Kemalizm, İsrâil’in kuruluşuna nasıl yardım etti? - 17

-----

Kemalizmin Siyonizmle irtibâtını, Kemalizmin beşiğine kadar geriye götürmek mümkündür. Kemalizm, menşêinden îtibâren, Siyonizme müzâhir ve Siyonizmle mütesânid olagelmiş, her iki cereyân arasında mütekabil teveccüh tavrı bir asırdır hiç değişmemiştir. “Balkanlar'ın Kudüs”ünde mayalanan ve perde arkasında, hattâ sahnede dahi beyin takımını Sabataî ve Masonların teşkîl ettiği, ayrıca Beynelmilel Siyonizmin desteğiyle palazlanan ve hedefine ulaşan İhtilâlci İttihâd Hareketinin içinde Kemalizm de vardı. Zâten, mâlûmdur ki Kemalizm, İttihâdcı İdeolojinin daha keskin mâhiyetteki bir devâmıdır. Keskinliğin ölçüsü ise, Avrupa Medeniyeti tarafdârlığı, bir başka ifâdeyle Frenkçiliktir.

 “Gerçekten bu mülteci hocalar ve bilim adamları birçok Türk hocanın kızgınlığına sebep oldu. […] Bazıları üniversite reformu dolayısıyla üniversiteden uzaklaştırıldıklarına, kalanlar da bu yeni gelenlerin kendilerinden dört veya beş kat fazla para almalarına kızdılar. Ayrıca, bu yeni gelenlere, Almanya'dan kendi asistanlarını getirmenin yanı sıra, bir de Türk asistanlar verildi. Halbuki bu sonuncular, genellikle, Alman hocalar gelmeseydi, kendileri hocalığa tayin edilecek kimselerdi.” (Shaw / Armaoğlu 2014: 30-31)

“Alman hükûmeti, Türkiye'deki bütün Yahudi mültecilerin vatandaşlıklarını iptal ettiği gibi, Türkiye Yahudileri de dâhil bütün bu mülteci Yahudilerin, cezalandırılmak üzere Almanya'ya iadesini Türkiye'den resmen istedi. Savaş sırasında bu isteklere tehdit unsuru da karıştırılmasına rağmen, Türk hükûmeti devamlı olarak direndi.” (Shaw / Armaoğlu 2014: 35)

Kemalizmin Nazi Emperyalizminin tehdîdlerine dahi aldırmıyacak derecede Yahûdi Âlemine karşı gösterdiği büyük teveccüh, bu kadarla kalmıyacak, biraz aşağıda göreceğimiz vechiyle, yine o devrin pek korkutucu Nazi tehdîdine rağmen, doğrudan Siyonist Hareketini desteklemesi, ona paha biçilmez derecede yardım etmesiyle de tezâhür edecektir. Öyle ki İsrâil Devleti'nin en mühim birkaç bânîsi arasında Kemalizmi de zikretmek, hakşinâslık olur… Bittabi bu teveccüh tek taraflı değildir; Yahûdi Âlemi de, Müslümanlarla zıdlaşma pahasına, Kemalizmi bir asırdır el üstünde tutmaya devâm ediyor…

Siyonist “Kemalizm”

Kemalist İdeolojinin derli toplu ilk el kitabı, Tekin Alp'in Kemalizm'i olsa gerek… Kitap, 1936'da, resmî destekle neşredilmişti.

Moïse Cohen veyâ sonradan benimsediği isimle Munis Tekinalp (1883-1961), muâsır Türkiye târihinde büyük têsîr icrâ etmiş fevkalâde şâyân-ı dikkat bir şahsıyet… Onu bir başka makalemize mevzû edinmek niyetindeyiz.

Son zamanlarda onun hakkında üç cildlik büyük bir araştırma kitabı (Bir Günah Keçisi: Tekinalp, İstanbul: Libra Yl., 2012)  neşreden Rifat Bali, T.C. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nde yaptığı araştırmalarda, Kemalizm kitabının, o zamânki CHP Umûmî Kâtibi Recep Peker'in teftişinden geçtikten ve bâzı tashîhler yapıldıktan sonra, tamâmen resmî müsâade ve destekle neşredildiğini meydana çıkarmıştır. (Bali 2012: 1/95-100) Zâten kendisi de, “muhterem Partinin tensîb ve tasvîbiyle” demektedir. (İsrâilli Prof. Jacob M. Landau, Tekinalp; Bir Türk Yurtseveri, 1883-1961, İstanbul: İletişim Yl., 1996, s. 374.) Kitabı, Tekinalp'in Hâtıra Defteri'nden anlaşıldığı üzere (Bali 2012: 2/47), 1911'de Selânik'te tanışıp ahbap (ve “Birâder”) olduğu Yunus Nadi basmış ve gazetesinde reklam etmiştir. Kitabın başında, Fransız Parlamentosu Reîsi ve Fransa Sâbık Başvekili Edouard Herriot ile Prof. Fuad Köprülü'nün Mukaddimeleri bulunmaktadır. Herriot'dan bir Mukaddime almak için, bizzat resmî ricâl seferber olacak ve Pâris Sefîri Suat Davaz'ın tavassutuyla maksada ulaşılacaktır. (Bali 2012: 1/96 v.d.) Bu bakımdan, Kemalizm, sâdece Tekinalp'in fikir, tahlîl ve tesbîtlerini değil, o devrin resmî anlayış ve siyâsetini de aksettirmektedir.

Kemalizm'in 25. Bölümü “Millîcilik” başlığını taşıyor. Burada bu fikrî cereyânı îzâh ediyor ve birkaç memleketten misâl veriyor. Bu meyânda, henüz doğan ve Filistin'de bir “millî yurd” têsîsine muvaffak olan “Mûsevî Millîciliği”nden de bahsediyor. Bu bahisle alâkalı satırlarından büyük bir heyecân, coşkun bir sevinç fışkırıyor:

“Musevilerde de, din ve milliyet mefhumları, bazan birbirine karışır. Milliciliklerin en yenisi olan Musevi milliciliği, mümasil hareketler gibi sade mistik bir dinamizmle meşbu değildir; ayni zamanda bir nebze de Museviliğe has bir ruh olan Mesihî'liği de ihtiva eder. […]

“(Şimdiye kadar dünya yahudileri arasında mevcut olan mânevî sıhriyetler, millî bir mevcûdiyet teşkîl etmek için kâfî değildi…) Fakat, bâzı memleketlerdeki yahudi aleyhdarlığı ve yahudiler hakkında tatbik edilen türlü türlü zulüm ve işkenceler tekrâr baş gösterdikten sonra siyonizmin ortaya çıkması, vazıyeti değiştirmiştir. O tarihten beri, yahudi aleyhdarlığı kurbanları için, Filistin'de bir melce, millî bir yurd tesis edilmiş, orada yeni bir yahudi dili, yeni bir yahudi kültürü vücud bulmuştur. İbranîlerin eski mesihî esprisi, ortadan silinmek üzere bulunan dinî tasavvuf, ecdad topraklarında yeni kökler salmıştır.

“Bundan sonra, asırlardanberi kendilerinin olan yurd, muhit ve kültürle tam bir ahenk içinde ve sulh ve asayişle yaşamak istiyecekleri tabiî olan bütün dünya yahudileri, kendilerini uzaklaştırmak istiyen hıristiyan ‘antisémitisme'i ile onları kendine çekmeğe çalışan ‘sémitisme' cereyanlarına karşı mücadele zaruretinde kalmışlardır.

“Birbirine zıd olmakla beraber ayni hedefe müteveccih bulunan bu iki âmilden ne birinin, ne ötekinin, garb yahudisini, yurdunun, onun doğuşuna şahid olan ve ecdadının kemiklerini ve küllerini içinde saklıyan toprağın kültüründen, muhitinden ve havasından intişar eden hissî ve insiyakî tesirden kurtaramıyacağı aşikârdır. [Fortunat Strowski'den naklen, Yahûdilerin, Hitler Irkçılığına rağmen Almanya'yı hasretle yâdettiklerini kaydettikten sonra:]

“Mamafih, bu, yahudi milliciliğinin, ecdad topraklarında inkişaf etmesine ve mistiğini, mesihiliğini orada göstermesine mâni değildir.” (Tekin Alp 1936: 276-278)

Bu metinde hemen dikkat çeken bir husûs, Türkler ve dîğer Müslümanlar bahis mevzûu olduğunda milliyet ile dîni birbirinden tamâmen ayırıp hattâ dîni milliyete bir mâni olarak şiddetle reddeden Tekinalp'in, Yahûdiler bahis mevzûu olduğunda “dîn ile milliyet mefhûmlarının birbirine karışmasını”, üstelik, “Mûsevî millîciliğinin sâdece mistik bir dinamizmle meşbû olmayıp aynı zamânda Mûsevîliğe has bir rûh olan Mesîhîliği de ihtivâ etmesini” gayet tabiî bir hâl olarak takdîm etmesidir.

Ve sonra şu ifâdeler: “ecdâd toprakları”, “asırlardanberi kendilerinin olan yurd”, “ecdâdının kemiklerini ve küllerini içinde saklıyan toprak”… Daha düne kadar ve asırlardır Osmanlı toprağı ve Arap vatanı olan Filistin işte böyle sâhibleniliyor! Dîğer memleketlerdeki Yahûdi aleyhdârlığı cereyânı, Yahûdilerin bu toprakları sâhiblenmesi için haklı ve kâfî sebeb oluyor! Sanki buralar hâlî arâzîdir! Filistinliler hiç bahis mevzûu dahi değil! Çünki onlar kaale alınacak yaratılmışlar olarak görülmüyor…

Böyle bir kitapta bu kadar harâretli bir Siyonizm propagandası yapılması, en az on dört asırdır Filistinli Arapların vatanı ve daha düne kadar Osmanlı toprağı olan Filistin'de, âşikâr bir jenosid siyâsetiyle adım adım bir Yahûdi Devleti têsîsinin meşrû bir hareket gibi takdîm edilmesi, herhâlde çok mânîdar olsa gerek…

 4_2

 

Resim 26: Moïse Cohen (Munis Tekinalp)'in resmî tasvîb ve yardımla neşredilen ve Siyonizm propagandası yapan kitabı:  Kemalizm (1936).

 “Kemalist Türkiye”, İsrâil Devleti'ni kuran 100 bin Yahûdiye köprü oldu

Hiç şüphesiz, hem “Ebedî Şef”in, hem de “Millî Şef”in Yahûdi milletinin kendilerine şükrân duymasını mûcib olan pek büyük hizmetleri vardır. Meselâ “Ebedî Şef”, Sabataî hemşehrilerini, muhâlefetlerine rağmen, 1924 nüfûs mübâdelesiyle Türkiye'ye getirip yerleştirmek ve kendilerine büyük imkânlar tahsîs etmekle, onları Nazi temerküz kamplarının kurbanı olan dîğer Selânik Yahûdilerinin fecî âkıbetinden kurtarmış oldu…

Her iki Şefin, Yahûdi milleti tarafından dâimâ şükrânla yâdedilen çok büyük bir hizmetleri ise, 100 bin civârında Avrupalı Yahûdinin Türkiye üzerinden geçerek Filistin'e yerleşmelerini ve bu sûretle İsrâil Devleti'nin kurulmasını mümkün kılmalarıdır.

Yukarıda hakkında bilgi verdiğimiz İstanbul doğumlu Fransız Senatörü ve Yahûdi târihi mütehassısı Prof. Dr. Esther Benbassa, “La Clandestinité” başlıklı makalesinde (Cahiers d'études sur la Méditerranée orientale et le monde turco-iranien, juin-décembre 1999, No 28, pp. 50-58), bu mevzûda, İbrânîce ve İngilizce muhtelif Yahûdi kaynaklarına (Haim Barlas, Zeev Vania Hadari, Dalia Ofer, Yoav Gelber) istinâden şu bilgileri veriyor:

“Türk Hükûmeti, birçok müzâkereden sonra, 1941'de neşredilen bir karârnâmeyle, zulme uğrayan Yahûdilere, Filistin için vizeleri bulunduğu takdîrde, kendi toprakları üzerinden transit geçiş izni verdi. İkinci Cihân Harbi zarfında, Türk Hükûmetinin dâhilde ve hâriçteki Yahûdilere karşı tavrı, en azından mütenâkız safhalardan geçmiştir. Bununla berâber, 1934 ilâ 1944 senelerinde, 37.000'den fazla Yahûdinin Türkiye üzerinden Filistin'e geçmesi sağlandı. Muhtelif Siyonist müesseseleri, İngiliz engelini zorlayarak, bu gizli muhâcereti tertîb ettiler. Bu vesîleyle, İstanbul, kurtarma harekâtlarında kullanılacak istihbâratı toplamak ve paraşütçü komandolar göndermekle mükellef Siyonist istihbârat servislerinin bir irtibat noktası hâline geldi. Kezâ kurtarma, yardım ve arkasından Filistin'e muhâceret harekâtları da bu Türk şehrinden [metinde sehven “başşehrinden”] idâre ediliyordu. Yine bu şehirdedir ki Siyonist militanlar, tâkîb edilecek siyâseti karârlaştırmak maksadıyle, muhtelif memleketlerin hâriciyecileriyle sayısız bağlar kuruyorlardı. 1935'de Türk makamları tarafından kapatılan Filistin Bürosu'nun yerine geçen Filistin Yahûdi Müstemlekesi Temsîlciliği de, dîğer kurtarma merkezleriyle irtibât kuruyordu. [Ayrıca, 1930'lu senelerden beri, gençlere Siyonistlik aşılamak için, Neemanei Zion / Siyon'un Sâdık Tarafdârları isimli bir gizli teşekkül de Yahûdi cemâati sînesinde faâliyet göstermekteydi…] […] Türkiye, İkinci Cihân Harbi zarfında, Filistin'e gitmek üzere, binlerce Yahûdinin kendi toprakları üzerinden geçmesine muhâlefet etmemiştir…”