Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (28)
-----
2022-03-10 00:00:00
<p><b>“Dâhî Başbuğ”un “Güneş-Dil” risâlesi</b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Kemalist
Totaliter Rejim, “Güneş-Dil Teorisi” veyâ “İnk̆il̃âbı”nı –resmen- 1935’te
tedâvüle sokmuştu. (Aslında, bir fikir olarak, Kemalist Rejimdeki başlangıcı,
-henüz bu ismi taşımadan- 24-25 Temmuz 1930’da Léon Cahun’in yukarıda bahis
mevzûu ettiğimiz konferansının tercümesinin neşrine kadar geriye gitmektedir.
Evvelinde ise, bâzı –ard niyetli- müsteşrik̆lerin 19. asırdaki neşriyâtı
vardır.) O günlerde, Kemalist Partinin nâşiriefkârı, her gün neşrettiği
“Güneş-Dil analizleri”ne muvâzî olarak, “Güneş-Dil”in nazariye ve tatbîkâtı
için rehber mâhiyetinde, 14 sayfalık bir il̃âve vermişti: <i>Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili Analiz Yolları</i>…
“Dâhî Başbuğ”, -<i>Tan</i> gazetesinin
ifâdesiyle- “yıllarca çalışma neticesi olduğu ilk bakışta anlaşılan orijinal
etüd”ünü nihâyet efkârıumûmiyeye tanıtmıya ve Totaliter Devletin bütün
imk̃ânlarını Millete bu Tezi tartışılmaz, mutlak hak̆îkat̃ gibi dayatmak için
seferber etmiye karâr vermişti… Mâmâfih, “Büyük Şef”, risâlesinde, kendisinin
veyâ -gazetelerdeki bâzı neşriyâtında yaptığı gibi- başkasının imzâsını
kullanmamış, onu imzâsız neşretmeyi tercîh etmiştir. Bittabi, o devirdeki
birçok insan, onun kime âid olduğunu hemen anlamıştı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Risâle
(s. 3), ilk insanın Güneşe nisbetle bulunduğu vazıyeti gösteren basît bir şemayle
başlıyor, ilk insanın Güneşe taptığı ve dilin bu tapınıştan doğduğu iddiâsıyle
devâm ediyor (ss. 4-5):<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“III
- İlk insanların her şeyin üstünde tanıdığı ve her şeyin üstünde tuttuğu ilk
(obje) [< Frz. “<i>objet</i>”; nesne]
güneş olmuştur; güneş onlar için her şeydi. Güneşi tetkik ede ede onun
vasıflarından, hareketlerinden, önce maddî, sonra ruhî, fikrî, abstre [<
Frz. “<i>abstrait</i>”; mücerred] mefhumlara
intikale başladılar. […] <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“IV
– İlk insanlar bütün bu maddî ve fikrî varlıkları güneşe verdikleri isim ile
anlatırlardı. Sonraları kendilerini ve ‘ben = ego’ mefhumlarından çıkan bütün
düşünceleri ve nihayet tesbit ettikleri bütün (obje) leri de, taptıkları
güneşin ve güneşten çıkan türlü mefhumların yerine koyarak bu ismin anlamını
genişletmişlerdir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“Not
– Bu kısa izahtan anlaşılıyor ki ilk insan dil denilen varlığı yaratabilmek
için güneşi idrak kabiliyetinden başlıyor ve ondan aldığı mefhumları genişletme
ve anlatma çabalamasına girişiyor. Dil bu çabalamanın neticesi oluyor. Onun
için biz, Türk dilinin etimolojisini, morfolojisini, fonetik tekâmülünü izah
eden filolojiye, (‘Güneş-Dil’ teorisi = <i>La
théorie de ‘Soleil-langue</i>’) diyoruz.” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Bu
son cümledeki “Güneş-Dil Teorisi”nin Fransızca karşılığı yanlıştır. Tercüme,
Fransızcanın mantığıyle teşkîl edilmiş Uydurmaca ıstılâhlar gibi, harfiyendir
(bu sefer Türkceden Fransızcaya harfiyen tercüme); sahîh tercümesi, “La théorie
de la Langue-Soleil” veyâ –daha iyisi- “La théorie du Langage-Soleil”
şeklindedir. Resmî dil statüsü kazandırılmış Uydurmacadaki ıstılâhların belki
kısm-ı âzamı böyle Fransızca mantığıyle teşkîl edilmiştir: “Ruhbilim”,
“eğitbilim”, “öğretmen”, “okul”, “sesbirim”, “çoktanrıcılık”, “dışsatım”,
“arsıulusal̃”, “bay/bayan”, “sözdizim”, “açıortay”, “üçgen”, “bilim-kurgu”,
“sağduyu”, “Denizbank”, “doğa”, “özyönetim”, “özgüven”, “öngörmek”, “yöneylem”,
ilh… (Mufassal ve müdellel îzâhat için <i>Türkçenin
Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar</i>
kitabımıza mürâcaat)<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"></p><p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/9mart2022yesevizade.jpg" alt="9mart2022yesevizade.jpg"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal"><span style="font-size:10.0pt;
font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";color:#C00000">Solda,
CHP-Devlet’in nâşiriefk̃ârı <i>Ulus</i>’un
14.11.1935 târihli nüshasının il̃âvesi: <i>Etimoloji,
Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili Analiz Yolları</i>… “Güneş-Dil
Teorisi”nin esâsını îzâh eden 14 sayfalık risâle, doğrudan Mustafa Kemâl̃’in
elindendir. Ertesi gün, <i>Tan</i> gazetesi,
risâleyi birinci sayfa haberi yapmış, bir takdîmi müteâk̆ib metninin tamâmını
ik̆tibâs etmişti: “…Yıllarca çalışma neticesi olduğu ilk bakışta anlaşılan bu
orijinal etüdde, Türk dilinin etimoloji, morfoloji ve fonetik bakımlarından
analizi yapılmaktadır. Dil ilmi dünyasına yepyeni bir aydınlık getiren
Güneş-Dil teorisinin esaslarını olduğu gibi okuyucularımıza sunuyoruz. İlh…” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">Yine <i>Tan</i>
gazetesi, 16.11.1935 târihli nüshasının birinci sayfasına bir “Güneş-Dil
Teorisi” anonsu koymuştu: “Tan, yarından başlıyarak dil ilmi dünyasına yepyeni
bir aydınlık getiren Güneş-Dil teorisinin esaslarına ve tatbiklerine ait çok
dikkate değer yazılar neşredecektir.” Ertesi günki ilk “Güneş-Dil yazısı”nın
başlığı: “Millet-Ulus: Her iki söz, ana kaynakları araştırılınca Türk kökünden
çıkıyor” şeklindedir… <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">* * * <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Risâle,
“Türkçede Ana Kök ve Ondan Türeme Kökler”, “Türk Dilinde Ekler”, “Etimoloji,
Morfoloji ve Fonetiğin Söz Kurumunda Rolleri” başlıkları altında madde madde
sıralanan mesnedsiz, muhayyel, kof iddiâlarla devâm ediyor. Bunları ciddîye
alıp üzerlerinde kafa yormıya bile değmez. Son (14.) sayfadaki bir “Güneş-Dil”
îzâhı şu sûretledir:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“4
– Türkçe kelimelerin etimolojik şekillerinde yan yana gelmiş aynı cinsten
konson yoktur. Morfolojik şekillerde görülen bu halin sebebi şudur: Kelimenin
içinde fazla bir uzatmayı icabettiren ek veya kök bulunduğu zaman, fonetik
icabı, bundan evvelki veya sonraki konson bu uzatma yerine kaim olur. Meselâ:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“(Belli)
sözünün etimolojik şekli, (beğeliğ) dir; bu orijin şeklindeki (ğe) yerine
kendinden sonraki konson kaim olmuştur. Rolü uzatmadır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">“Aynı
suretle (kuvvet) kelimesinin orijin şekli (kuveğet) tir. Burada (eğ) yerine
kendinden evvelki (v) kaim olmuştur. İlh…” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Farkedilmiş
olmalıdır ki bu misâl̃lerdeki “kuvvet” kelimesi de Eski Türkce menşêli
tel̃âk̆k̆î edilerek “analiz edilmiştir”!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-right:-2.9pt">Hakîkat-i
hâlde, Eski Türkce asıllı kelimelerin kök, gövde ve ek yapılarının, kelime
teşkîl kâidelerinin, “Güneş-Dil” safsatasının iddiâlarıyle hiçbir al̃âkası
yoktur. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm"><b>Prof. Yusuf Ziya Özer: “Güneş-Dil Teorisi, dilin menşeini
aydınlatmış, âlemşümul bir sistem kurmuştur”<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Üçüncü Dil
Kurultayı, 24 Ağustos 1936, Pazartesi günü, “ilmî çalışmalarına, Profesör Yusuf
Ziya’nın mühim teziyle başlamış”tı. “Eskişehir Saylavı” Prof.
Yusuf Ziya Özer (1870 – 7.4.1947), Tezini,
“heyecânlı bir sesle müdâfaa ediyor” ve “çok alkışlanıyor”: <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">“Beşeriyet
tufuliyet devrini bitirip te müşahede ve tefekkür çağlarına vâsıl olduğu ve
düşüncelerini başka birine de anlatmak ihtiyacını duyduğu vakit, onun dil
vasıtasının güneş olduğuna şüphe etmemelidir. Güneş-Dil teorisinin dil menşei
hakkında açtığı vâsi ve hududsuz ufuk yeni bir âlemdir ki dillerin esrar
perdelerini tamamen kaldırarak âlemşümul bir sistemin esasını kurmuştur. […] <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm"><b>“Hind-Avrupaî ve semitik denilen kavimlerin bütün tanrı
isimleri türkçedir”<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">“Türkler
tefekkür devresinin en iptidaî safhalarında güneşin çocukları olduklarına,
güneşten doğduklarına inandılar, mezheblerini güneşe isnad ettiler… […] Türk
kavmi yaranan [yaratan] ve türeten bir kudret sıfatile güneşe tapınmışlar,
güneş kültünü kurmuşlardır. […] Göçlerle dünyanın dört tarafına yayılan Türkler
bu ibadet ve telâkkiyi dünyanın her tarafına götürmüşlerdir. Hind Avrupaî ve
sementik [semitik] denilen kavimlerin bütün tanrı isimleri türkçe kelimelerden
ve türkçe güneş ve nur ifade eden kelimelerden ibarettir. Akatlarda, Asurilerde
(il) kelimesi doğrudan doğruya Allah demekti ki güneşin Allah yani hâliki
mükevvenat olması fikrindedir. (Bunun ideogram şekli anlatılmıştır.) […]
Sumerlerde ve Mezopotamyada, türkçe Bel-Bâl sözü de, güneş tanrısı idi. (Od)
kelimesi de Sumerlerde (Utu) şeklinde güneşi ifade eden bir mabud, Mısırlıların
(Atan) [Aton], Finikelilerin (Adun), İskandinavyalıların (Odin), Jermenlerin
(Vodan) ı hep güneş mabudunu ifade etmiştir. […] <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">“Beşerî
kültür üzerinde bu kadar mühim rol yapan güneşin insanlar arasında anlayış ve anlaşış
vasıtası olan dil üzerinde de ayni tesiri ve ayni rolü yapmış olması gayet
tabiî görülmek lâzım gelir. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:-2.9pt;margin-bottom:
12.0pt;margin-left:0cm">“Binaenaleyh
Güneş-Dil teorisinin de güneşe bu kadar ezelî surette merbut olan Türk ilmî
telâkkiyatının bir eseri olarak meydana konmuş olması iftihara lâyıktır.” (<i>Cumhuriyet</i>, 25.8.1936, s. 8)</p>