Kemalizmin 'Târih Tezi' ve 'Güneş-Dil Teorisi' hurâfeleri (16)
-----
2022-02-26 00:00:00
<p>İkincisi ise, 1930’ların Cumhûr
Reîsliği Umûmî K̃âtibi Hasan Rızâ Soyak’ın (1888-1970) bizzât şâhid olduğu ve <i style="font-family: Calibri, sans-serif;">Hâtırât</i>’ında iftihârla naklettiği bir
hâdisedir:</p>
<p class="MsoNormal">“Tek Adam”, 1925 Eyl̃ûl̃ sonunda
Bursa’dan Balıkesir’e geçmiş, Belediye dâiresi önünde Belediye Reîsi Hayrettin
Bey: “Ey Ulu Gazi, hoş geldin, sefâ geldin, yurdumuza saâdetler getirdin!” diye
başlıyan bir konuşma yapmış, onu tâk̆îben, Galip Bey isminde genç bir tabîb:
“Kahraman Müceddîd!” hitâbıyle söze başlıyarak ve: “Başımızda taşıdığımız zevk
ve güzellikle hiç alâkası olmıyan kırmızı Yunan serpuşu, sonra ona zehirli bir
yılan gibi sarılan bir cehalet timsali, istihza remzi gibi sırıtan acayip
sarık, bizi senelerce en hain ve tahammül edilemez istihzalara maruz
bıraktı” şeklinde devâm ederek çok
ateşli bir nutuk îrâd etmişti. “Medenî olmak” uğrunda yapılan ink̆il̃âbları
senâ ettikten sonra şöyle diyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“…Artık Türk toprağı, bir
Avrupalıya, yabancı bir memleket, garip bir diyar hissini vermeyecek; o, tıpkı
kendi memleketinde, kendi memleketinin insanları arasında dolaşıyormuş gibi
olacak…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu hitâbeden fevkal̃âde mütehassis
olan “Ebedî Şef” de onun bu sözlerini tasdîk̆ ederek şu mukâbelede bulunuyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Muhterem genç arkadaşımızın çok
kıymetli ve esaslı fikirleri kavrıyan ve halkın millî duygu ve heyecanlarına
açık surette tercüman olan hitabesini baştan nihayete kadar derin bir
duygululuk içinde ve çok dikkatle dinledim. Memleket umumî efkârını, yalnız
bana değil, bütün cihana ulaştıran beyanatından dolayı kendisini tebrik
ederim.” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Soyak, bu sözleri naklettikten
sonra onlara kendi yorumunu ekliyor:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bugün sevinç ve şükrânla
görüyoruz ki bu genç hatîbin yüksek ve derin inancı, her şeye rağmen, her gün
biraz daha gerçekleşmekte, Türk millet ve vatanı Büyük Adam’ın açtığı yoldan
engin hedefe doğru durmadan yürümekte ve yükselmektedir.” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Soyak, ayrıca, onun, başından
beri, bütün İnk̆il̃âblarını bu istikâmette pl̃anlamış olduğunu da kaydediyor:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“… ‘Batı medeniyetine uyma’
hareketini –bu sefer tamamen çağdaş medeniyet lehine- hayatın bütün bölmelerine
teşmil ederek geniş ve kesin adımlarla hızlandırmayı, tarihî ve kutsal bir ödev
olarak, şahsen üzerine almış ve bu hususta kendisine, ötedenberi düşündüklerine
uygun bir faaliyet programı çizmişti.” (Hasan Rıza Soyak, <i>Atatürk’ten Hâtıralar</i>, İstanbul: Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. Yl.,
1973, ss. 273-274, 257)<o:p></o:p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%">Uydurma Târih Tezi ve
Güneş-Dil Teorisi, o devirde, Kemalizmin bu nihâî hedefi için esâslı birer
payanda vazîfesi gördüler. Efk̃ârıumûmiye nezdindeki başlıca sözcüleri de iki
Sel̃ânikli idi: On üç sene zarfında Çankaya’nın bir numaralı hanımefendisi Âfet
Hanım ve Uydurma Dil Kurumu’nu on iki sene idâre eden İbrahim Necmi Dilmen… <o:p></o:p></p>
<p class="Default" style="margin-bottom:12.0pt;line-height:115%"><b>- 2. Fasıl: “Ebedî Şef”in, “Târih ve Dil
Tezleri”nin Başlıca Mesnedlerinden Biri: Léon Cahun </b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sel̃ânik’in Köprülü köyünden
(Sağlam 1999: 2), Fanatik Kemalist ve Farmason, kendisi gibi Farmason ve
Muharrir Reşat Nuri Güntekin’in teyzezâdesi Ruşen Eşref (Ünaydın; 1892 -
İstanbul, 21.9.1959, Şişli Câmii, Âşiyân Mez.), Mustafa Kemâl̃’in, kendi “Târih
Tezi”ni ve “Güneş-Dil Teorisi”ni ortaya atıp onları şahsıyle aynîleşmiş
Devletin resmî tezleri hâline getireceği günlerde, bunların belki en mühim
ilhâm kaynağı ve mesnedi olan Léon Cahun’den, yine bu Tezlerin modeli mâhiyetinde
bir tercüme yapmış ve tercümesi, evvelâ <i>Cumhuriyet</i>’te
iki gün (24 ve 25 Temmuz 1930) tefrika edilmiş, müteâk̆iben, aynı sene içinde,
küçük bir kitab hâlinde neşredilmişti: <i>Fransa’da
Arî Dillere Takaddüm Etmiş Olan Lehçenin Turanî Menşei</i>, Tercüme Eden: Ruşen
Eşref, İstanbul: Cumhuriyet Matbaası, 1930, 19 cm, 35 s. Bu tercümenin Mustafa
Kemâl̃’in emriyle yapıldığını bizzât Ruşen Eşref’ten öğreniyoruz:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Daha ilk Dil Kurultayından iki
yıl ve Tarih Kurumu’nun ilk kongresinden bir yıl önce bir akşam Yalova’da bana,
Léon Cahun’in ‘Fransa’da ârî dillere tekaddüm etmiş olan lehçenin Turanî
menşei’ adındaki konferansını en kısa bir zamanda Türkçeye çevirip kendisine
vermemi istemişti. Onu, Yalova’da, kendi köşkünün yanındaki eski banyolar
dairesinin medrese hücrelerini andırır sıra odalarından birine kapanarak bir
günde Türkçeye çevirip huzuruna sunmuştum. Ertesi akşam, sofrasında misafir
rahmetli Yunus Nadi’ye: ‘Biliyor musunuz Yunus Nadi, Ruşen Eşref enteresan bir
konferans tercüme etmiş; Türk milletinin dilinin kıdemi hakkında… Zannederim bu
mevzuu siz de beğenirsiniz… Hoşunuza giderse bir küçük risale hâlinde
bastırabilirsiniz! Ruşen Eşref onu size verir.’ dedi. Bana da dönüp dedi ki:
‘Siz de Léon Cahun’den bu tercümenize, Jacques de Morgan’ın <i>L’Humanité préhistorique</i> adındaki
kitabından bu mevzu ile ilgili bir fıkrasının tercümesini, bir de Âfet Hanımın
aynı mevzu üzerine yazıp okuttuğu notlarını ilâve ederseniz, risalenin anlatmak
istediği mesele daha aydınlanmış olur…’ ” (Ruşen Eşref Ünaydın, <i>Atatürk, Tarih ve Dil Kurumları – Hâtıralar</i>,
Ankara, 1954, ss. 61-62; Nuri Sağlam, <i>Ruşen
Eşref Ünaydın; Hayatı ve Eserleri</i>, Doktora Tezi, İstanbul Üni., 1999, ss.
279-280’den naklen)<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Filhakîka, kapağında da tasrîh
edildiği gibi, risâleye, “Bu bahse dâir Jacques de Morgan’ın bir fıkrası ile
Târih Muallimi Âfet Hanım’ın mütâl̃aaları ilâve edilmiştir”… O esnâda henüz 22
yaşında olan “Târih Muallimi Âfet Hanım’ın Mütâl̃aaları”nın kendisine değil,
“En Büyük Hoca”ya âid olduğu âşikârdır… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> </p><p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads/Aral%C4%B1k-2021/25subat2022yesevizade.jpg" alt="25subat2022yesevizade"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;mso-bidi-theme-font:
major-latin;mso-fareast-language:TR;mso-no-proof:yes"><br></span></p><p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;mso-bidi-theme-font:
major-latin;mso-fareast-language:TR;mso-no-proof:yes"><br></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;mso-bidi-theme-font:
major-latin;color:#C00000">(</span><span style="font-size:13.0pt;font-family:
"Calibri",sans-serif;mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:
major-latin;mso-bidi-theme-font:major-latin"><a href="https://fr.wikipedia.org/wiki/L%C3%A9on_Cahun">https://fr.wikipedia.org/wiki/L%C3%A9on_Cahun</a>; 5.12.2021)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:
normal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:major-latin;mso-hansi-theme-font:major-latin;mso-bidi-theme-font:
major-latin;color:#C00000">Kemalizmin ve “Güneş-Dil İnkilâbı”nın başlıca ilhâm
kaynaklarından biri: Fransalı Yahûdi muharrir Léon Cahun (Haguenau, 23.6.1841 –
Paris, 30.3.1900)… <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">*** <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">1870’li senelerden îtibâren muâsır
târihimizin şekillenmesinde pek mühim têsîrleri bulunan Fransalı Yahûdi
müsteşrik̆ Léon Cahun (Leyon K̃aen; 1841-1900) hakkında, <i>Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar </i>eserimizde
(2013: 386-394), ilk def’a tercüme ve neşrettiğimiz bâzı vesîkalarla
desteklenmiş oldukça geniş mâl̃ûmât verdik. (K̃âşki hak̆îkat̃ ehli bir
araştırmacı çıkıp, bizim çalışmamızdan da istifâde ederek, Léon Cahun hakkında
mufassal ve bütünüyle mevsûk bir eser têlîf etse; bu çalışmada, onun Türkceye
tercüme edilmiş eserlerini de, hem işledikleri fikirler, hem tercüme ilmi, hem
de Memleketimizde yaptıkları têsîrler bakımından derinlemesine tedk̆îk̆ etse!
Bu, pek feyizli bir doktora çalışması mevzûu olurdu…) <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Léon Cahun’in, Kemalist Târih ve
Dil Tezlerine mesned olan en mühim çalışması, <i>Introduction à l’histoire de l’Asie. Turcs et Mongols. Des Origines à
1405 (Asya Târihine Medhâl̃. Başlangıcından 1405 Senesine Kadar Türklerin ve
Moğolların Târihi) </i> isimli kitabıdır
(Paris: Armand Colin, 1896, 519 s.). Necîb Âsım (Kilis, 29.12.1861 – İstanbul,
12.12.1935, Sahrâ-i Cedîd Mez.) tarafından yer yer tâdîller yapılarak ve bir
hayli il̃âveyle Türkceye tercüme edilen kitab (1316/1900), pek çok Türk
münevveri üzerinde têsîr icrâ etmiş ve onların –İsl̃âm/Osmanlı aleyhdârlığı ve
Avupacılıkla mezcolmuş- sapkın bir milliyetcilik telâk̆k̆îsini benimsemelerinde
mühim bir âmil olmuştur. Bunlardan mesel̃â Ziyâ Gökalp, <i>Türkçülüğün Esasları</i>'nda (1923; İstanbul: Kitap Sevenler Kurumu İlmî
Türkçülük Yayımı, Arkadaş Matbaası, 1940, ss. 10, 13), Cahun’in mezk̃ûr
kitabının kendisi üzerindeki têsîrinden iftihârla bahseder:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Türkçülüğün ilk devrinde De
Guignes târihinin müessir olduğunu görmüştük. İkinci devrinde de Léon Cahun’in <i>Asya Târihi’ne Medhâl̃</i> ünvânlı kitabının
büyük têsîri oldu. Necîb Âsım Bey, birçok il̃âvelerle, bu kitabın Türklere âid
olan kısmını Türkceye nakletti. Necîb Âsım Bey’in bu kitabı her tarafta
Türkcülüğe dâir temâyüller uyandırdı. […] <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“1312’de İstanbul’a geldiğim zaman
ilk aldığım kitab, Léon Cahun’in târihi olmuştu. Bu kitab, âdetâ Pantürkizm
mefk̃ûresini teşvîk̆ etmek için yazılmış gibidir.” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ahmed İhsân’ın
neşrettiği haftalık <i>Servet-i Fünûn</i>
mecmûasında (13 Nisan 1316 / 26 Nisan 1900, sayı 476, s. 11), “Sorbonne
(Dârülfünûnu) meşâhir-i muallimîninden, Memleketimize ve bize olan muhabbet-i
kalbiyesi herkesce mârûf” Léon Cahun’in 30 Mart 1900’de vâkî vefâtı teesürle
haber veriliyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Müteveffa Leon
Kahun (Léon Cahun) – Sorbon (Sorbonne) meşâhir-i muallimîninden Leon Kahun’un
memleketimize ve bize olan muhabbet-i kalbiyesi herkesce mârûftur. Osmanlılığın
menşêine ve târih-i şân ve satvetine dâir yazdığı sayfalar bu muhabbetin
derece-i samîmiyetine parlak birer delîldir. Binâenaleyh âhiren vukû bulan
vefâtı mûcib-i teessüfümüz olmuştur. Leon Kahun Fransa’da kudret-i ilmiye ve
vüs’at-ı tetebbuuile müştehir zevâttandı. Türkler ve Türkistan hakkında pek çok
tedk̆îk̆âtta bulunarak Avrupa’nın bu bâbdaki îtikâdât-ı sahîfesini [boş
îtikâdlarını] izâleye hizmet edecek eserler neşretmişti. <i>Origines des
Turcs et des Mongols</i>, <i>Hassan le Janissaire</i> ünvânlı kitabları
şâyân-ı istifâdedir.” (TÜBİTAK Projesi: <a href="http://www.servetifunundergisi.com/muteveffa-leon-kahun-leon-cahun/"><span lang="FR">http://www.servetifunundergisi.com/muteveffa-leon-kahun-leon-cahun/</a></span>; 30.9.2021)<o:p></o:p></p>