Gurbet dünyada bu garip adam: Bahattin Karakoç
Şairler sonsuzlukla varoluş arasındaki en büyük bağlarımızdandır. Bir millet kültürel varlığını dili üzerinden edebi eserler ile gösterir. Millet aynası olan bu şairlerin mısralarıyla sırlanır ve varlığın esasına koşar. Türk milleti bu cümleden büyük şairlerinden birini daha vatan toprağına tevdi etmenin hüznünü yaşıyor. Onu anmanın ve düşünmenin en güzel yolu mısraları arasında bir düşünce gezintisine çıkmak olacaktır.
Bahattin Karakoç 1930'de Kahramanmaraş'ta doğdu. 2018'in bu son günlerinde dar-ı bekaya göçtüğünde bize Unuttum kuruyu yaşı, dağıttım doluyu boşu Neyleyim toprağı taşı, gönlümde zü-l-celâl kaldı. İlişkiler zincirinde eşyanın nabzını tuttum Islık çalmayı unuttum, dilimde zü-l-cemâl kaldı Çöl çiçeğinin ak düşü, çıktığı yerde battı su Karakoç'un aynasında yârin yüzü zülâl kaldı... şiirindeki gibi pek çok manayı bıraktı. Yarın yüzü, ölümü gülümseyerek yaşayan bu alperene en güzeliyle görünmüştür buna şüphemiz yok. Onun fikriyatını ve hayat görüşünü bilerek şiirlerine dokunmak için bu bakışını idrak önemlidir diye düşünüyoruz.
Ölüme gülümseyerek yaşadı Karakoç: Ölürken gülümse Tazele aşkını son nefesinde Birazcık gözyaşı bulunsun sesinde Gökyüzü hep ıslak mavi kalsın… ruhuyla yaşayıp, hayatı anlayan bir idrakti Bahattin Karakoç. Gökyüzünün ıslak mavisiyle sonsuza göçtü. Başka bir şiirinde, Hangi yayla yüce, nerde kavga yok Gel seninle orda olalım çocuk; İster Maraş olsun, ister Erzincan, Sonsuzluk düşüne set değil mekân, Başın omzumda, omuzum gökte Ölüm bir ak çiçek bu özgürlükte, Yaşamaksa bir ışık cümbüşüdür, Çağıl çağıl akan sevgi düşüdür mısraları arasında ölüm bir ak çiçek bu özgürlükte diyor.
Gülümseyen yüzü ile ak çiçekler arasında özlediği sonsuzluğa varıp uçup giderken bize; Açmayın yüzünü ölünün O üstünde yatıyor şimdi Vakitsiz solmuş gülünün Ağlatmayın kızını ölünün Melekler kalıbını alıyor şimdi Kanatları yolunmuş dilinin Silmeyin izini ölünün Melekler kalıbını alıyor şimdi Üstüne serilecek halının Çalmayın sazını ölünün O bütün notaları unuttu şimdi Tılsımı bozuldu elinin İri kanatlı kuşlar götürdü yazını ölünün O sonsuza bakan bir başak gibi Kilidi sökülmüş yolunun manasıyla veda etti. Şiirlerinde ölümü bu anlam ile düşünen Karakoç bir dünya görüşünün veciz bir terennümcüsü olarak BU ÜLKE'yi severek yaşadı. Yitik bir medeniyetin ve coğrafyanın mahzun çocuklarından biriydi.
* * * * *
Bu ülke sevgisi ve meseleleri hep öncelikli gündemiydi. Kapı, ar kapısı değil kâr kapısıymış Ahlâkı esastan çıkardılar dediği mısraları gibi çok yerde, eleştirel bir bakışla kendi zamanını tefekkürü şiirlerinde gözlenir.
Bir Medeniyet Ülkesini Sevmektir Karakoç'un hayatının özeti.
Öğretmenlere dair yazdığı şiir bunu çok veciz gösterir: Vatanı, milleti, bayrağı sevmeyi, Daha çiğdem hâlindeyken senden öğrendim. Ne zaman bir yerim kesilip kanamışsa, Yüreğinle sarıverdin öğretmenim… Barışın, kardeşliğin kutsal güzelliğini Ve sevginin bir ibadet olduğunu tekrarlamasan da bilirim. Benim haritamı sen çizdin, sen şekil verdin bana; Ben, senin eserinim öğretmenim… Ben, kendi uygarlığımın en geniş tarlasında Yarınlara gülümseyen, daha bir gök ekinim. Dost bulutları sağıyorsun üstüme, Benim yüreğim kabarıyor öğretmenim.
Vatan, millet, bayrak ve Hak onun düşüncesinde esastır. Barış ve sevgi bir ibadet gibidir ve kendi uygarlığının geniş tarlasında yüreğiyle yaşayan bir garip adamdır Bahattin Karakoç. Bu gurbet dünyada bu garip adam; Yüreğiyle sunar adaklarını... Hülyâlara dalar böyle her akşam, Yolar yolar atar parmaklarını… Gariplere selam olsun! Allah bilir ya, Karakoç gibilerin muhatabı olduğu bir hitaptır.
Kendi uygarlık coğrafyasını sevdi Karakoç ve oraların derdini derdi bildi: Bembeyaz barış güvercini Pat diye önüme düştü Gagasındaki zeytin dalını Alevler yuttu Yeryüzü-gökyüzü Saklanacak yer aradılar utançtan Ama Cemiyet-i Akvam tınmadı Bir umut yansımadı Obama'dan /Ege ve Akdeniz bölgesi Özellikle de Edremid, Milas ve Kilis Zeytinliklerinden özür dilerim/Gazze'nin Ve bir bütün olarak Filistin topraklarının Zeytinliklerinden konuşmak istiyorum Göçerilikleriyle ünlü Gittikleri her yerde vatan çalan Bütün katıkları salt yalan olan Ve içtikleri kanların şehvetiyle boğulan Zalimlerin en korkuncu Zulümlerin en çirkini Yahudileri gösteriyor pusulam. Gazze'ye ağıtı böyle bir derdinin aksidir Bahattin Karakoç'un.
Sonsuzluğa uğurladığımız bu yazıyı teberrüken onun bir niyazıyla ve fatih talebiyle bitilerim: Allah'ım, denizlere cemalinle yansı Sevgiyi tanısın kıyılarla öpüşürken Her can Hem nigarı tanısın hem de nigarendeyi Gökteki galaksilerle doldur içimi Dinimle tatlandır yeryüzünü Dilimle kanatlandır diller coğrafyasında Her yere ulaşmak istiyorum. Allah'ım, dualarımı bereketlendir Ve hep gülümse... Beni duyduğunu biliyorum. Kahramanmaraş'ın bu güzel adamının mekânı cennet, ruhu şad olsun…
Vesselam.