Halide Nusret Zorlutuna: Öğretmen yahut Maksadına Aşkla Bağlanmak

-----

Milli Eğitim meselemiz yahut maarif davamız çağdaşlaşma devrimizin bitmeyen bir mevzusudur. Bunun merkezinde ise muallim yer alır. Öğretmenlik bir ruh ve akıl mimarisidir. Öğretmen adeta bir faal akıldır. Öğrencinin istidatlarında bi'l-kuvve saklı olanları bi'l-fiil hale getirmesiyle öğretmen faal bir mimari aklın temsilcisidir. Öğretmen olmanın dış kaideleri yanında bir de dâhili şartları olduğu da şüphesizdir. Lakin meselenin ağırlığı, önemi ve tenkitler çapında öğretmenlere dair iç dünyalarından gelen sesle onlara bakmak, onların bu dünyayı seslendirmeleriyle gelecek nesillere misaller bırakması ve müspet modeller oluşturması noktasında bir geleneğimiz var mı ve bu meyanda sabiteler ve kültüre sahip miyiz? İşte tam burada vüsatı latif ve manası derin bir öğretmen sesini bize ulaştıran Benim Küçük Dostlarım kitabı, eğitim meselesi olan herkese bir şeyler söyler, lakin en önce öğretmen namzetlerine çok değerli bir ufuk çizer merhume Halide Nusret Zorlutuna. Öğretmen meselesini çözemeyen bir eğitim sistemi öğrenci, eğitim ve öğretim davasında manalı bir yol alamaz. Zorlutuna bu eserinde öğrencileri üzerinden öğretmenliğin altın kurallarını aksettirir. Cumhuriyetin bidayetinde o savaş, yokluk ve sıkıntıları içinden yeniden ayağa kalkma, çağdaşlaşma gayretlerine omuz veren fedakâr ve feragat ehli o nesil içinde öğretmenler şüphesiz çok önemsenir ve çok öndedirler; Halide Nusret Hanım da bu kuşağın bir mensubu olarak aktardıklarıyla bugünün maaş hesabı yapan takımına tatlı bir ikazda bulunurken müstakbel öğretmenlere de samimi ve coşkulu bir ilham bırakır.   

Çocukları pek severim… Yalnız sevimli, terbiyeli, zeki ve çalışkan olanları değil, -Böylesini herkes sever!- ben sevimsiz, somurtkan, haylaz, hatta aptal çocukları da severim. Bana “Öğretmenin!” diyen ses, beni “Annem!” diye çağıran ses kadar sevgili ve kıymetlidir., sözleriyle aklınıza kadifeden bir dokunuşla ayar vererek başlar Halide Nusret Hanım. Eğitimciliği anaokulundan doktora dersine kadar yürüten herkes kendine bu sevgi sorusunu sormalı ve Öğretmenim diyen sesin kendisine ne çağrıştırdığını düşünmelidir. Bu bakımdan vatan evladını sevip, emanet görmeyen bir eğitimcilik anlayışı öğretmenim! sesine de kıymetince mukabele edemeyecektir. Bu bakımdan pedagojik formasyon işlerinin o ağdalı dünyası içinde bu sade ama derin sevgiyle istikametine bağlanmış gerçek insanların öğretmen olması geleceğimiz için hayatidir. Bu minvalde çalışan tüm eğitimcilere minnet dolu saygılar!   

Peki, Öğretmen bu mimari manasındaki işinde sevgi mefhumu yanında başka ne yapmalıdır? Potansiyelleri fiiliyata çıkarmak için bakış açısı ne olmalıdır? Bakınız Halide Nusret Hanım nasıl cevaplıyor bu soruyu: Bir yaşından, yirmi yaşına kadar her çocuk, bence zevkle okunmaya değer meraklı bir kitap; karşısında uzun uzun, hayran hayran düşünülecek bir bilinmeyenler âlemidir. Ana babasının avutamadığını biz avutuyoruz işte! diyerek emanet çocukları öteleyip okuyarak, düşünerek bir kitap gibi bakan yaklaşımdan uzak zihniyetimizle değil Finlandiya!? Sistemi Mars'tan sistem getirsek manasız kalacaktır. Bilinmeyen âlemler olan “çocuklarının” kabiliyetlerinin toprağını sürüp, ona tohum atan ve geleceğe değer yetiştiren tüm eğitimcilerimize sonsuz hörmetler!

Yukarıdaki öğretmenlik sıfatının fiili olmasının bir de iç şartı var. Buraya kadar sayılan özellikler ne yazık ki zamanımızda idealizm, safdillik ve tenzih ederim ama enayilik olarak görülüyor genellikle. İşte değişmeyen bu küçümsenmeden Halide Nusret Hanım da belli ki nasibini almış. Lakin o her vatanseverin yapacağı bir mukabeleyle sesleniyor hayat kurnazı yozlaşmışlara: Her türlü menfaatin üstünde bir “aşk”la bir maksada bağlanmanın ne demek olduğunu bilmiyorlardı. Maksat uğruna ölmenin de güzel, pek güzel bir şey olabileceğini duyamıyorlardı. Bunu ömürlerince duymamaya “mahkum”dular. Onlara için için acıyor; bazen kulaklarıma kadar gelen budalaca ve zalimce tenkitlerini bu merhametle karşılayarak hoş görüyordum.  Ve hastalığım müddetince kapımdan hiç eksik olmayan “kasketli başlar”ın candan ilgileri ve sevgileri bana yetiyordu. Aşkla bağlanmak hangi pedagoji kitabında yazar, nerede öğretilir bilinmez ama bir hayattan bize kalanlarda bunu en samimi tondan Halide samimisiyle Halide Nusret Hanımın sözlerinden bulmak kabildir. Eğiticilik ve öğretmenlikle alakalı herkes bu samimiyetten nasibini almalıdır. Halide Nusret Hanım her adanmış vatansever gibi budala tenkitlere merhametle tebessüm ederek her türlü menfaatin üstünde! maksadına aşkla bağlanmak ilkesini, değerini bize düşündürmek üzere emanet ediyor. Burada Nurettin Topçu'nun Muallim¸ mesleğini sadece maaş meselesiyle ele almaz. Çünkü öğretmenlik¸ bir para işi değil bir ruh işidir, sözleri de akla geliveriyor. Maarif Vekâletimiz öğretmen seçtiği sınavlar ve mülakatlarda en çok bu ilkeyi ve yukarıdaki vasıfları taşımayı bir liyakat karinesi görmeli, bu vasıfta öğretmen namzetlerini tercih etmeli ve vatan evladını onlara emanet etmelidir. Bu da naçizane Maarif Bakanımıza bilvesile maruzatımız beyanındadır.  

Peki, bunca emek, fedakârlık, feragat, zor şartlarda vatanın ruh toprağına bilgi tohumları saçarak vatan çocuklarının akıl ve ruh mimarisiyle bir ömrü tüketen bir öğretmen ne bekler? Halide Nusret Hanım bunu da en zarif ve içten bir manada o latif Türkçesiyle ortaya koyar:

Şimdi çocuklar, çocuklarım beni dinleyin: Yaşınız ister yedi, ister on yedi, hatta ister yirmi yedi olsun, başınızda eğer okul kasketi taşıyorsanız, yolda size gözleri şefkat ve hasret yaşlarıyla dolu bakan ihtiyarları hemen selamlayınız! Ve eğer, rastladığınız bir tabutun içinde bir öğretmen varsa, onun birkaç adım olsun, arkasında gitmekten çekinmeyiniz!..  Bu suretle bir borç ödemiş, bir iyilik etmiş ve Tanrınıza bir adım yaklaşmış olursunuz!...

Muhterem Maarif Bakanımız; Öğretmenlerimizin hayatlarının son devresinde sessiz ve içten bir sızıyla köşelerinde bekledikleri bu mütevazı taltifi ömrünü BU ÜLKE'nin çocuklarına adamış insanlardan sakınmayacağınıza şüphe yoktur. Her türlü menfaatin üstünde! maksadına aşkla bağlanmanın manasını ve devletimizin taltifini gören gençlerde bu süreklilik ve gelenek içinde kendi emanetlerine sahip çıkacaklardır. Halide Nusret Zorlutuna'nın küçük dostlarıyla yaşadıklarından bugüne ulaşanlar yarın için maya hükmünde güzelliklerdir. Bu manada tecrübeli ve emekli olmuş öğretmenlerin bakanlığınızın faaliyetlerinde tecrübelerini, kadirşinaslığınızın var edeceği hava ile, aktarmaktan geri durmayacakları da muhakkaktır. Muallim alçaltılırsa o millet de alçalır. Yükselirse millet de yükselir, diyerek Topçu ne güzel de söylemiş.

Öğrencisine Halide Nusret Hanımın kavlince küçük dostlarım ya da başka bir yazıda mevzubahis etmek istediğimiz Sıdıka Avar gibi çiçeklerim nazarıyla bakacak geleceğin eğitimcilerinin mümasil gayretiyle, bu yüce gönüllü öğretmenlerin ilhamıyla istikbalde vatan toprağında nice çiçekler açmasını dileriz.