İdlib kaosu, Aliya ve üçüncü yol

-----

İdlib neden önemli sorusuna tarihten cevap arayanlar için Memlûk Devletinin büyük sultanı Baybars'ın Antakya fethine giderken Hama üzerinden Süvediye (Samandağı), Efamiye ve Derbsak (Kırıkhan yakınları) doğrultusunda ordusunu üçe ayırarak Hama üzerinden izlediği yolla bölgeye girip şehri ele geçirdiği göz önüne getirilirse İdlib'in Hatay bölgesinin güvenliği açısından önemi dikkatlere bir nebze dokunabilecektir. Burada PYD veya herhangi bir dost olmayan gücün yer alması sınırlarımızı ve bekamızı doğrudan tehdit edecektir. Muhtemel göç dalgasının oluşturacağı maliyet ise diğer bir risk olarak duruyor.

İdlib'e dair tartışma ısınarak devam ediyor. Aliya merhumun tabiriyle dünyada yaşanan düalizm fiilen Suriye'yi çekiştirmeye devam ediyor. Atlantik ve Avrasya olarak isimlendirilen bu düalist yapılanma Suriye üzerinden bölgemizi tehdit ediyor. Türkiye olarak bizim misyonumuz ise bu düalizmi aşmak olmalıdır. Aliya'nın tabiri ile İslam'ın bu düalizmin eksiklerini tamamla kabiliyetinin muhtelif sebeplerle devreye girememesi nedeniyle çelişkiler aşılamıyor. ABD-Rusya ise bu hengâmede kayıkçı kavgası ile Suriye özelinde bölgemizdeki etkin güçlerini sürdürme rekabetine devam ediyorlar.

ABD'nin kimyasal silah uyarısına Rusya'nın cevabı düalizmin siyasi temsilcilerinin psikolojik harbi olarak ortada duruyor. Suriye'de menfaatleri dışında, Suriye ve Suriyeliler için ne istedikleri meçhul olan Ruslar ve Amerikalıların konuya bakışlarındaki anlamlı ama perspektife dair olduğu için eksik parçaları tamamlamak Türkiye'nin bu süreçteki başlıca amacı olmalıdır. İran sahada daha etkin olarak Rusya yanlısı bir tavır takındığından bütün taraflara mesafe konusunda en dengeli ülke Türkiye. Bu bakımdan yapılacak görüşmelerde bir taraf olmaktan çok Suriye ve halkının menfaatine olacak şekilde düalizmin taraflarının eksiklerini bütünleştirici rol oynamak İdlib'de en az zararla sonuca ulaşmanın yolu olabilir.

İdlib meselesi nihayete erdiğinde Fırat'ın doğusundaki YPG/PKK yapılanmasının ne olacağı en büyük soru ve sorun olarak önümüzde duruyor. Irak sınırına kadar bölgeyi kapatan bu silah ve nüfus yapısının Suriye rejimi tarafından özerk tanınması Irak'ın Kuzeyindeki kaosun Suriye'de yeniden tekrarı ve Irak-Suriye noktasında bir bütünleşmiş sınırı çizilmemiş, adı konulmamış de facto durumun ortaya çıkaracağı gözden uzak tutulmalıdır. Menbiç'e odaklanmış akıllarımız Fırat'ın doğusundaki bu durumun orta ve uzun vadeli sonuçları ve buna dair senaryoları düşünmeli ve tartışmalıdır. Esed'in gelecek süreçte Türkiye sınırında böyle bir gelişmeye rıza göstererek Türkiye'den intikamını böylesi bir şekilde olmasının ise akla hiç uzak gelmediği ise ortadadır.

Burada mahut düalizmin ve devletlerinin hassas noktası olan İsrail İdlib'in neresinde duruyor sorusu da düşünülmelidir.

Aliya'nın ferasetiyle bitirelim: “Doğu ile Batı arasında geçmişte birçok defa bir köprü vazifesini görmüş olan İslam, kendi öz vazifesini müdrik olmalıdır. Geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, bugün, bu dramatik çıkmaz ve alternatifler zamanında, parçalanmış dünyada aracılık rolünü tekrar devralmalıdır. Üçüncü, yani İslamî yolun manası işte buradadır.” (Doğu Batı Arasında İslam, s.26) Suriye'yi Esed gören Rusya ve güya “Suriye halkı” gören ABD bütüncül bir doğruya eksik noktadan bakarak isabetsizlik içinden menfaat devşirme siyasetlerine devam ederken Yemen'de savaşan İran-Suudiler ve daha bir sürü çelişkiyle malul İslam'ın durumu ortadayken nihayet bunu yapabilme imkânının tek durağının Türkiye olduğu ortadadır. En azından İdlib'in bir Srebrenitsa olmamasını sağlamak bile önemli bir iş olacaktır.

Vesselam…