Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (17)
-----
2022-02-27 00:00:00
<p> </p>
<p class="MsoNormal"><span><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/26ksubat2022yesevizade (1).jpg" alt="26ksubat2022yesevizade (1).jpg"></span> </span></p><p class="MsoNormal"><br></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">Fransalı Yahûdi müsteşrik̆ Léon Cahun’in
bizzât “Ebedî Şef”in emriyle Ruşen Eşref Ünaydın tarafından tercüme edilen
konferansının metni: “Fransa’da Ârî Dillere Tekaddüm Etmiş Olan Lehçenin Tûrânî
Menşêi” (24-27 Temmuz 1930 târihli <i>Cumhuriyet</i>’teki
iki günlük tefrikanın ikincisi ve aynı sene, aynı gazetenin matbaasında basılan
risâlenin kapağı)…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">* * *
<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000"> </span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p class="MsoNormal">Hak̆îkat̃-i
hâl̃de ise, Necîb Âsım’ın dahi “Türk târihine vukûfu ve Türklere muhabbeti ile
meşhûr” şeklinde tanıttığı Léon Cahun, kısmî tâdîller ve ilâvelerle tercüme
edilen mezk̃ûr kitabında, Türklere muhabbet etmek şöyle dursun, onları
istihfâf, hattâ tahkîr eder, onları, Beşer Medeniyetine orijinal̃ katkılarda
bulunmaktan âciz, düpedüz “barbar” bir millet olarak gösterir. Kitabının
mesel̃â “Avant-Propos (Mukaddime)” Faslındaki şu hil̃âf-ı hak̆îkat̃ pasaj, onun
bu mevhûm “Türkperverliği” hakkında bir fikir verebilir:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Türkler ve
Moğollar, Çin Medeniyeti ile Fars Medeniyeti arasında aracılar oldular.
Kendilerine âid kalıcı hiçbir şey ortaya koymadılar. Teşkîl ettikleri nev’i
şahsına münhasır cem’iyetlerde, dehâlarının rengini belli edecek cinsden ne
felsefî bir ak̆îde, ne san’atk̃ârâne veyâ edebî bir eser mevcûddur. Harbden
doğup fetih yapmak için teşkîl̃âtlanmış cem’iyetler sıfatıyle, komşu
cem’iyetlerin fikrî birikimlerini tedrîcen hazmetmiye yönelmemişler, bir
ganîmet gibi, onlardan hemen istifâde etmek maksadıyle onları alelacele ele
geçirmişlerdir. Türk ve Moğol fâtihlerin fikirleri, müesseseleri, bir taraftan,
fethedilmiş kavimlerinkilerle uzun bir temâsa dahi mukâvemet edebilecek kadar
tesbît edilmiş hâl̃deydi, dîğer taraftan da, onlarınkilere dâhil olup onlarla
kaynaşabilecek kadar bâriz hatlarla şekillenmiş değildi. Öyle ki Türkler ve
Moğollar, fetihlerle hükümleri altına geçirdikleri kavimlerin medeniyetlerini
eksik bir sûrette benimsiyor ve kendileri de onlara eksik bir sûrette intibâk
ediyorlardı. Sil̃âh zoruyle boyun eğdirdikleri cem’iyetlerin içinde, -onların
kendilerine temessülünü sağlıyamıyacak kadar barbar oldukları ve onlara
kendileri temessül edecek kadar da barbar olmadıkları için- sığıntı hâl̃inde
yaşıyorlardı.” (Cahun 1896: VIII; kendi tercümemiz)<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Cahun’in yine
mezk̃ûr kitabının “Timur ve İslâmın Zaferi” başlıklı V. Kitabı da (ss.
441-510), husûsen, İsl̃âma karşı tiksinti aşılamıya müteveccihdir. Timur’un
Dîn-i Mübîne merbûtiyeti ve bütün Türkistan’a Şerîat̃i hâkim kılması, onun
gözünde onun en menfî tarafıdır. Kitabın 502. sayfasından îtibâren şu fikrini
kabûl̃ ettirmek için dil döker: Türkler ve peşlerinden Moğollar, Müslüman
olunca, âdetâ beyinleri yıkanmış, asıllarını unutmuş, kendi memleketlerine
yabancılaşmış ve birbirlerini anlamaz hâle gelmişlerdir. (Meselâ şu cümle: “<i>Pendant près d’un siècle, la philosophie, la
littérature et l’art de l’Islam les imprégnèrent si profondément qu’ils devinrnet
étrangers au sol natal, cessèrent de se comprendre entre eux.</i>” –p. 502- Bu
cümlesi, biraz yukarıda naklettiğimiz vechiyle, g̃ûyâ Türklerin temâsa
girdikleri cem’iyetlerin medeniyet ve yüksek kültürlerini hazmetme
kâbiliyetinden mahrûm oldukları iddiâsıyle mütenâkızdır…) <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"></p><p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aralık-2021/26ksubat2022yesevizade (2).jpg" alt="26ksubat2022yesevizade (2).jpg"></span></p><p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";color:#C00000">Léon Cahun’in <i>Introduction à l’histoire de l’Asie. Turcs et Mongols. Des Origines à
1405 (Asya Târihine Medhâl̃. Başlangıcından 1405 Senesine Kadar Türklerin ve
Moğolların Târihi) </i> isimli kitabının
(Paris: Armand Colin, 1896, 519 s.) iç kapağı ve Ahmed
İhsân’ın neşrettiği haftalık <i>Servet-i
Fünûn</i> mecmûasında (13 Nisan 1316 / 26 Nisan 1900, sayı 476, s. 11), Léon
Cahun’in ölümü münâsebetiyle, kendisinden sitâyişle bahseden kısa haber ve
resmi…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">* * * <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p class="MsoNormal">Beynelmilel
Siyonizmin Türk milletiyle al̃âkalı projesi, her iki Jön Türk ihtil̃âl̃ini de
kuvvetle desteklemiş ve bu fesâd şebekelerinin içinde yer almış olan Léon
Cahun’in şahsında, âşik̃âr bir çehreyle karşımıza çıkıyor: Türklere, kadîm
devirde, muhteşem bir târihleri olduğunu, Avrupa’ya o çağlarda “Türkler”in
medeniyet götürdüklerini, dillerinin o günlerden kalan izlerine Avrupa’da bugün
de tesâdüf edildiğini, buna mukâbil, Müslümanlaştıktan sonra şahsıyetlerini
kaybettiklerini, geriye gittiklerini, netîce olarak, temelinde yer aldıkları
Avrupa Medeniyetini benimsiyerek “asıllarına dönmüş” olacaklarını kabûl
ettirmek… <o:p></o:p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>- 3. Fasıl: Kemalist “Târih Tezi”nin
sözcüsü: Âfet Hanım<o:p></o:p></b></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">O devirde Âfet Hanım demek, “Büyük Şef” demekdi; o, (daha 24
yaşından îtibâren) “Büyük Şef”in Târih ve Güneş-Dil Tezlerinin efk̃ârıumûmiye,
Târih Kurumu ve Üniversite nezdindeki başlıca sözcüsüydü. “Büyük Şef”onu on
yedi yaşındayken (1925’te) Çankaya’ya almış, onu Çankaya’nın bir numaralı hanımefendisi
yapmış, kendi yanı başında resmî protokol̃e dâhil etmiş ve herkesin de ona öyle
muâmele etmesini istemiş, onu bizzât yetiştirmiş, ayrıca İsviçre’ye, Fransa’ya
tahsîl ve araştırmalara göndermiş, ona kendi Tezlerini öğretmişti ve o da,
ancak Üstâdının ağzıyle konuşuyor, hattâ bâzan, onun bizzât têlîf veyâ dikte
ettiği metinleri toplantılarda okumaktan yâhûd kitablaştırmaktan öteye
gitmiyordu. 27 Mart 1937’de, “Büyük Şef” başta olmak üzere, Celâl Bayar, v.s. gibi
zevâtın iştirâk ettiği Halkevi’ndeki Bursalılar Gecesi’nde, kendisini, büyük
iftihârla, “En Büyük Hocanın talebesi” olarak takdîm etmişti: <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Ben, en büyük bir hocanın talebesi oldum. Ve bundan sonradır
ki ben de hocalık edebildim. Bu hoca, bu en büyük hoca, beni bilgilerimin her
safhasında yetiştiren Atatürktür.” (İsmail Müştak Mayakon, </span>“Halkevinde Bir Gece; Büyük Şefin Genclikle
Ulvî Bir Musahabesi”, <i>Cumhuriyet</i>, 1.4.1937, ss. 1 ve 4; <i>Yeni Söz</i>, 11-12.2.2019/145-146),<span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext"><o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">Âfet Hanım (Ayşe Âfet İnan –“Büyük Şef”in ölümünden sonraki
evlilik soy adıyle Uzmay-, Selânik, 30.10.1908 – Ankara, 7.6.1985, Cebeci Asrî
Mezarlığı) A.Ü. Dil ve Târih-Coğrafya Fakültesi'nin 9 Ocak 1936’da, sâat̃
15.30’da, Ankara Halkevi'nde, “Büyük Şef”in huzûru ve Afgan Hâriciye Vekîli ile
Afgan Sefîri, ayrıca Dr. Tevfik Rüştü Aras, v.s. zevâtın iştirâkiyle tertîb
edilen açılış merâsiminde, (henüz 28 yaşındayken) “Târih Müderrisi (Profesörü)
ve Türk Târih Kurumu Asbaşkanı” ünvânlarıyle, beşer târihini araştırma usûl̃ünü
ve Kemalist Târih Tezini, ilk dersi olarak işlemişti. Bu dersden, “Türkler”in,
yâni –Türklükle alay edercesine- “Türk” ismi takılan muhayyel bir topluluğun,
topyek̃ûn Beşer Medeniyetinin de, bütün büyük medeniyetlerin de bânîsi olduğunu
öğreniyoruz: <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“…Türk Tarih Kurumunun çalışmaları neticesinde ortaya çıkan
hakikatler, bildiğimiz gibi, ‘Türk Tarih Tezi' adı ile ifade edilmiştir. Bu tez
şimdiye kadar tarih âleminde ortaya sürülmüş olan tezlerden başkadır. Bizim
tezimizin esası kısaca şöyle ifade olunabilir: <o:p></o:p></span></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:"Times New Roman";
color:windowtext">“Türklerin ana yurdu Orta Asyadır. Türkler, neolitik ve maden
kültürlerinde bütün dünyaya binlerce sene takaddüm etmişlerdir. Bu kültürlerin
başka kıt'alarda meydana gelmesi, Türklerin oralara göç etmelerinden sonra ve
onların tesirleriyle olmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:"Times",serif;mso-bidi-font-family:
"Times New Roman";mso-bidi-theme-font:minor-bidi">“Bizim tezimizdeki sarsılmaz
hakikati, Avrupanın yeni keşiflerle yakından alâkalı olan bîtaraf âlimleri dahi
teyid etmektedirler. Bunlardan şahsen tanıştığım ve uzun münakaşalarda
bulunduğum profesör Pittard'ın ismini söyliyebilirim.</span><o:p></o:p></p>