Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (27)
-----
2022-03-09 00:00:00
<p><b>Falih Rıfkı Atay: “Garb ilim ve sanat lûgatinin istinad
ettiği iştikaklar, en eski türkçe kaynaklara karışmaktadır”</b></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Kemalizmin başkalemşörü, mugâl̃ata üstâdı, kalemiyle ömrü
boyunca İsl̃âma karşı hadsiz nefret saçmış, -arkadaşı Bediî Faik’le berâber-
İsrâil Lobisinin gözde adamı, Kemalist dil katliâmının başlıca fâillerinden,
tipik Farmason Falih Rıfkı Atay (İstanbul, 1894 - İstanbul, 20.3.1971,
Zincirlikuyu Mez.), Dil Kurultayı münâsebetiyle, 24 Ağustos 1936 târihli <i>Ulus</i>’ta, yine mürâîce bir “başbetke”
kaleme almıştı. (CHP’nin nâşiriefk̃ârı olan bu gazetenin o zaman sâhibi gibi
görünüyordu. Yazı İşleri Müdürü ise, Nasuhi Baydar idi.) Bunda, bir taraftan
“Güneş-Dil İnk̆il̃âbı”nı benimsiyor, dîğer taraftan Türkcenin târihî seyri
hakkında asılsız iddiâlarda bulunuyordu. Evvel̃â “Güneş-Dil” safsatasını
sâhiblenişini görelim:<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Başbetke. Dil Kurultayı<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Üçüncü Dil Kurultayı, bugün Dolmabahçe sarayında açılmıştır.
Toplantıda hazır bulunanlar, iki kurultay arasındaki zamanın asla boş geçmemiş
olduğunu göreceklerdir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Bizde dil davası iki bakımdan tetkik edilmek lâzım gelir:
Biri, tarihidir. Nasıl türk milleti kaynak-millet ise, türkçe kaynak-dil’dir.
Ve senelerdenberi, nasıl millî tarihimiz hakkındaki yanlış kanaatleri
düzeltmeğe çalışıyorsak, dil davamızın hakikatini de kendimize ve başkalarına
tanıtmak ve anlatmak mecburiyetindeyiz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“İkincisi, bugün kullanmakta olduğumuz dili, garb medeniyeti
âleminin ileri bir ilim ve sanat dili olarak inkişaf ettirmektir. […]<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“…Türkçenin kaynağı ile temaslar, Güneş-Dil teorisinin vücud
bulması ile neticelenmiştir. Şimdi çekinmeksizin, konuşabilir ve
yazabilirsiniz: Çünkü türkçe konuşup yazmaktasınız. Mükemmel bir lûgatimiz,
mükemmel bir terim kamusumuz birkaç sene içinde meydana gelebilir. Kurultayda
mütehassıs arkdaşlarımızın izahlarından anlıyacağınız üzere, garb ilim ve sanat
lûgatinin istinad ettiği iştikaklar, en eski türkçe kaynaklara karışmaktadır.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Türkcenin târihî seyrine dâir iddiâlarına gelince, g̃ûyâ Kemalist
Rejim, “lisanı kargaşa içinde bulmuş” ve bunun içindir ki “dil çalışmalarını
ilmîleştirmeğe karar vermiş”! Dildeki (Resmî Dildeki) kargaşa, kısırlaşma,
(çirkinleşme ve mantıksızlaşmaya) “Dil İnk̆il̃âbı” değil de, Kemalizmden
evvelki “türk milliyetperverliğinin tasfiye cereyanı” sebeb olmuş! Bunlar,
“kelime tasfiyesinde korkunç bir ifrata sapmışlar”… “En basit eşyayı ve
hizmetlerini anlatmak için kullandığımız kelimeleri bile dilimizden atarak bizi
bir kekeleme çıkmazına sokmuşlar”… Hâl̃ böyleyken, bu işe de, “Büyük Kurtarıcı”
el atmış ve “onun rehberliğinde” işler nihâyet düzelmiye başlamış… İlh…<o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Atay, bu iddiâlarıyle, <i>Ulus</i>’taki
sayısız Uyudrumaca “başbetke”lerini, ayrıca gazetesinin Uydurma Dil lehinde
–hattâ tedhîş estirerek- yaptığı neşriyâtı unutmuş görünüyor! <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"> </span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"> <span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/8mart2022yesevizade.jpg" alt="8mart2022yesevizade.jpg"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal"><span style="font-size:10.0pt;
font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";color:#C00000">Kemalist
Propagandanın başlıca kalemşörlerinden Falih Rıfkı Atay, ölümünün 4.
seneidevriyesinde, gazetesi <i>Dünya</i>
tarafından, Kemalist îmânıyle yaşayıp bu îmânla dünyâ değiştirmiş olması
vurgulanarak yâdediliyor: “Atatürkçülüğü onun kadar benimseyen, onun gibi dile
getirebilen de olmamıştır. Atay, sadece bir yazar değil, inkılâp tarihini Türk
kamuoyuna öğreten kimseydi. Bütün eserlerinde gerçeği vermiş [???], geçmişin
acı olaylarını öylesine ortaya koymuştur ki, böylece uyarıcılığın da şâhikasına
çıkmıştır. ‘Ölürsem, sadece bir Atatürkçüydü, desinler, bana yeter’ derdi.
Atay’ı gerçek Atatürkçülerin en başında, bükülmemiş, yılmamış bir kahraman
insan olarak anıyor, aziz hâtırası önünde saygıyla eğiliyoruz.” (<i>Dünya</i>, 20.3.1975, s. 1)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal"><span style="font-size:10.0pt;
font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";color:#C00000">1919-1920’de
Dr. Şefik Hüsnü liderliğindeki Komünist hareketinin nâşiriefk̃ârı <i>Kurtuluş</i>’ta yazan, bil̃âhare Aydın
Locası’nda tekrîs edilen, 29 İlkteşrîn (Ekim) 1937 târihli <i>Ulus</i> gazetesinde: “Bizi gururlandıran ve sevindiren ne varsa,
hepsini ONA, yaratıcı ve kurtarıcı ATAMIZA borçluyuz” manşeti altında başmakâle
neşredecek kadar şahısperest olan Falih Rıfkı Atay, <i>Çankaya</i> kitabında, “Ebedî Şef” devrinde, o devirdeki bütün
neşriyâtı meydanda olduğu hâl̃de, “aşırı özleştirmeciliğe” muhâlefet ettiğini
iddiâ ediyor ama, bu iddiâsı o devir için yalan olduğu gibi, “Millî Şef”
devrinde de aynı hattı muhâfaza ettiği, hattâ, 1945’te, İbrâhim Necmi Dilmen ve
ekibi tarafından Kânûn-i Esâsî Uydurmacalaştırılıp arkasından da TBMM’de bu
hâl̃iyle kânûnlaştırıldığı zaman,
-“Millî Şef” ik̆tidârının matbûâttaki yarı resmî sözcüsü sıfatıyle-
Uydurmacaya bu sûretle resmî dil statüsü kazandırılmasını alkışlıyanların ön
safında, yine –başmakâlesi, aynı gün iki gazetede birden neşredilen- kendisinin
bulunduğu müşâhede ediliyor: <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">“Türk dili ile Anayasa, Meclisin büyük
eserleri arasında anılacak ve ancak onun devrimcilik geleneği içinde ölçülüp
tartılabilecek büyüklükte bir iştir. Millete kutlularız. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">“Melez bir dil üstünde kültür hürriyeti nasıl
kurulabilir ve gelişebilir? Biz bu soruya çoktan cevab vermiştik ve dilde de
kendi kendimize kavuşma yolunda idik. Fakat kaynaklarımız iyice aranıp
taranmadıkça, köklerimiz ve eklerimiz üstünde gereği gibi uğraşılmadıkça,
derinleştirmelerimiz ve inceleştirmelerimizde az çok kararlılık olmadıkça, ‘Teşkilâtı
Esasiye’yi bir ilk-denemeler konusu kılmak doğru değildi. […]<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">“…Anayasa türkçeleştirilmesinde tam bir başarı
elde edilmiştir. Üç yüze yakın söz ve terim karşılığı alınmış olmak, onun akıcı
tabiiliğini ve anlaşılırlığını bozmamıştır. […]<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">“Bir medeniyetin dilleri arasında bazı
bakımlardan, bir bağımlaşma vardır. O başkadır, bir milletin kafası yabancı bir
dile bağlı kalmak başkadır. […]<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">“…Hemen hemen 30 yıllık denemeler türkçemizin
erkine hepimizi inandırmıştır. Fakat işlendikçe, onun güzelliğine, kıvraklığına
ve temizliğine de büsbütün bağlanıyoruz: Türkçeleştirme, uğraşanlar için bir
vazife kadar bir zevk olmuştur. Onu kana kana tadıyoruz ve arındıkça
derinliğini de daha iyi görüyoruz. […]<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal"><span style="font-size:10.0pt;
font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";color:#C00000">“…Anayasa
dil çalışmaları için faydalı bir örnek olmuştur. Bu örneğe uyalım.” (Atay,
“Türk Dili ile Anayasamız”, <i>Ulus</i> ve <i>Cumhuriyet</i>, 11.1.1945; <i>Türk Dili Belleten</i>, Kasım 1945, s. 452)
(<i>Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik
Kaynaklı Sapmalar</i> eserimizde -2013:
477/491-, bu Uydurmaca Esâsiye Kânûnu ve metinde kullanılan uydurma
kelimeler hakkında, bir hayli tafsîl̃ât mevcûddur…) <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">Kezâ, Atay’a nazaran, Yahûdi adamdır; Osmanlı,
yâni Türk ise “adam olmaz”; Osmanlı veyâ İstanbul Türkcesi “Hacivat dili”dir;
onun, “Türk” kelimesini istismâr ederek kasdettiği zümre de, aslen Türk olsalar
dahi, şahsıyetlerini kaybetmiş Frenk mukallidleridir: “Bir şu Yahudiye bakın,
bir de şu Osmanlıya! Adam olur mu Osmanlı? Asla! Türk adam olur, Türk! Türkçü,
Türkçeci ve Atatürkçü Türk bu topluluğu Batı medeniyeti toplulukları arasına
katacak! Yalnız o katabilecek! Halkı Hacivat dilli Osmanlısından, başı bereli
kesme sakal softasından kurtararak bu ülkeyi o bir yeni zamanlar topluluğunun
yurdu yapacak!”<i> </i>(Atay’ın 1963’te
intişâr eden bir fıkrasından; <i>Dil Devrimi Üzerine</i>, müşterek eser,
Ankara: T. Dil Kurumu Yl., 1967, s. 216)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">*** <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p class="MsoNormal"><b>Târihî Türkcemiz, 20. asra, zâten tabiî kıvâmına ermiş
olarak girmişti<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Hak̆îkat̃-i hâl̃de, birkaç kitabımızda isbât ettiğimiz
vechiyle, Türkce, bütün bir 19. asır zarfında, Pâdişâhların teşvîk̆iyle ve
onların rehberliğinde çalışan ve Fransız nesrini nümûne ittihâz eden mütercim,
muharrir ve gazetecilerin üstün gayretleri netîcesi olarak, Dîvân Dili
garîbesinden geniş mik̆yâsda kurtulmuş, nihâyet, 20. asra, Avrupa’nın büyük
kültür dilleriyle yarışabilen bir dil hüviyetiyle girmiştir. 1900’lü, 10’lu,
20’li, 30’lu senelerin gazeteleri meydandadır: Bu senelerde, gazete dili,
bütünüyle İstanbul halkının dilidir ve Türkcenin tek ciddî mes’elesi kalmıştır:
Daha evvel teşkîl edilmiş ıstıl̃âhların İstanbul Türkcesinin selîkasına intibâk
ettirilmesi ve sür’at̃le, Türkcenin kendi kavâidine müstenid yeni ıstıl̃âhların
türetilmesi… (Araştırmalarımızda, 1920’li, 30’lu, 40’lı senelerin
gazetelerinden pek çok metin naklediyoruz; bütün bu vesîkalar da müddeâmızın
şâhidleridir.)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";mso-bidi-theme-font:minor-bidi">Umûmî gidişât böyleyken, Fuad
Köserâif (İstanbul, 1872 – a.y., 24.4.1949) diye bir adam çıkmış, “Öztürkce”
dâvâsı gütmiye başlamış, fakat Ziyâ Gökalp gibi şuûrlu Türkcecilerin ancak
tenk̆îd ve alaylarıyle karşılanmıştır. (Onun hakkında, <i>Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar</i> ile <i>Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi</i>
isimli kitablarımıza -Ankara, 2013 ve 2014- mürâcaat edilebilir.) Tâ ki “kutsal el”ini atmadığı bir şey
bırakmak istemiyen “Dâhî Başbuğ”, dil mes’elesine de el atıp Köserâif’in
dâvâsını Kemalist Rejimin dâvâsı hâline getirinciye kadar… Aynen Türk târihi
hakkında da kendinden evvelki mesnedsiz ve ard niyetli birtakım iddiâları
kendisinin Târih Tezi yapması gibi…</span><o:p></o:p></p>