İnsanlığın Utanç Yüzyılları ve Afrika Tipi Sömürgecilik Batının Kriminal Tarihinde Afrika Sömürü, Yoksulluk ve İstikrarsızlık Kıskacında Afrika
-----
2022-12-05 00:00:00
<p>Afrika’daki birçok
sorunun temelinde yüzlerce yıl süren ve “Afrika’ya hücum” tanımı ile
sembolleştirebileceğimiz Batılı ülkelerin Afrika politikaları vardır. Batılı
ülkelerin Afrika ilgileri, koca kıta için olumlu hiçbir şeye vesile olmazken
hemen her olumsuz durumun altında bu sömürgeci geçmiş bulunmaktadır. Harita
dernekleri ile başlayan ve “Hindistan’a yol”, “Nil’in kaynağı”, “Altın şehir
Timbuktu” gibi güdülerle bütün kıtayı istila eden Batılılar 150 milyondan fazla
Afrikalıyı köleleştirirken, kıtanın yeraltı ve yerüstü kaynaklarını da büyük
ölçüde sömürgeleştirmişlerdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Yeryüzünün en verimli
topraklarına sahip olan Afrikalıların bugün açlıkla imtihan edilmesinin altında
Batılıların bitmek tükenmek bilmeyen sömürgeci hırsları yatıyor. Bir tarafta
sömürgecilerin kışkırtmaları ve oyunları sonucunda en vahşi silahlara
milyarlarca dolar ayıran Afrikalı devletler ve diğer tarafta ise hayatta
kalacak kadar yiyecek bulamadığı için çocukların açlıktan öldüğü Afrika. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">15. yüzyılda Portekizli
denizcilerin kıtaya ayak basmaları ile Batılıların eline düşen Afrika, türlü
oyunlarla sömürgecilerinin ellerinde oyuncak oldu. Batılı sömürgeciler ele
geçirdikleri bu zengin ülkeyi daha kolay yönetebilmek için daima azınlıkları ve
muhalefetleri desteklediler ve insanlık tarihinin en büyük zulümlerini yaparak
büyük soykırımlar yaptılar. Birçok Afrika ülkesinin sınırları, sömürgeci
devletler tarafından masa başında cetvelle çizildi. Sömürgecilerin bu zengin
kıtayı daha rahat bir şekilde sömürmek için tercih ettikleri bu yol bile
Afrika’da yıllarca süren iç çatışmalara ve sınır savaşlarına sebep olarak
Afrika'daki açlığı ve yoksulluğu artırdı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">BM Tarım ve Gıda Örgütü
tarafından hazırlanan rapora göre, dünyada 852 milyon kişi kronik açlık sorunu
ile karşı karşıya bulunuyor. Her yıl altı milyon çocuk açlık nedeniyle hayatını
kaybediyor. Dünyanın en fakir kıtası olan Afrika’da ise 40 milyonun üzerinde
kişi kronik açlık tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Bugün her üç
Afrikalıdan biri yetersiz besleniyor. Nüfusun yarısı günde bir dolardan daha az
bir gelirle hayatını devam ettiriyor. Kötü beslenme ve açlık Afrika’nın artık
kronik problemleri arasında yer alıyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün verdiği
bilgilere göre her yıl Sahra-altı Afrika’daki nüfusun %50’si açlık problemi ile
karşı karşıya kalıyor. Örgüt’ün açıklamasına göre 2001 yılında acil gıda
yardımına ihtiyaç duyan 18 Afrika ülkesi mevcut iken bugün bu sayı 23’e çıkmış
bulunuyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Son dönemlerde Genetiği
Değiştirilmiş Gıdalar (GDO) ile gündemimize yeniden giren tarım, Afrika için
ise çok daha büyük bir problem. Çünkü sömürgeciler tarafından uygulanan tarım
politikaları halkın hem arazilerini kaybetmesine, hem de verimli toprakların
yok olmasına neden oldu. Bu problemin uzantısı olan yeni sorunlar Afrika
kıtasını sefalete sürükledi. Batılıların son olarak Sudan’da görüldüğü gibi
özellikle kışkırttığı kabileler arası mücadeleler, iç savaşlar ve silahlı
çatışmalara kötü yönetimler de eklenince Afrika, açlık problemi ile tek başına
baş edemez duruma geldi. Afrika’daki iç savaşlar, çatışmalar, mültecilik, iç
göç kargaşaları, kuraklık, sel, kasırga gibi doğal afetler ya da gıda ithal
etmek için yeterli fonun bulunamaması açlığın temel nedenlerini oluşturuyor. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Diğer taraftan Batı
emperyalizminin mızrak ucu olan Misyonerlik çalışmaları da Afrika’nın bugün aç
kalmasının nedenlerinden biri olarak görülüyor. Her yıl milyarlarca dolar
parayı Afrika'yı Hıristiyanlaştırmak için harcayan Batılılar İslam ile
tanışmayan ve yerel dinlere sahip olan Afrikalılar arasında tahrif edilmiş
dinlerini hızla yaydılar. Göz alıcı maddi imkânlardan faydalanmak isteyen
Afrikalılar ise bu ahlaksız saldırıya karşı duramadılar. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">1900'lü yıllarında
başlarında Afrika'nın nüfusunun sadece %7'si Hıristiyan iken 100 yıl içerisinde
bu rakam inanılmaz bir artışla %55'lere kadar geldi. Papua Yeni Gine gibi
ülkelerde ise bu rakam %1'lerden %95'lere kadar çıktı. Papalar hemen her
fırsatta Afrika'yı ziyaret ediyor ve tüm misyonerlik çalışmalarına destek
veriyorlar. Diğer taraftan Afrika'da dinlerini yaymak isteyen Misyonerler
şekilden şekle de giriyorlar. Bu amaçla çok evliliğe dahi izin veren
Misyonerler, İslam'ı da kendilerince kullanıyorlar. Müslümanların güçlü olduğu
bazı bölgelerde kiliselere hilal logoları asıyor ve minareye benzer detayları
kullanıyorlar. Bu misyoner örgütleri Afrika’nın yeniden ayağa kalmasına zerre
kadar yatırım yapmazken Misyonerlik çalışmalarının devamı için her türlü
fedakârlığı yapmaya devam ediyorlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Yüzlerce yıl süren
köleci uygulamalar da Afrika’nın bugün karşılaştığı açlığın nedenlerini
açıklıyor. Köleliği sistemleştiren, ciddi ve sıradan bir ticaret haline getiren
Batılıların çeşitli kaynaklara göre, sadece ABD`ye Afrika`dan getirdikleri
tespit edilebilen köle sayısı 16. yüzyılda 125 bin, 17. yüzyılda 1 milyon 280
bin, 18. yüzyılda 6 milyon 265 bindi. Bu rakamlar köle ticaretinin ne kadar
hızla geliştiğini ve bol kazançlı bir sektör hâline geldiğini gösteriyor. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">1800 yılında ABD’nin
iki eyaletindeki toplam köle sayısı 395 bin olarak kaydedilmişti. Araştırmacı
Alain Coutte`un 18 Şubat 2006 tarihinde Paris`te düzenlenen konferansta
açıkladığı rakamlar ibret verici. Araştırmacıya göre Atlantik hattında 15. ile
19. yüzyıllar arasında yapılan köle ticaretinden mağdur olan Afrikalı sayısı 60
ilâ 184 milyon arasında. Köle ticaretinde ülkelere göre pazar payı ise: İngiltere:
41,3 %, Portekiz: 29,3% Fransa: 19,2 %. Hollanda: 5,7% İspanya: 3,2% Danimarka:
1,2%<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Katolik Hıristiyan
dünyasının lideri Papa 16. Benedict de Afrika’nın diktatörlükler, yolsuzluklar,
açlık ve AIDS’le birlikte anılmasında Batı’nın rolü olduğunu itiraf
etmişti. Papa, Avrupa`nın materyalizmi
ve kötü ahlakının dünyanın en fakir kıtasını adeta `zehirli maddelerin
çöplüğüne` çevirdiğini söylemişti. Papa, Afrika`yı, `akciğeri materyalizm ve
dinsel tutuculuğun saldırısına uğramış bir bedene` benzetmişti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">16. Benedict, `Sözde
birinci dünya ülkeleri kendi manevi çöküşüne yol açan bozulmuş ahlaki
değerlerini şimdiye kadar başka kıtalara ihraç etti, başta da Afrika`ya. Bu
anlamda, siyasi düzeyde biten sömürgecilik, gerçekte asla tamamen sona
ermemiştir” demişti. Misyonerler vasıtasıyla Sömürgecilerin Afrika’yı ele
geçirmesini sağlayan Papalığın en üst düzey liderinin bu itirafları anlamlı
bulunmuştu.<b><o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Batılı devletler son
500 yıl içinde sadece Amerika`da 100 milyondan fazla insanı katlettiler;
yüzlerce ırkı yok ettiler; kendilerine ait olmayan toprakları gasp ettiler. Batılılar gelmeden önce Amerika’da 90 ila 110
milyon arasında olduğu tahmin edilen devasa bir nüfus vardı. O tarihlerde
Avrupa’nın nüfusu 60, 70 milyon, Afrika ise 40 milyon civarındaydı. Batılıların
yaptığı bu dehşet katliamı anlamak için çarpıcı bir örnek vereyim. 1500’lü
yıllarda Amerika’nın yerlileri hem Avrupa hem de Afrika’ya gelip bütün yerli
Avrupalıları ve bütün kara tenli Afrikalıları katletseydi ancak Batılıların
katlettiği Amerika yerlilerinin sayısına yaklaşabilirdi. Bugün dünyada hiç
Avrupalı ve hiç Afrikalı olmasaydı ancak bu kadar büyük bir soykırım yapılmış
olurdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Velhasıl Avrupa
ülkelerinin sömürgeci uygulamalarına maruz kalmış bölgeler, bugün 3. dünya veya
gelişmemiş olarak bilinen yerlerdir. Kaynakları sonuna kadar tüketilen bu
bölgeler sömürgeciliğin görüntü olarak bitmesinden sonra hala ayağa kalkamıyorlar.
Modern sömürgeciliğin temelleri burada yatıyor. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><b>DİYANET VAKFI’NIN İDLİB
DESTANI<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Kısa bir süre önce
ziyaret etme imkanı bulduğum İdlib’de Türkiyeli hayırseverlerin devlet gücünü
çok aşan muhteşem hayırlarına şahit oldum. Özellikle Diyanet Vakfı’nın yetimler
için yaptığı harika işler ve muhteşem ortamlar nedeniyle Türkiyeli Müslümanlar onur
duyabilirler. Kıymetli dostum Mahmut Temelli ve onun 2 kişilik dev ekibi Muhammed
Furkan Topçu ve Ahmet Tahsin Fırat ile beraber ziyaret ettiğimiz okullar,
yetimhaneler, yaşam merkezleri ve iyilik konutları gibi daha birçok güzel
emanet Türkiye’nin İdlib bölgesine nasıl önem verdiğini de gösteriyor. Yetim
çocukların başlarını beraber okşadığımız eşim ise yaklaşan kış şartları
dolayısıyla tedirgin oldu. Çünkü çoğu mülteci bu kardeşlerimiz savaşın
getirdiği büyük dramları yaşıyor ve maalesef çetin geçecek kış bu dramları
inanılmaz seviyelere taşıyacaktır. Ağır kış şartları başta çocuklar olmak üzere
bu bölgede yaşayan insanları çok zorlayacaktır. Bu nedenle hayırseverlerin
Diyanet Vakfı gibi kontrollü ve samimi -samimiyet çok önemli- vakıf ve
derneklere sahip çıkmalarını elbette tavsiye ederim. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><b>Araştırmacı Yazar<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><b>Mustafa Uzun<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"> <o:p></o:p></p>