Gücümüz Güçlüğe Düşmesin!

-----

<p>Orta Asya steplerinden Avrupa ortalarına kadar muazzam bir coğrafya üzerinde, asırlar boyunca büyük maceralar geçirerek birçok milletle, kültürle, iklimle mücadele ederek bu günlere gelmiş olan Türk milletinin bu derece yüksek bir yaşama azmi göstermesinin sırrı nedir? Bu sorunun iki kelimeden ibaret bir cevabı vardır: Ailenin gücü&hellip; Ahmet Hamdi Tanpınar da Dilaver Cebeci’nin bu görüşünü destekleyerek Türk milletinin daima topluluk fikriyle yaşadığını belirtir.</p> <p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt; mso-add-space:auto;text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height:150%">Türklerin eldeki mevcut ilk yazılı belgeleri olan Orhun kitabesindeki söz varlığı incelendiğinde, bu metinlerde önemli ölçüde aileyle ilişkili kelimelerin yer aldığı görülür:<i> <o:p></o:p></i></p> <p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt; mso-add-space:auto;text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height:150%">Kaŋ (baba), ög (ana), ogıl (evlât), kız ogıl (kız çocuk), un ogıl (erkek çocuk), kız, oglan, oglıt (oğullar), taygun (oğullar), eçi (ağabey), eke (abla), ini (erkek kardeş), iniygün (kardeşler), siŋil (kızkardeş), yotuz (zevce), apa~ eçü (ata, ecdat), atı (yeğen), çıkan (kuzen), kelin (gelin), keliŋün (gelinler), yurç (kayınbirader), koduz (dul kadın), oguş (sülâle, oymak), ok~bod (boy, kabile) kelimeleri bunlar arasında sayılabilir.<a href="file:///C:/Users/user/Desktop/ALI%CC%87%20FUAT%20ARICI.docx#_edn1" name="_ednref1" title=""><sup><!--[if !supportFootnotes]--><sup>[1]</sup><!--[endif]--></sup></a><i><o:p></o:p></i></p> <p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt; mso-add-space:auto;text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height:150%">Ünlü tarihçi Jean – Paul Roux, Türk karakterinin 20 baskın özelliğinden birinin “kadınların toplum içindeki şaşırtıcı sağlam konumları” olduğunu ifade eder. Eski Türk toplumunda hükümdar törenle unvanını alırken zevcesinin -veya hatun olmak üzere saraya gelen gelinin- törenle aldığı “katun” (hâtun) unvanı Hunlardan beri Türklerce tanınmakta idi.<a href="file:///C:/Users/user/Desktop/ALI%CC%87%20FUAT%20ARICI.docx#_edn2" name="_ednref2" title=""><span class="MsoEndnoteReference"><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size: 12pt;">[2]</span><!--[endif]--></span></a> Hatunlar da tıpkı eşleri gibi devlet yönetiminin birer parçası konumundaydı. Nitekim İbn-i Batuta, İznik şehrinde, o zaman Osmanlı tahtının câlisi bulunan Sultan Orhan Gazi’nin muhterem zevcesi Bayalun Hatun’un ikamet ederek oradaki askere hükümran olduğunu bildirir.<a href="file:///C:/Users/user/Desktop/ALI%CC%87%20FUAT%20ARICI.docx#_edn3" name="_ednref3" title=""><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size: 12pt;">[3]</span><!--[endif]--></span></a> <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt; mso-add-space:auto;text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height:150%">Destan araştırmaları, hakanın buyurma yetkisine dahi tek başına sahip olmadığını gösterir. Ve bir buyruk ancak “Hakan ile hatun buyuruyor ki&hellip;” demekle yürürlüğe girerdi. Aile içinde bu duruma benzer örneklere, günümüzün meşhur hikâyecisi Mustafa Kutlu’nun eserlerinde de rastlanır.<o:p></o:p></p> <p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt; mso-add-space:auto;text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height:150%">Türklerin bozkır kültüründen getirdiği aile tipine “baba ocağı” denir. Baba ocağında kadın ailede erkekle aynı önemde yer alır, ana çocuklarına velilik etmeye yetkili, dul kaldığında çocuklarının vasisi ve evinin mutlak yöneticisidir. Türkçede “evlenme” veya “evlendirme” tabirleri, evlenen erkek veya kızın baba ocağından ayrılarak ayrı bir ev (aile) meydana getirdiğinin ifadesidir. Yine Türkçede evlenmek için kullanılan “ev-bark” sahibi olmak ifadesindeki “bark” kelimesi Orhun kitabesinde “mabet” manasındadır.<o:p></o:p></p> <p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt; mso-add-space:auto;text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height:150%">Türk ailesi Osmanlı Dönemi’nde başarılı askeri ve siyasi yapısıyla uyumlu olarak, kendine has mükemmel bir düzene sahip olmuştu. Ailenin mükemmelliği, toplumun gücünü sağlayan / artıran en önemli faktörlerden biriydi. Bu sebeple Osmanlı düzeninin başarısı, toplumun temelini teşkil eden ailenin sağlam olmasıyla yakından ilgilidir diyebiliriz.<a href="file:///C:/Users/user/Desktop/ALI%CC%87%20FUAT%20ARICI.docx#_edn4" name="_ednref4" title=""><span class="MsoEndnoteReference"><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size: 12pt;">[4]</span><!--[endif]--></span></a> Osmanlı Dönemi’nde aile, bireyin hayatındaki temel ve tek kurum olmuş, her türlü sorunun çözüldüğü yegâne makam olarak görülmüştür. Ailenin korunması ve ilkelerine uyulması için azami gayret gösterilmiş ve bu durum din, dil, ırk gibi bütün farklılıklara rağmen bütün “Osmanlı ailesi” için geçerli olmuştur. Bu gücüyle Osmanlı, XVIII. yüzyılın son çeyreğine kadar bir cihan devleti olarak kabul görmüştür. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt; mso-add-space:auto;text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height:150%">Türk aile geleneği, içinde bulunduğumuz yüzyıla kadar tedricen gücünü kaybetse de göreceli olarak özünü devam ettirmeyi başarabilmiştir. Ancak son yıllarda bu güzide kurumun iyice daralıp küçülerek geleceğiyle ilgili ciddi endişelere gebe olduğu söylenebilir. Çünkü istatistiklere göre ülkemizde yalnız yaşayan fertlerden oluşan “tek kişilik hane halkı” oranı 2006'da yüzde 6, 2014'te yüzde 13,9, 2019'da yüzde 16,9, 2020'de yüzde 17,9 ve 2021yılında ise yüzde 18,9 oldu. Yani her 5 haneden 1 tanesi tek kişilik bir aile artık. <o:p></o:p></p> <p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt; mso-add-space:auto;text-align:justify;text-indent:35.45pt;line-height:150%">Aman gücümüzü güçlüğe düşürmeyelim&hellip;<o:p></o:p></p> <div><!--[if !supportEndnotes]--><br clear="all"> <hr align="left" size="1" width="33%"> <!--[endif]--> <div id="edn1"> <p class="MsoEndnoteText"><a href="file:///C:/Users/user/Desktop/ALI%CC%87%20FUAT%20ARICI.docx#_ednref1" name="_edn1" title=""><!--[if !supportFootnotes]--><span style="font-size: 10pt; font-family: Calibri, sans-serif;">[1]</span><!--[endif]--></a> A. B. Ercilasun (2004). Başlangıcından Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Ankara: Akçağ Yay, s. 194<o:p></o:p></p> </div> <div id="edn2"> <p class="MsoEndnoteText"><a href="file:///C:/Users/user/Desktop/ALI%CC%87%20FUAT%20ARICI.docx#_ednref2" name="_edn2" title=""><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif"><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size: 10pt;">[2]</span><!--[endif]--></span></span></a> İ. Kafesoğlu (1993). Türk Milli Kültürü, (10. bs.), İstanbul: Boğaziçi Yay, s. 228-269<o:p></o:p></p> </div> <div id="edn3"> <p class="MsoEndnoteText"><a href="file:///C:/Users/user/Desktop/ALI%CC%87%20FUAT%20ARICI.docx#_ednref3" name="_edn3" title=""><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif"><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size: 10pt;">[3]</span><!--[endif]--></span></span></a> Z. Gökalp (1976). Türk Medeniyeti Tarihi. İstanbul: Kültür Bakanlığı Yay, s. 299<o:p></o:p></p> </div> <div id="edn4"> <p class="MsoEndnoteText"><a href="file:///C:/Users/user/Desktop/ALI%CC%87%20FUAT%20ARICI.docx#_ednref4" name="_edn4" title=""><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif"><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size: 10pt;">[4]</span><!--[endif]--></span></span></a> S. Aybey (2016). Osmanlı'dan Günümüze Türk Toplumunun Aile Kurumuna Bakışı ve Aile Yapısındaki Değişim. Tarih Okulu Dergisi, 9(27), 203-217.&nbsp;<o:p></o:p></p> </div> </div>