Hak-Muhammed-Ali Yahut Türklerin Müslümanlığı Üzerine Satuk Buğra Destanından Düşünceler
-----
2022-07-26 00:00:00
<p>Bir
destan menkıbevi motifler içine tarihi bir takım sabiteleri de katarak kendi
olay ve olgu örgüsünü kurar. Burada okuduğumuz her şey menkıbevi örgünün
içerisinden bir tarihi olay ve olguya yahut bağlanılan bir bütüne sembolik
atıflar yaparak gerçekliğin resmini çizer. Türklerin İslam’a girişlerine dair
şüphesiz en dikkat çekici menkıbevi metinlerden birisi de Satuk Buğra Han
Destanıdır. Satuk Buğra ve Ebû Nasr Samanî ilişkisinden Türklerin İslam’ı
kabulüne dair dinamikler çok veciz bir bütünlük içinde izlenebilir. Bunun
ötesinde bu destandaki anlatılanlar adeta Pir Sultan Abdal ve daha nicelerinde
gördüğümüz <i style="font-family: "Times New Roman", "serif"; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;">Hak Muhammed Ali geldi dilime Kalma günahlara mürvet ya Ali
Yine ihsan senden ola kuluna Kalma günahlara mürvet ya Ali</i> dediği bakış içerisinden Türklerin bu
anlayışının İslamî bir zeminini bize anlatır gibidir. Bu bakımdan destanda
görülen Miraç, Hızır ve Hz. Ali’ye dair imgelerin yer alması Hanefi-Maturidi
çizgide ve Yesevi yolunda İslam olan Türklerin bu imgeleri zannettirilmeye
çalışıldığı gibi itizali ve ana yoldan ayrıksı bir isyankârlık içinde olmayıp
bilakis Müslümanlıklarının ana caddesinde ortaya çıkardıkları, anladıkları ve
Horasan’dan getirip Rumeli’ne kadar taşıdıkları bir köz olduğunu
göstermektedir. Din kültürümüz içinde bu bakışın yer alması bizi Hak-Muhammed
yolunda ehl-i beyti sevmek ve Hz. Muhammed’in yolunda yoldaş eylemek noktasında
bir yerde tutar. Bu inancı paylaşan toplum kesimlerinin itirazının bu bakımdan
dini bir ayrışma değil siyasi ve sosyal süreçlerle alakalı meseleler olduğu
gerçeği bizi iri, diri ve bir tutacak bir bilinci söz konusu kılacaktır. İşte
Satuk Buğra Han Destanı’ndaki motifler bize bu noktada bazı hususları
düşündürdüğü noktada bu yazıdaki meseleleri paylaşmak gereği hâsıl oldu. </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><b>Hak-Muhammed-Miraç </b><b><o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Destanda
dikkatimize dokunan en önemli ve ilk sahne Miraç sahnesidir. “<i>Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın ruhu, Hz.
Muhammed’in Miraç’a çıktığında diğer peygamberlerin ruhuyla aynı kafilede yer
almıştır. Hz. Muhammed’in Cebrail’e “Neden Satuk Buğra Han’ın ruhunun bu
kafilede yer aldığını” sorması üzerine Cebrail: “Türkistan’da kâfirlerle savaşarak
sayısız insanın İslam dinine girişi sağlayacak ve halk içinde sizin şeriatınızı
yayacağı için” diye cevap vermiştir. Hz. Muhammed de “İslam’ın kılıcı
Türkistan’a yetmedi, iman etmediler. Kıyamet günü nasıl hesap veririm diye
endişeleniyordum; Satuk Buğra, Ebu Nasır Samanî’nin gayretiyle bu işi tahakkuk
ettirecek” demiş ve yanındaki sahabiler de bu hususu kaydetmiştir.</i> (İsa
Özkan, Abdülkerim Satuk Buğra Han Destanı, Bengü Bitig. Dursun Yıldırım
Armağanı, Ed. B.Gül, F. Ağca, F. Gökçe, Ankara, Türkbilig Yayınları, 2013, s. 6)”
Burada Türklerin İslam’a girişi Miraç üzerinden ve Türkistan coğrafyası ile
bağlantılı olarak Hz. Muhammed ile birleşmekte ve Satuk Buğra-Ebu Nasr Samanî
ilişkisinin daha önce değindiğimiz niteliği ile Müslümanlığımızın esası
destanda Cebrail, Hz. Muhammed, Satuk Buğra-Ebu Nasr ve Miraç üzerinden
gösterilmektedir. Hak-Muhammed anlayışı görüleceği gibi ana yolun ikrarı olup
destanda da Miraç sahnesinde Türkistan İslam ile tebşir olunmaktadır. Türk
Müslümanlığının görünmeyen derin hafızası ve halet-i ruhiyesinde yer alan bu
mesele gelenek içerisinde şiirler ve deyişlerde kendisine yer bularak
nefesimizden ruhumuza ve hayatımıza aksetmiştir. Böylece Türklerin Müslümanlığı
meselesi büyük resme konulmuş; Miraç-Türkistan-Hz. Muhammed zaviyesinden
anlatılmıştır. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><b>Hızır<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Destanda
Satuk Buğra’nın İslam oluşu Hızır motifi ile birleşir. Bu anlatı bugün
Alevi-Bektaşi kültürümüzde dâhil dînî gelenek içerisinde yer alan Hızır
motifinin köklerdeki yerini görmek bakımından önemlidir. Aksakallının tavşan donunda
gelmesi sonra değişim geçirip ak sakallı Hızır olması, kırk arkadaşı ile olması
adeta kırklar ceminin hatırlatır mahiyette bir özellik göstererek Satuk’ın
ihtidası anlatılır. “<i>Abdülkerim Satuk
Buğra Han Destanında en önemli değişim kahramanın yeni bir inanç dairesine
girmesidir. Bu değişim yine olağanüstü yardımcı bir motif olan Hızır’la
karşılaşması sonucunda gerçekleşir. Erken gençlik döneminde, henüz on iki
yaşında iken Satuk Buğra kırk arkadaşıyla birlikte ava çıkar. Bir tavşanın
peşine düşer. Arkadaşlarından uzaklaşınca kovaladığı tavşan, aniden şekil
değiştirerek aksakallı bir ihtiyar suretine bürünür. Pek çok Türk anlatım
türünde şekil değiştirme motifiyle kahramanların karşısına çıkan Hızır
Aleyhisselam ona, “Attan ininiz” der. Daha sonra “Kâfirlerin kötü âdetlerini
niçin yapıyorsunuz? Sizi yaratan Tanrı’nın emirlerini neden yerine
getirmiyorsunuz? Peygamberin izlediği yolda yürüyünüz.” şeklindeki nasihatlerle
onu ikaz eder. Böylelikle Satuk Buğra Han için daha önce ruhlar âleminde vuku
bulması planlanan işlerin ilk safhası gerçekleşmiş olur. </i>(İsa Özkan,
Abdülkerim Satuk Buğra Han Destanı, s. 7)” Görüleceği üzere dini geleneğin
Hızır anlatısı Türklerin kültüründe olağan bir şekilde yerini almıştır. Bu
bakımdan Hızır kültü bu destanda yer almasıyla yeni inancın kodlarındaki mana
derinliği ve sembol dünyası hakkında da fikir edinebilmekteyiz. Miraç’ta
yakılan çerağ Hızır eliyle tarihe dâhil olarak Türkleri uyandırmaktadır. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><b>Hz.
Ali<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Türkler
İslamiyet’le karşılaştıklarında karşılarında Emevi devrinin siyasi ve askeri
kadrolarını buldular. Bu durum Emevi tarzının aşırılıkları nedeniyle bir
çatışma ortamını söz konusu kıldı. Dolayısıyla Türklerin İslamlaşma süreci de
gecikti. Nihayet Abbasiler dönemi kanalların açıldığı Türklerin İslam’a giriş
devrini temsil eder. İşte burada dikkatlerden kaçan bir husus Türklerin Ebu
Müslim Horasanî örneğinde de gördüğümüz gibi siyasi olarak Emevî karşıtlığının
Hz. Ali ve onu destekleyenlere siyasi olarak ve gönül bağıyla yakınlaşmayı söz
konusu kılmış olmasıdır. Türkler Emevi İslam’ı denen o şeyin müntesibi
olmadıkları gibi bunun da karşısında ve muarızı da oldular. Aslında O İslam ile
etiketlenen şey Emevi devri Muaviye-Yezid siyasetidir. Mesela Ömer b. Abdülaziz
o siyasete dahil değildir. Abbasi devrinde İslam’a giriş Hanefi-Maturidi
çizgiyi söz konusu kılarken Hz. Ali’ye taraf olmak hem ehl-i beyti sevmek demek
olan İslam düsturu hem şartların getirdiği siyasi-sosyal ortamın bir sonucudur.
Bu bakımdan Türklerin Müslümanlığını Muaviye-Yezid siyaseti ile birleştirmek
yanlış olduğu gibi Şia merkezli bir bakışla okumak da yanlıştır. Yesevi
çizgisinin Türkçe konuşan Müslümanca düşünen anlayışı Hanefi-Maturidi çizgide
ana yolu çizerken ehl-i beyt sevgisi ve muhibliği bu yolda Türklerin müşterek
bir değeridir. Hz. Ali karşıtı bir Türk zümresi bulmak mümkün değildir. Lakin
aynı Türkler Hz. Ebu Bekir-Ömer’e de muarız değillerdir. Olan varsa bilsin ki
Orta Çağın siyasi şartlarındaki çekişmelere bilmeden, anlamadan dâhil olmaktadırlar.
İşte ele alınan destanda da Hz. Ali imgesi çok menkıbevi şartlarda zuhur eder: “<i>Abdülkerim Buğra’nın sağlığında kızlarından
Ela Nur Hanım’ın bir gün tıpkı Hz. Meryem gibi bir nur damlasının ağzından
içine girdiği ve dokuz ay sonra kızıl yüzlü, çatık kaşlı bir oğul dünya
getirdiği rivayet edilmektedir. Bu duruma çok öfkelenen Satuk Buğra Han,
meseleyi açığa kavuşturmaları için emir ve âlimlerini görevlendirir. Onların bu
işin tahkik edip Hz Ali’nin kerametiyle vuku bulduğunu bildirmeleri üzerine,
çocuğa Hz. Ali’nin neslinden gelmiştir anlamında Seyit Ali Arslan Han adını
koydukları kaydedilmektedir.</i> (İsa Özkan, Abdülkerim Satuk Buğra Han
Destanı, s. 8)” Hak-Muhammed-Ali çizgisi böylece tamamlanır. Pek çok “Sünni”
denilen tarikatın yol başçısının Hz. Ali olması durumunun arka planının da
burada sunmaya çalıştığımız durumla alakalı olduğu herhalde görülecektir. Hz.
Ali intisabı, muhabbeti, Türkler için itizali/ayrışmacı ve istisnai bir tercih
değil bir ittifak ve ittihat konusudur. Müslümanlığımız içerisinde de öyle yer
alır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Türkler
kendi medeniyeti olan ve İslam’ı bu zaviyede yaşamış daha önemlisi temsil etmiş
bir millettir. Şüphesiz etkilenmeler ve inhiraflar söz konusudur. Lakin bunu
ana hat gibi sunmak yahut siyasi mülahazalara din kisvesi giydirip ahkâm kesmek
yanlıştır. Türkler salim ve müstakim yoldan İslam oldular. Biz burada kimseye
akıl vermek, yol erkân tanımlamak, tarif etmek niyetinde ve derdinde değiliz.
Sadece haddimizi şaşırmadan ve aşmadan kendisi ve kendiliği üzerine düşünmeye
çalışan biriyle fikirleşmek isteyenler olursa diye düşüncelerimizi arz
ediyoruz. Tefrika değil birlik arıyoruz. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Din
anlayışımıza dair diğer bir konu modern zamanlardaki algılardır. Modern
zamanların dini öteleyen bakışına sahip olmak bir tercihtir anlaşılabilir.
Lakin bu ideolojik kafayı, din karşıtlığını yahut misalen Marksist bir anlayışı
din kültürümüzün öğelerini istismar yahut suiistimal ederek ifadeye çalışmak en
hafifinden insafsızlıktır. Şia merkezli okumalarla surda delik açmaya çalışmak,
Hz. Ali merkezli muhabbetimizi farklı bir din gibi sunmaya gayret etmek, siyasi
bazı tarzları Emevi İslam’ı gibi kavramlarla sunma gayreti iyi niyet
taşımamaktadır. Tarihin istismarı çok tehlikelidir ve geleceği madun edici bir
hal alabilir. Satuk Buğra Destanı bize ayrıştıklarımızın birleşme sebebimiz
olduğunu göstermektedir. Bunun anlayıp geleceğe bakmak bizi medeniyetimizin
mavi göğü yağız yeri içerisinde var edecektir. <o:p></o:p></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 9pt; text-align: justify; background-image: initial; vertical-align: baseline;"><b><i>Muhammed dinidir bizim dinimiz, Tarikat altında geçer
yolumuz, Cibril-i emindir hem rehberimiz, Biz müminiz mürşidimiz Ali’dir</i></b>. <b><i>Pir Sultan Abdal</i></b><span style="font-size:
10.0pt;font-family:"Arial","sans-serif";color:#555555"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Vesselam<o:p></o:p></p>