HDP’nin P’si Provokatörlük mü?
Vicdanı olan söylesin, ‘Türkiyelileşme' gibi büyük bir iddia ile ortaya atılan bir parti gibi mi davranıyor HDP?
Her gün bir başka yakıcı gündemin ortasında âdeta diz çökmemek için kendini paralayan bir ülkenin gündemine müdâhil olup, meselelerin çözümü konusunda elini hangi taşın altına koyuyor?
Cidden hangi derde cân-ı gönülden bütün bir memleketle birlikte yanıyor?
Şımarık bir çocuk misali büründüğü vurdumduymazlıkla sürekli garip, uçuk, pervasız çıkışlar yapıp, çare yerine ayak bağı gündemler yaratmaktan başka yaptığı bir iş var mı?
Varsa yoksa çok derdindeymiş gibi tutturduğu Kürt Meselesi. Kaldı ki dost düşman biliyor ki bu sorunu barışçıl ve kardeşçe bir çözüme kavuşturmak isteyen de kendilerinden çok, her fırsatta ‘Kâtil' dedikleri bugünkü Devlet. Kendilerine düşen ise kandırılmış Kürt çocuklarının ölümünü kutsamak ve anaların gözyaşlarını sömürmek sadece.
Çok değil son birkaç ay içinde yaşananlar dahi HDP'nin gerçek amacının hem çözümü engellemek hem de ülkeye özgürce barışı ve huzuru yaşatmamak olduğunu gösterdi.
Görüldü ki çözüm sürecinin bir tarafı olarak muhatap alındıkları zamanlarda dahi işleri Türkiye'yi kurtlar sofrasında parçalayıp yutmak isteyenlerin değirmenine su taşımak.
Adam baldıran şerbeti içip, kefenini kuşanırken, onlar memleketin yollarına, binalarına, tarlalarına, sokaklarına bombalar döşeyip, kendilerine güvenen bir milletin ocağına nasıl incir ağacı dikeceklerinin hesabıyla silah yığınakları yapmışlar.
Millet de saf ya. Onca zamandır akılla, mantıkla alay edercesine her gün bir başka provokasyonu iş edinmişlerin nasıl bu denli ferasetsiz ve sersem olabildiklerinin cevabını arayıp durdu.
HDP'yi ülkenin en kadim meselelerinden birinin siyasî tarafı olarak doğru ve samimi çabalar sergileyecek bir parti olarak düşündüklerinden, vekillerinin kör kör parmağım gözüne ucuzluklarıyla fasılasız kışkırtıcı tavırlar sergilemelerinin ardındaki nedeni görebilmekte zorlandılar.
Başta da HDP'ye Erdoğan ile birlikte çözüm sürecini sonlandıracağına inanarak oy veren Kürtler ve Erdoğan öfkesiyle hareket eden Beyaz Türkler.
Fakat yaşananlar gösterdi ki ne HDP'li vekiller o kadar aptal ne de sürekli provoke edici çıkışları yapmalarının nedeni ülkenin rûh halinden kaynaklanan heyecandan, öfkeden, kızgınlıktan.
Geçte olsa anlaşıldı ki bunca ölümün, acıların, kayıpların, tehlikeli oyunların ortasında 6 milyon küsur oy alarak kısmen Türkiyelileşme hedefine ulaşmış bir partinin ısrarlı bir aymazlığı sürdürmesinin ardında başka bir sebep var.
Çok eskilere gitmeye gerek yok. 7 Haziran seçimlerinden bu yana edilen her kışkırtıcı söz, yapılan her provokatif tavır hatırlandığında her şeyin Kandil'deki savaş sevicilerinin ve onların efendilerinin hazırladıkları bir planın parçası olduğu kolayca görülebiliyor artık.
Gayri biliyoruz ki hendek ve barikat savaşlarının başlamasından önceki her fasit açıklamanın, her can yakan manevranın amacı çözüm süreci ile rehavet yaşayan kesimlerin dikkatini başka noktalara çekmek ve o sıralarda hızla devam eden Devrimci Halk Savaşı'nın hazırlıklarını tamamlamak içindi.
Bugünkü aymaz ve provokatör çıkışların sebebi ise içine düştükleri başarısızlığı elden geldiğince dünyaya mal edip, Türkiye'yi anti-demokratik uygulamaların yürütüldüğü bir ülke olarak göstermeye çalışmak.
Anlayacağınız dün Burcu Çelik Özkan'ın korucuları kastederek ‘Bu memleketten defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini biz çok iyi biliyoruz' hadsizliği de…
Bugün Van Milletvekili Tuba Hezer'in Ankara saldırısında bomba yüklü aracı patlatan kişi olduğu belirtilen Abdulbaki Sömer'in taziyesine, Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan'ın ise PKK'nın Sur sorumlusu ‘Çiyager' kod adlı Cihat Türkan'ın cenaze törenine katılması bedbahtlığı da simültane gelişen olaylar değil.
Yani vekiller bütün bu kışkırtıcı çıkışları kişiliksiz ve ruhsuz bir siyaset izlemekten ve Kandil'in elinde oyuncak olmaktan dolayı yaşadıkları korkudan, öfkeden, heyecandan yapmadılar, yapmıyorlar.
Aksine son derece bilinçli ve her şeyin farkında olarak Türkiye devletini ve halklarını provoke etme rolünün gereği olarak yapıyorlar.
Çünkü asıl işlerinin sivil siyaset eliyle daha fazla demokratikleşmek değil de bu olduğuna inanıyorlar.