Kemalizm, İsrâil’in kuruluşuna nasıl yardım etti? -19

-----

Muhakkak ki zulümden kaçan Yahûdilere ve dîğer insanlara yardım etmek bir insanlık vecîbesidir. Fakat zulümden kaçanlar, Müslüman Arap topraklarını gasbedip kendileri zâlim kesilir ve kurdukları gaasıb, emperyalist, jenosidci Devletle bütün Orta-Doğu'yu bir yangın yerine çevirirlerse, onlara yapılan yardım “insanlık îcâbı” olarak değerlendirilebilir mi? Sû-i niyet daha baştan belli değil midir? Neden Türkiye'de têsîs edilecek muvakkat muhâcir kamplarında iskân edilmemişler veyâ dünyânın (Avustralya, ABD, Kanada, v.s. gibi) devâmlı muhâcir kabûl eden başka ülkelerine sevkedilmelerine tavassut edilmemiştir de Filistin'e yerleşmelerine müzâheret edilmiştir? İllâ müstakil bir Devlete sâhib olmak emelinde idiyseler, bunu, 14 asırdır, yâni Avrupa'daki günümüz Devletlerinden henüz hiçbirinin mevcûd olmadığı bir devirden beri Müslüman Arap vatanı olan Filistin yerine, kavimdaşları Stalin'in kendilerine tahsîs ettiği (Rusya'nın güney-doğusunda, Çin'le hudûddaş) Birobidcan'da veyâ dünyânın 20. asır başlarında çok az meskûn bulunan başka bölgelerinde tahakkuk ettirebilirlerdi. Bu sûretle hüsn-ü niyetlerini isbât ettikten sonra, Filistin'le, Kudüs'le -o beldede mukîm bir Yahûdi cemâati ve hac ziyâreti vâsıtasıyle- mânevî bağlarını devâm ettirmelerine, hiçbir Müslüman îtirâz etmezdi. Ne var ki Theodor Herzl'in emperyalist, hattâ jenosidci siyâsetinin peşinden gidenlerin daha başından hüsn-ü niyet sâhibi olmadıkları belli değil miydi?

“Kemalist Türkiye”nin, Filistin'e Siyonist muhâceretine köprü olmakla, İsrâil Devleti'nin kuruluşunda ne büyük pay sâhibi olduğunu bihakkın kavramak için, Filistin'de 1945'teki Yahûdi nüfûsuna dikkat etmek lâzımdır. Pâris'de bulunan Millî Nüfûsiyat Tedkîkleri Enstitüsü'nde Araştırma Müdürü Youssef Courbage tarafından hazırlanan aşağıdaki cetvelde, Filistin'de 1945'teki Yahûdi nüfûsu, evvelki ve sonraki senelerin resmî istatistiklerine dayalı bir tahmînî hesapla tesbît edilmiştir. (Youssef Courbage, “Deux phases de la démographie de la Palestine, 1872-1948 et 1967-2025”, dans : Temps et Espaces en Palestine : Flux et résistances identitaires, Beyrouth: Presses de l'Ifpo, 2008, p. 307-329; http://books.openedition.org/ifpo/502?lang=fr, 3.12.2017)

 1_6

Sources : 1922 et 1931 : recensements ; 1937 : estimation ; 1945 : enquête anglo-américaine ;

1947 : projection, d'après MidEast Web : « Population of Ottoman and Mandate Palestine Prior to 1948 », http://www.mideastweb.org/​palpop.htm

Resim 29: Nüfûsiyatçı Courbage tarafından tanzîm edilen yukarıdaki cetvelde, 1922 ilâ 1947 senelerinde, Filistin'de, Arap (Palestiniens) ve Yahûdi (Juifs) nüfûsu bin kişi cinsinden gösterilmiş, son sütûnda da Yahûdilerin toplam nüfûsa oranları belirtilmiştir.

Courbage'ın tanzîm ettiği cetvelde (Resim 29), 1945'te Filistin'deki Yahûdi nüfûsu, 608 bin kişidir. Bunun 100 bini, yâni altıda biri gibi çok yüksek orandaki kısmı, “Kemalist Türkiye”nin yardımıyle Arap topraklarına ulaştırılmıştır. İşte Kemalizmin İsrâil'in kuruluşuna yardımı bu nisbette büyüktür!

O devirde “Kemalist Türkiye”nin başında “Millî Şef” vardı. 1939-1942'de 11. ve 12. Hükûmetlerde, -ömrü boyunca her zamân “Ebedî Şef”in yakınında bulunmuş ve onun iltifâtına mazhar olmuş- Dr. Refik Saydam, Başvekîl ve “Varlık Vergisi” sebebiyle “antisemit” olmakla ithâm edilen Şükrü Saraçoğlu, Hâriciye Vekîli idi. Hattâ 1942-1945 senelerinin 13 ve 14. Hükûmetlerini de yine “antisemit” Saraçoğlu kurmuştur. İlk kabinesinde Hâriciye Vekîli kendisiydi; ikincisinde bu makamı Numan Menemencioğlu'na devretti.

Doğrusu, insan sormadan edemiyor: Siyonist Emperyalizminin bütün Orta-Doğu'yu yangın yerine çevireceği peşînen belli bir İsrâil Devleti projesine destek olan idâreciler hakkında nasıl bir hükme varmalı? Ve Kemalist-Siyonist Propagandanın düzenbazlığını anlamak için şu kadarı dahi kâfî değil mi?

Filistin'e Yahûdi muhâceretinde Dr. Sâmi Günzberg'in rolü

Kemalist Propagandanın (Lord Kinross'a resmî yardımla yazdırılan) Atatürk; Bir Milletin Yeniden Doğuşu kitabında (Müt.: Necdet Sander, İstanbul, Sander Yl., 1981, 8. baskı, s. 750) şöyle bir pasaj var:

“Atatürk, kendisinden sonra İnönü'nün Cumhurbaşkanı olmasını istiyordu. Bunun için Ankara'ya birini göndererek İnönü'nü yanına çağırtmıştı. [İnönü,] yola çıkamayacak kadar hasta olduğunu söyledi. Bununla birlikte, [Atatürk,] kendi çevresindeki İsmet Paşa düşmanlarının onu yanına yaklaştırmadıklarından da şüpheleniyordu. Bir ara, İnönü'nün öldüğünden ve ölümünü ondan sakladıklarından bile şüphelendi. Bu yüzden, dişçisi doktor Sami Günzberg'i gizli olarak Ankara'ya göndererek durum üzerinde kendisine bilgi vermesini istedi.” (Kitabının İngilizce ilk baskısı 1964'te yapılmış olan Lord Kinross -1904/1976-, bu bilgiyi, şahsen görüşmüş olduğu Günzberg'den –s. 10- naklen veriyor olsa gerektir.)

Tek kelimeyle şaşırtıcı: Ölümcül hastalık günlerinde dahi yanından ayrılmadığı “Tek Adam” nâmına siyâsî mes'elelerle de uğraşan bir diş doktoru! Belki Yahûdi Cemâatinin gayr-i resmî lideri… “Tek Adam” ile Yahûdi Cemâati arasında başlıca irtibat vâsıtası…

 2_2

(http://tetrailetisim.com/kategori/tetra-blog/48727/sami-gunzberg-dis-pasa, 5.12.2017)

 

Resim 30: “Tek Adam”ın “sırdaş”ı Sami Günzberg'in (1874-1966) bir gençlik resmi. Vefâtına kadar yanından ayrılmadığı “Şef”i, kendisine mahrem vazîfeler tevdî ediyordu. Husûsen 2. Cihân Harbi esnâsında “Türkiye'nin Siyonizme köprü olarak kullanılması” ihtiyâcı hâsıl olunca, yine devreye girdi ve bu projenin tahakkukuna hizmet etti.

Çok geniş bir siyâsî muhîti olan Dr. Sami Günzberg (1874-1966), Masonluğunun da sağladığı avantajla, “Ebedî Şef”in ölümü sonrasında dahi Cemâati lehine pek mühim roller oynamaya devâm ediyor. Yukarıda kitabından iktibâslar yaptığımız Prof. Stanford Shaw, mûteber şahâdetlere istinâden, onun, Türkiye üzerinden Filistin'e Yahûdi göçünün düzenlenmesi mes'elesinde, Haim Barlas ile “Millî Şef” arasında irtibâtı sağlayan kişi olduğunu tasrîh ediyor. Şöyle ki: Barlas, Türkiye üzerinden Filistin'e muhâcereti idâre etmek üzere 1940 sonlarında Türkiye'ye geldiğinde, Hükûmet, Filistin'e hicret etmek için İngiltere'den vize almamış muhâcir Yahûdilerin Türkiye'ye girişine müsâade etmemek gibi bir siyâset tâkîb ediyor, hâlbuki Yahûdi Âlemi, ister vizeli, ister gayr-i muntazam (yâni kaçak) vazıyette olan bütün Yahûdilerin Türkiye üzerinden ve Hükûmetin müzâheretiyle Filistin'e geçirilmelerini istiyordu. İşte bu husûsta Sami Günzberg, devreye giriyor ve Hükûmetin siyâsetini Yahûdilerin lehine olarak değiştirtmeye muvaffak oluyor. Prof. Shaw'un, (İsrâil'in ilk Cumhûr Reîsi) Chaim Weizmann'ın (1874-1952) Sami Günzberg'e 20 Ağustos ve 7 Eylûl 1940 târihli mektuplarına istinâden tesbîti böyle:

“İstanbul'a 1940 sonlarında gelen Barlas, (…) [T.C. Hükûmetinin yukarıda bahis mevzûu ettiğimiz] politikasını değiştirtmeye muvaffak oldu. [Tercümede, ifâde kusûru var.] Bu hususta, 1930'larda Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün başlattığı sanayileşme programı sırasında Avrupa'dan malî yardım alınmasında önemli rol oynamış ve 1938'de ölümüne kadar Atatürk'ün diş doktorluğunu da yapmış bir Macar Yahudisi olan Sami Günzberg'in desteğini sağladı. Günzberg sayesinde kısa zamanda Ankara'da Hükûmetin ileri gelenleri ile çok yakın temas kurdu. Bunların içinde, kurtarma operasyonlarında Türkiye'nin işbirliğini bizzat onaylayan -Atatürk'ün halefi [metinde sehven “selefi”]- Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de vardı. Ancak İnönü, herhangi bir Alman istilâsını tahrik etmemek için onayının gizli kalmasını istedi.” (Shaw / Armaoğlu 2014: 313)

Kemalizmin Siyonizme Harb sonrasındaki desteği

Türkiye'yi idâre eden Kemalist şef ve idârecilerin, Siyonist Emperyalizminin İsrâil Devleti'nin kurulmasıyle netîcelenecek “Türkiye üzerinden muhâceret harekâtı”na bilerek yardım ettikleri âşikârdır. Bu yardımı sırf Yahûdileri Nazi mezâliminden kurtarmak için insânî endîşelerle yaptıklarını iddiâ etmek, onların, hakketmedikleri derecede ahmak veyâ câhil olduklarına hükmetmek olurdu…

Nitekim 2. Cihân Harbi netîcelendikten sonra da, “Kemalist Türkiye”, Siyonizm tarafdârı siyâsetine devâm etti. Bunun pek bâriz delîli, her şeyden evvel, Kemalist Hükûmetin o devirde hiçbir sûretle Filistinli mazlumların dâvâsına sâhib çıkmaması, Siyonist Emperyalizmini tenkîd etmemesi, bilâkis bu mâhiyetteki bâzı aksülamellere kat'î bir tavırla ve zecrî tedbîrlerle sed çekmesidir. Kemalist Hükûmet, mes'eleyi, ancak “…Yakın Doğuda sürekli ve tehlikeli bir kargaşalık yuvası olmak istidadını gösteren Filistinde adaletli ve temelli bir nizam kurulması için Türkiye elinden gelen gayretleri harcamağa hazırdır” kabîlinden yuvarlak lâflarla geçiştiriyordu… (Hâriciye Vekîli Necmettin S. Sadak'ın 20 Aralık 1948'de TBMM'deki konuşmasından; Cumhuriyet, 21.12.1948, s. 4.)

Bu Siyonizm tarafdârı siyâset, Kemalist Hükûmetin, daha İsrâil'in istiklâlini îlân etmesinin üzerinden bir sene dahi geçmeden ve İsrâil'in Filistin topraklarının %78'ini gasbetmesiyle netîcelenen ilk büyük Yahûdi-Arap Harbi henüz tamâmen bitmemişken (çünki İsrâil ile Mısır ve Lübnan arasında mütâreke imzâlanmış, Ürdün ve Sûriye'yle imzâlanmamıştı), pürtelâş (28 Mart 1949'da), İsrâil'i resmen tanımasıyle kendini iyice belli edecektir.

Üstelik, tanıma karârı gibi bunca hayâtî bir mes'ele, ne efkârıumûmiye tarafından, ne de TBMM'de tartışıldı… Zâten totaliter bir rejimde (ki o senelerde açık totaliter rejimden, örtülü totaliter rejime geçilmiş bulunuyordu ve el'ân da bu keyfiyet berdevâmdır) efkârıumûmiye bir sürüden başka nedir ki? Gûyâ “muhâlif” denilen muvâzaalı partiler (Demokrat Parti ve dîğerleri) ise Hükûmetin hâricî siyâsetini bütünüyle desteklemekteydiler. Nitekim, Hüseyin Cahit Yalçın, 17 Mart 1949 târihli Ulus'taki başmakalesinde, “muhâlefet”i bu tavrı sebebiyle harâretle tebrîk edecektir:

“Vatanımızda parti münasebetlerinin normale doğru gidişinde bahsettiğimiz büyük değişikliği lâyıkile anlamamış olanlar varsa dün Millet Meclisinde dış politika üzerinde cereyan eden müzakereler onları tenvir edebilir. Gerek Yusuf Kemal Tengirşek'in, gerek Fuat Köprülü'nün ve bilhassa Fuat Köprülü'nün dış politikamız hakkındaki beyanatları, ihtiva ettikleri siyasî  kiyaset ve ruhî asalet bakımından parlâmento tarihimizin kıymetli sahifelerini teşkil edeceklerdir. Vatanın selâmet ve istiklâlini takdir ve müdafaa hususunda muvafakat ile muhalefetin tam bir ruh birliği içinde elele müttefik ve müttehit yürümeleri memlekete mağlûp olmaz bir ordu temin etmek kadar büyük bir muvaffakıyettir. […]

“Şimdi efkârı umumiyenin tezahürünü kanun dairesinde bir rekabet ve münakaşa ile kazanmağa çalışan iki muntazam vatansever partinin yanı sıra mantıktan, muvazeneden, selim histen mahrum, mağşuş bir küme göze çarpıyor ki Halk Partisine olduğu kadar Demokrat Partiye de düşmandır. Bunlar hâlâ çıkacak ihtilâlden bahsediyorlar. Bu adamlar vatandaşların kalbinden kanun korkusunu kaldırarak gûya yerine Allah korkusunu ikame etmek isteyen sapıklardır.”

(Akşam, 19 Mart 1949, s. 1.)

 3_3

Resim 31: Türkiye'nin büyük bir telâşla İsrâil'i tanımasından on gün kadar evvel Filistin'de vazıyet…