Hak-Muhammed-Ali Yahut Türklerin Müslümanlığı Üzerine Satuk Buğra Destanından Düşünceler

-----

<p>Bir destan menkıbevi motifler içine tarihi bir takım sabiteleri de katarak kendi olay ve olgu örgüsünü kurar. Burada okuduğumuz her şey menkıbevi örgünün içerisinden bir tarihi olay ve olguya yahut bağlanılan bir bütüne sembolik atıflar yaparak gerçekliğin resmini çizer. Türklerin İslam’a girişlerine dair şüphesiz en dikkat çekici menkıbevi metinlerden birisi de Satuk Buğra Han Destanıdır. Satuk Buğra ve Ebû Nasr Samanî ilişkisinden Türklerin İslam’ı kabulüne dair dinamikler çok veciz bir bütünlük içinde izlenebilir. Bunun ötesinde bu destandaki anlatılanlar adeta Pir Sultan Abdal ve daha nicelerinde gördüğümüz <i style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;, &quot;serif&quot;; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;">Hak Muhammed Ali geldi dilime Kalma günahlara mürvet ya Ali Yine ihsan senden ola kuluna Kalma günahlara mürvet ya Ali</i> dediği bakış içerisinden Türklerin bu anlayışının İslamî bir zeminini bize anlatır gibidir. Bu bakımdan destanda görülen Miraç, Hızır ve Hz. Ali’ye dair imgelerin yer alması Hanefi-Maturidi çizgide ve Yesevi yolunda İslam olan Türklerin bu imgeleri zannettirilmeye çalışıldığı gibi itizali ve ana yoldan ayrıksı bir isyankârlık içinde olmayıp bilakis Müslümanlıklarının ana caddesinde ortaya çıkardıkları, anladıkları ve Horasan’dan getirip Rumeli’ne kadar taşıdıkları bir köz olduğunu göstermektedir. Din kültürümüz içinde bu bakışın yer alması bizi Hak-Muhammed yolunda ehl-i beyti sevmek ve Hz. Muhammed’in yolunda yoldaş eylemek noktasında bir yerde tutar. Bu inancı paylaşan toplum kesimlerinin itirazının bu bakımdan dini bir ayrışma değil siyasi ve sosyal süreçlerle alakalı meseleler olduğu gerçeği bizi iri, diri ve bir tutacak bir bilinci söz konusu kılacaktır. İşte Satuk Buğra Han Destanı’ndaki motifler bize bu noktada bazı hususları düşündürdüğü noktada bu yazıdaki meseleleri paylaşmak gereği hâsıl oldu.&nbsp;&nbsp;</p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><b>Hak-Muhammed-Miraç </b><b><o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Destanda dikkatimize dokunan en önemli ve ilk sahne Miraç sahnesidir. “<i>Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın ruhu, Hz. Muhammed’in Miraç’a çıktığında diğer peygamberlerin ruhuyla aynı kafilede yer almıştır. Hz. Muhammed’in Cebrail’e “Neden Satuk Buğra Han’ın ruhunun bu kafilede yer aldığını” sorması üzerine Cebrail: “Türkistan’da kâfirlerle savaşarak sayısız insanın İslam dinine girişi sağlayacak ve halk içinde sizin şeriatınızı yayacağı için” diye cevap vermiştir. Hz. Muhammed de “İslam’ın kılıcı Türkistan’a yetmedi, iman etmediler. Kıyamet günü nasıl hesap veririm diye endişeleniyordum; Satuk Buğra, Ebu Nasır Samanî’nin gayretiyle bu işi tahakkuk ettirecek” demiş ve yanındaki sahabiler de bu hususu kaydetmiştir.</i> (İsa Özkan, Abdülkerim Satuk Buğra Han Destanı, Bengü Bitig. Dursun Yıldırım Armağanı, Ed. B.Gül, F. Ağca, F. Gökçe, Ankara, Türkbilig Yayınları, 2013, s. 6)” Burada Türklerin İslam’a girişi Miraç üzerinden ve Türkistan coğrafyası ile bağlantılı olarak Hz. Muhammed ile birleşmekte ve Satuk Buğra-Ebu Nasr Samanî ilişkisinin daha önce değindiğimiz niteliği ile Müslümanlığımızın esası destanda Cebrail, Hz. Muhammed, Satuk Buğra-Ebu Nasr ve Miraç üzerinden gösterilmektedir. Hak-Muhammed anlayışı görüleceği gibi ana yolun ikrarı olup destanda da Miraç sahnesinde Türkistan İslam ile tebşir olunmaktadır. Türk Müslümanlığının görünmeyen derin hafızası ve halet-i ruhiyesinde yer alan bu mesele gelenek içerisinde şiirler ve deyişlerde kendisine yer bularak nefesimizden ruhumuza ve hayatımıza aksetmiştir. Böylece Türklerin Müslümanlığı meselesi büyük resme konulmuş; Miraç-Türkistan-Hz. Muhammed zaviyesinden anlatılmıştır. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><b>Hızır<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Destanda Satuk Buğra’nın İslam oluşu Hızır motifi ile birleşir. Bu anlatı bugün Alevi-Bektaşi kültürümüzde dâhil dînî gelenek içerisinde yer alan Hızır motifinin köklerdeki yerini görmek bakımından önemlidir. Aksakallının tavşan donunda gelmesi sonra değişim geçirip ak sakallı Hızır olması, kırk arkadaşı ile olması adeta kırklar ceminin hatırlatır mahiyette bir özellik göstererek Satuk’ın ihtidası anlatılır. “<i>Abdülkerim Satuk Buğra Han Destanında en önemli değişim kahramanın yeni bir inanç dairesine girmesidir. Bu değişim yine olağanüstü yardımcı bir motif olan Hızır’la karşılaşması sonucunda gerçekleşir. Erken gençlik döneminde, henüz on iki yaşında iken Satuk Buğra kırk arkadaşıyla birlikte ava çıkar. Bir tavşanın peşine düşer. Arkadaşlarından uzaklaşınca kovaladığı tavşan, aniden şekil değiştirerek aksakallı bir ihtiyar suretine bürünür. Pek çok Türk anlatım türünde şekil değiştirme motifiyle kahramanların karşısına çıkan Hızır Aleyhisselam ona, “Attan ininiz” der. Daha sonra “Kâfirlerin kötü âdetlerini niçin yapıyorsunuz? Sizi yaratan Tanrı’nın emirlerini neden yerine getirmiyorsunuz? Peygamberin izlediği yolda yürüyünüz.” şeklindeki nasihatlerle onu ikaz eder. Böylelikle Satuk Buğra Han için daha önce ruhlar âleminde vuku bulması planlanan işlerin ilk safhası gerçekleşmiş olur. </i>(İsa Özkan, Abdülkerim Satuk Buğra Han Destanı, s. 7)” Görüleceği üzere dini geleneğin Hızır anlatısı Türklerin kültüründe olağan bir şekilde yerini almıştır. Bu bakımdan Hızır kültü bu destanda yer almasıyla yeni inancın kodlarındaki mana derinliği ve sembol dünyası hakkında da fikir edinebilmekteyiz. Miraç’ta yakılan çerağ Hızır eliyle tarihe dâhil olarak Türkleri uyandırmaktadır. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><b>Hz. Ali<o:p></o:p></b></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Türkler İslamiyet’le karşılaştıklarında karşılarında Emevi devrinin siyasi ve askeri kadrolarını buldular. Bu durum Emevi tarzının aşırılıkları nedeniyle bir çatışma ortamını söz konusu kıldı. Dolayısıyla Türklerin İslamlaşma süreci de gecikti. Nihayet Abbasiler dönemi kanalların açıldığı Türklerin İslam’a giriş devrini temsil eder. İşte burada dikkatlerden kaçan bir husus Türklerin Ebu Müslim Horasanî örneğinde de gördüğümüz gibi siyasi olarak Emevî karşıtlığının Hz. Ali ve onu destekleyenlere siyasi olarak ve gönül bağıyla yakınlaşmayı söz konusu kılmış olmasıdır. Türkler Emevi İslam’ı denen o şeyin müntesibi olmadıkları gibi bunun da karşısında ve muarızı da oldular. Aslında O İslam ile etiketlenen şey Emevi devri Muaviye-Yezid siyasetidir. Mesela Ömer b. Abdülaziz o siyasete dahil değildir. Abbasi devrinde İslam’a giriş Hanefi-Maturidi çizgiyi söz konusu kılarken Hz. Ali’ye taraf olmak hem ehl-i beyti sevmek demek olan İslam düsturu hem şartların getirdiği siyasi-sosyal ortamın bir sonucudur. Bu bakımdan Türklerin Müslümanlığını Muaviye-Yezid siyaseti ile birleştirmek yanlış olduğu gibi Şia merkezli bir bakışla okumak da yanlıştır. Yesevi çizgisinin Türkçe konuşan Müslümanca düşünen anlayışı Hanefi-Maturidi çizgide ana yolu çizerken ehl-i beyt sevgisi ve muhibliği bu yolda Türklerin müşterek bir değeridir. Hz. Ali karşıtı bir Türk zümresi bulmak mümkün değildir. Lakin aynı Türkler Hz. Ebu Bekir-Ömer’e de muarız değillerdir. Olan varsa bilsin ki Orta Çağın siyasi şartlarındaki çekişmelere bilmeden, anlamadan dâhil olmaktadırlar. İşte ele alınan destanda da Hz. Ali imgesi çok menkıbevi şartlarda zuhur eder: “<i>Abdülkerim Buğra’nın sağlığında kızlarından Ela Nur Hanım’ın bir gün tıpkı Hz. Meryem gibi bir nur damlasının ağzından içine girdiği ve dokuz ay sonra kızıl yüzlü, çatık kaşlı bir oğul dünya getirdiği rivayet edilmektedir. Bu duruma çok öfkelenen Satuk Buğra Han, meseleyi açığa kavuşturmaları için emir ve âlimlerini görevlendirir. Onların bu işin tahkik edip Hz Ali’nin kerametiyle vuku bulduğunu bildirmeleri üzerine, çocuğa Hz. Ali’nin neslinden gelmiştir anlamında Seyit Ali Arslan Han adını koydukları kaydedilmektedir.</i> (İsa Özkan, Abdülkerim Satuk Buğra Han Destanı, s. 8)” Hak-Muhammed-Ali çizgisi böylece tamamlanır. Pek çok “Sünni” denilen tarikatın yol başçısının Hz. Ali olması durumunun arka planının da burada sunmaya çalıştığımız durumla alakalı olduğu herhalde görülecektir. Hz. Ali intisabı, muhabbeti, Türkler için itizali/ayrışmacı ve istisnai bir tercih değil bir ittifak ve ittihat konusudur. Müslümanlığımız içerisinde de öyle yer alır.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Türkler kendi medeniyeti olan ve İslam’ı bu zaviyede yaşamış daha önemlisi temsil etmiş bir millettir. Şüphesiz etkilenmeler ve inhiraflar söz konusudur. Lakin bunu ana hat gibi sunmak yahut siyasi mülahazalara din kisvesi giydirip ahkâm kesmek yanlıştır. Türkler salim ve müstakim yoldan İslam oldular. Biz burada kimseye akıl vermek, yol erkân tanımlamak, tarif etmek niyetinde ve derdinde değiliz. Sadece haddimizi şaşırmadan ve aşmadan kendisi ve kendiliği üzerine düşünmeye çalışan biriyle fikirleşmek isteyenler olursa diye düşüncelerimizi arz ediyoruz. Tefrika değil birlik arıyoruz. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Din anlayışımıza dair diğer bir konu modern zamanlardaki algılardır. Modern zamanların dini öteleyen bakışına sahip olmak bir tercihtir anlaşılabilir. Lakin bu ideolojik kafayı, din karşıtlığını yahut misalen Marksist bir anlayışı din kültürümüzün öğelerini istismar yahut suiistimal ederek ifadeye çalışmak en hafifinden insafsızlıktır. Şia merkezli okumalarla surda delik açmaya çalışmak, Hz. Ali merkezli muhabbetimizi farklı bir din gibi sunmaya gayret etmek, siyasi bazı tarzları Emevi İslam’ı gibi kavramlarla sunma gayreti iyi niyet taşımamaktadır. Tarihin istismarı çok tehlikelidir ve geleceği madun edici bir hal alabilir. Satuk Buğra Destanı bize ayrıştıklarımızın birleşme sebebimiz olduğunu göstermektedir. Bunun anlayıp geleceğe bakmak bizi medeniyetimizin mavi göğü yağız yeri içerisinde var edecektir. <o:p></o:p></p> <p style="margin: 0cm 0cm 9pt; text-align: justify; background-image: initial; vertical-align: baseline;"><b><i>Muhammed dinidir bizim dinimiz, Tarikat altında geçer yolumuz, Cibril-i emindir hem rehberimiz, Biz müminiz mürşidimiz Ali’dir</i></b>. <b><i>Pir Sultan Abdal</i></b><span style="font-size: 10.0pt;font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;color:#555555"><o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:35.4pt">Vesselam<o:p></o:p></p>