınlatmış, âlemşümul bir sistem kurmuştur”<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal">Üçüncü Dil Kurultayı, 24 Ağustos 1936, Pazartesi günü, “ilmî çalışmalarına, Profesör Yusuf Ziya’nın mühim teziyle başlamış”tı. “Eskişehir Saylavı” Prof. Yusuf Ziya Özer (1870 – 7.4.1947), Tezini, “heyecânlı bir sesle müdâfaa ediyor” ve “çok alkışlanıyor”: <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Beşeriyet tufuliyet devrini bitirip te müşahede ve tefekkür çağlarına vâsıl olduğu ve düşüncelerini başka birine de anlatmak ihtiyacını duyduğu vakit, onun dil vasıtasının güneş olduğuna şüphe etmemelidir. Güneş-Dil teorisinin dil menşei hakkında açtığı vâsi ve hududsuz ufuk yeni bir âlemdir ki dillerin esrar perdelerini tamamen kaldırarak âlemşümul bir sistemin esasını kurmuştur. [&hellip;] <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm"><b>“Hind-Avrupaî ve semitik denilen kavimlerin bütün tanrı isimleri türkçedir”<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Türkler tefekkür devresinin en iptidaî safhalarında güneşin çocukları olduklarına, güneşten doğduklarına inandılar, mezheblerini güneşe isnad ettiler&hellip; [&hellip;] Türk kavmi yaranan [yaratan] ve türeten bir kudret sıfatile güneşe tapınmışlar, güneş kültünü kurmuşlardır. [&hellip;] Göçlerle dünyanın dört tarafına yayılan Türkler bu ibadet ve telâkkiyi dünyanın her tarafına götürmüşlerdir. Hind Avrupaî ve sementik [semitik] denilen kavimlerin bütün tanrı isimleri türkçe kelimelerden ve türkçe güneş ve nur ifade eden kelimelerden ibarettir. Akatlarda, Asurilerde (il) kelimesi doğrudan doğruya Allah demekti ki güneşin Allah yani hâliki mükevvenat olması fikrindedir. (Bunun ideogram şekli anlatılmıştır.) [&hellip;] Sumerlerde ve Mezopotamyada, türkçe Bel-Bâl sözü de, güneş tanrısı idi. (Od) kelimesi de Sumerlerde (Utu) şeklinde güneşi ifade eden bir mabud, Mısırlıların (Atan) [Aton], Finikelilerin (Adun), İskandinavyalıların (Odin), Jermenlerin (Vodan) ı hep güneş mabudunu ifade etmiştir. [&hellip;] <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Beşerî kültür üzerinde bu kadar mühim rol yapan güneşin insanlar arasında anlayış ve anlaşış vasıtası olan dil üzerinde de ayni tesiri ve ayni rolü yapmış olması gayet tabiî görülmek lâzım gelir. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom: 12.0pt;margin-left:0cm">“Binaenaleyh Güneş-Dil teorisinin de güneşe bu kadar ezelî surette merbut olan Türk ilmî telâkkiyatının bir eseri olarak meydana konmuş olması iftihara lâyıktır.” (<i>Cumhuriyet</i>, 25.8.1936, s. 8)</p>