Kemalizm, İsrâil’in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti? -20

-----

Kemalizmin Siyonizmle irtibâtını, Kemalizmin beşiğine kadar geriye götürmek mümkündür. Kemalizm, menşêinden îtibâren, Siyonizme müzâhir ve Siyonizmle mütesânid olagelmiş, her iki cereyân arasında mütekabil teveccüh tavrı bir asırdır hiç değişmemiştir. “Balkanlar'ın Kudüs”ünde mayalanan ve perde arkasında, hattâ sahnede dahi beyin takımını Sabataî ve Masonların teşkîl ettiği, ayrıca Beynelmilel Siyonizmin desteğiyle palazlanan ve hedefine ulaşan İhtilâlci İttihâd Hareketinin içinde Kemalizm de vardı. Zâten, mâlûmdur ki Kemalizm, İttihâdcı İdeolojinin daha keskin mâhiyetteki bir devâmıdır. Keskinliğin ölçüsü ise, Avrupa Medeniyeti tarafdârlığı, bir başka ifâdeyle Frenkçiliktir.

Üstelik, tanıma karârı gibi bunca hayâtî bir mes'ele, ne efkârıumûmiye tarafından, ne de TBMM'de tartışıldı… Zâten totaliter bir rejimde (ki o senelerde açık totaliter rejimden, örtülü totaliter rejime geçilmiş bulunuyordu ve el'ân da bu keyfiyet berdevâmdır) efkârıumûmiye bir sürüden başka nedir ki? Gûyâ “muhâlif” denilen muvâzaalı partiler (Demokrat Parti ve dîğerleri) ise Hükûmetin hâricî siyâsetini bütünüyle desteklemekteydiler. Nitekim, Hüseyin Cahit Yalçın, 17 Mart 1949 târihli Ulus'taki başmakalesinde, “muhâlefet”i bu tavrı sebebiyle harâretle tebrîk edecektir:

“Vatanımızda parti münasebetlerinin normale doğru gidişinde bahsettiğimiz büyük değişikliği lâyıkile anlamamış olanlar varsa dün Millet Meclisinde dış politika üzerinde cereyan eden müzakereler onları tenvir edebilir. Gerek Yusuf Kemal Tengirşek'in, gerek Fuat Köprülü'nün ve bilhassa Fuat Köprülü'nün dış politikamız hakkındaki beyanatları, ihtiva ettikleri siyasî  kiyaset ve ruhî asalet bakımından parlâmento tarihimizin kıymetli sahifelerini teşkil edeceklerdir. Vatanın selâmet ve istiklâlini takdir ve müdafaa hususunda muvafakat ile muhalefetin tam bir ruh birliği içinde elele müttefik ve müttehit yürümeleri memlekete mağlûp olmaz bir ordu temin etmek kadar büyük bir muvaffakıyettir. […]

“Şimdi efkârı umumiyenin tezahürünü kanun dairesinde bir rekabet ve münakaşa ile kazanmağa çalışan iki muntazam vatansever partinin yanı sıra mantıktan, muvazeneden, selim histen mahrum, mağşuş bir küme göze çarpıyor ki Halk Partisine olduğu kadar Demokrat Partiye de düşmandır. Bunlar hâlâ çıkacak ihtilâlden bahsediyorlar. Bu adamlar vatandaşların kalbinden kanun korkusunu kaldırarak gûya yerine Allah korkusunu ikame etmek isteyen sapıklardır.”

20

(Akşam, 19 Mart 1949, s. 1.)

 Resim 31: Türkiye'nin büyük bir telâşla İsrâil'i tanımasından on gün kadar evvel Filistin'de vazıyet…

 “Millî Şef” ve Günaltay Hükûmetinin 28 Mart 1949'da İsrâil'i resmen tanıma karârını manşet yapan 29 Mart 1949 târihli Cumhûriyet gazetesine göre, Türkiye, İsrâil'i tanımakta geç bile kalmış ve bunun sebebi “Arab âleminin hislerine karşı gösterdiği müstesna teveccüh” imiş… Gazete, ayrıca, İsrâil'in emperyalist bir Devlet olduğunu îtirâf edercesine şu temennîde bulunuyor:

“Bu devletin Ortaşarkta bir genişleme ve tecavüz unsuru değil, bir sulh ve sükûn âmili olmasını temennî ederiz.”

CHP'nin nâşir-i efkârı Ulus da Cumhuriyet'le aynı dili kullanıyordu:

“İsrail devletinin fi'len teşekkülü üzerinden hayli zaman geçtiği halde hükûmetimizin şimdiye kadar onu resmî surette tanımakta gecikmesi, Arap âlemine karşı beslemekte devam ettiğimiz sevgi ve saygı duygularının en şaşmaz delilidir. […]

“Diğer yandan yeni İsrail Devletinin Türkiye ile münasebetlerinde de aynı sempati ve anlayış duygularının hâkim olacağını ummak istiyoruz. Başbakan ve Dışişleri Bakanı dahil olmak üzere yeni İsrail kabinesinde üç Bakanın Türkiyede hukuk tahsili yapmış, dolayısiyle memleket ve halkımızı yakından tanıma fırsatını kazanmış kimseler olması, bu ümidimizi kuvvetlendirmektedir.” (Yavuz Abadan, “İsrail'in tanınması”, Ulus, 30 Mart 1949.)

30 Mart 1949 târihli Cumhuriyet'te (s. 1) bir başka haber dikkati çekiyordu:

“Türkiyenin İsrail devletini tanımağa karar vermesi, şehrimizdeki [İstanbul'daki] Yahudiler arasında büyük bir sevinç ve memnunluk uyandırmıştır. Tanıma kararının duyulması üzerine Yahudiler, hemen bir takım hazırlıklara girişmişlerdir. Bu arada bazı zengin Museviler, İsrail konsolosluğu yapmak üzere Gümüşsuyundaki Alman sefarethanesini satın almak için teşebbüslere girişmişlerdir. İlh…”

21 

(Cumhuriyet, 29 Mart 1949, s. 1.)

 

Resim 32: İsrâil'in vücûd bulmasında pek büyük hissesi olan “Millî Şef” iktidârı, jenosidle kurulan gaasıb Devleti tanımakta da gecikmedi…

Hüseyin Cahit Yalçın

Birleşmiş Milletler Umûmî Hey'eti, 11 Aralık 1948 târihli toplantısında, Filistinli mültecîlerin evlerine dönebilmelerini, dönmek istemezlerse kendilerine arâzileri için tazmînât ödenmesini, Kudüs'e milletler arası statü tanınmasını ve mukaddes mekânların korunmasını karâra bağlamıştı (194/III sayılı karâr). Yine bu karâra nazaran, BMT Arabulucusunun vazîfesini üzerine alacak üç âzâlı bir Filistin Uzlaştırma Komisyonu teşkîl edilecek, âzâlar Fransa, Türkiye ve ABD tarafından tâyîn edilecekti.

Filistin Uzlaştırma Komisyonu, 1949 sonuna kadar çalıştı, lâkin müsbet bir netîce elde edilemedi. Zîrâ İsrâil, üstelik, 194/III sayılı karârı tatbîk edeceğine dâir taahhüdde bulunduğu için 11 Mayıs 1949'da BMT âzâlığına kabûl edildiği hâlde, Filistinli mültecîlerin (ki 750 bin kişiydiler; yâni neredeyse bütün bir millet tedhîşle muhâcir, mültecî mevkiine düşmüştü) evlerine dönmelerine izin vermedi (onların topraklarını, mal-mülklerini müsâdere ederek Yahûdilere dağıttı) ve Kudüs'ün milletler arası bir statüye kavuşturulmasını da engelledi. Dünyâda ondan üstün bir kuvvet mevcûd olmadığı için hiç kimse ondan bunun hesâbını soramadı ve taahhüdünü yerine getirmiyen bu pervâsız Devlet BMT'den ihrâc edilmedi…

  İşte “Millî Şef” iktidârının bâriz şekilde İsrâil tarafdârı siyâsetinin bir tezâhürü de, BMT Filistin Uzlaştırma Komisyonu'na Türkiye Murahhası olarak Hüseyin Cahit Yalçın'ı tâyîn etmesidir. Yâni CHP'nin Ulus gazetesinin (1909'da Türkiye Meşrik-ı Âzamı'nın têsîsine de iştirâk etmiş olan) 33 dereceli Mason, Sabataî, Siyonist başyazarını…

O senelerde âdetâ “Millî Şef”in ve Hükûmetin matbûattaki resmî sözcüsü mesâbesinde olan Hüseyin Cahit, bir taraftan BMT Komisyonunda gûyâ Araplar ile Yahûdileri uzlaştırmaya çalışırken, dîğer taraftan küstah bir Siyonist ağzıyle, Türkiye'nin gaasıb ve jenosidci İsrâil'i tanımaya mahkûm olduğunu îlân ediyordu:

“Türkiyenin İsrail devletini tanıması hususu, hükûmetimizin bileceği bir iştir. Fakat bu, ileride mutlaka tahakkuk edecektir. Zira bütün dünya devletleri İsraili tanımaya başlamışlardır.” (Cumhuriyet, 5  Mart 1949, s. 3.)

Hüseyin Cahit'in Siyonist tarafdârlığı o kadar göze batıyordu ki, Cumhûriyet gazetesi muharriri Ömer Rıza Doğrul'un –gazetesinin 15 Haziran 1949 târihli nüshasında- naklettiğine nazaran, Arap matbûatı, onun hakkında, “Yahûdilere yardım ve Yahûdi menfâatlerini tercîh etmek bakımından Yahûdi murahhaslardan daha ileri gittiği” tesbîtinde bulunmuştu… (Burak Şenel, “İsrail Devleti'nin Kuruluşunda Türkiye'nin İsrail'i Tanıma Süreci”, Akademik Orta Doğu, 2014, 9/1: 157-178, s. 171'den naklen.)

22_1

(Cumhuriyet, 4  Mart 1949, s. 1 ve Cumhuriyet, 5  Mart 1949, s. 1.)

Resim 33: Yukarıdaki resimde, sağda İsrâil Hâriciye Vekîli Moşe Şaret (Şertok), ortada Hüseyin Cahit, solda Komisyon'daki Amerikan Murahhası… Arap matbûatı; Sabataî, Mason, Siyonist ve fanatik Kemalist Hüseyin Cahit hakkında, “Yahûdilere yardım ve Yahûdi menfâatlerini tercîh etmek bakımından Yahûdi murahhaslardan daha ileri gittiği” tesbîtinde bulunmuştu…