Frenkleşmenin vâsıtası olarak uydurma dil projesi -14

-----

Bu zihniyet ve siyâsetin bir tezâhürü olarak, TRT radyolarında, bâzı Âzerî türküleri, güfteleri tahrîf edilip Kars türküsü olarak takdîm ediliyormuş. Meselâ Guba'nın al alması / Yemeye bal alması sözleriyle başlayan türkü, Iğdır'ın al alması şeklinde tahrîf ediliyormuş… “Geçenlerde” daha acı bir hâdiseye şâhid olunmuş: Türkiye'ye gelen bir Ermeni şarkıcısı “Çırpınırdın Karadeniz” şarkısının Ermeni asıllı olabileceğini beyân etmiş ve bâzı gûyâ Türk milletvekîlleri de bu istikamette kanâat izhâr etmiş… Bunun üzerine Şâirimizin sabrı taşıyor ve her dinlediğimizde bizi coşkun hislere gark eden bu hârikulâde şarkı hakkında îzâhat vererek taşları tekrâr yerine oturtuyor:

“Şarkının güftesi Ahmet Cevat'a ait. Ahmet Cevat, Âzerbaycan Türklerinden bir şâir. 1912 Balkan Savaşlarında Âzerbaycan'dan gelerek bizim ordumuza katıldı. 1918 yılında Türk Ordusu Bakû'ya girdiği zaman, Ahmet Cevat, Mehmetçiklerimizle yine aynı saflarda yürüyordu. Stalin zâlimi, bu yürekli Türk şâirini 1937 yılında kurşuna dizdirdi. Ahmet Cevat ‘Çırpınırdın Karadeniz' şiirini 1914 yılında yazdı. Bu şiiri, milletimizin büyük bestekârı Âzerbaycan Türklerinden Üzeyir Hacıbeyli besteledi. 87 yıldan beri büyük bir zevkle çalıp söylediğimiz bu muhteşem şarkıya Ermeni etiketi vuranlar, yarın İstiklâl Marşımıza da ‘bizimdir' diyerek sahip çıkabilirler.

“Ahmet Cevat'ı ve Üzeyir Hacıbeyli'yi rahmetle anarak şiirden birkaç kıt'ayı dikkatinize sunuyorum:

“Çırpınırdın Karadeniz / Bakıp Türk'ün bayrağına / Ah deyirdin hiç ölmezdim / Düşebilsem ayağına [] Ayrı düşmüş dost elinden / Yıllar var ki çarpar sînem / Vefâlıdır geldi giden / Yol ver Türk'ün bayrağına [] İnciler dök gel yoluna / Sırmalar diz sağ soluna / Fırtınalar dursun yana / Selâm Türk'ün bayrağına [] Dost elinden esen yeller / Bana şiir, selâm söyler / Olsun bizim bütün eller / Kurban Türk'ün bayrağına” (Bâkiler I/61-62)

C.5) Cengiz Dağcı

“Kırım'ı bütün çilesiyle ilk önce Cengiz Dağcı'nın romanlarıyla tanıdım. Aslen Kırım Türklerinden olan, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Londra'da yaşayan Cengiz Dağcı, Ata yurdunun nasıl kanlı, nasıl vahşî usûllerle bir sömürge toprağı haline getirildiğini bize önce ‘Korkunç Yıllar' ve ‘Yurdunu Kaybeden Adam' gibi romanlarıyla anlattı. Sonra hep yine Kırım üzerine yazdı. Cengiz Dağcı'nın ‘Onlar da İnsandı, O Topraklar Bizimdi, Üşüyen Sokak, Ölüm ve Korku Günleri, Badem Dalına Asılı Bebekler' gibi güzel romanları yıllardan beri içimde hıçkırıklar koparıyor.” (Bâkiler I/80)

C.6) Necip Fazıl Kısakürek

“Necip Fazıl Kısakürek bir beytinde diyor ki:

Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim,

Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim'.

“Necip Fazıl Türk şiirinin en büyük şâirlerinden biri. Ve Necip Fazıl Türk ırkının dehâları arasında! Ama onun yerdiği ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim gibi kelimeler, Türklüğümüze ve Türkçemize rağmen artık her gün binlerce defa kullanılan tilcikler' arasında.” (Bâkiler I/111)

C.7) Cemil Meriç

“Cemil Meriç, Cumhuriyet Devrimizin en büyük kalem üstadlarından biri. Kelimenin gerçek anlamıyla mükemmel bir üslûp sahibi. Doğu ve Batı edebiyatını ve kültürünü, insanı şaşırtacak derecede derinlemesine bilmesi onun özellikleri [husûsiyetleri] arasında. Ama en büyük özelliği [husûsiyeti], bildiklerini, öğrendiklerini bize çok kıvrak, çok renkli, çok büyüleyici bir Türkçe ile anlatmasıdır.

“Cemil Meriç güzel Türkçe'mizin büyük burçları arasında. Cemil Meriç'i okumayanlar zarardadırlar. Çünkü Cemil Meriç'i duya duya, doya doya okumak hem Türkçe'mizin güzellikleriyle doğrulmak, hem de bir fakülte diplomasıyla aydınlanmak demektir. […]

Cemil Meriç, ‘Bu Ülke' isimli eserinde, […]: ‘Kāmus, bir milletin hâfızası, yâni kendisi; heyecânıyla, hassâsiyetiyle, şuûruyla. Kāmusa uzanan el nâmusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız ihtilâli, tek mukaddese saygı gösetrmiş, kāmusa…' diyor.” (Bâkiler I/143)

“Nâmusumuza uzanan o eli” târife ne hâcet!

 

 

Cemil Meriç: “Hiçbir ülkenin eşine rastlamadığı bir vandalizm: Dil İnkılâbı”

 1_5

(http://www.teksaf.org/2017/12/01/cemil-meric-kimdir/; 18.4.2018)

Hakîkî bir Türk münevveri: Cemil Meriç merhûm (1916-1987)… Burada, babasına lâyık bir evlât olarak yetişen kızı Ümit Meriç'le… Çileli ömründe bir lâhza saâdet…

“…Batı'nın silâhlı saldırısını püskürtmüş, Batılılaşma sevdâsından kurtulamamıştık. Avrupa vazgeçmemişti avından. Aydınlar devrilen hisarlar karşısında sevinç çığlıkları atıyordu. Düşmanın teslim alamadığı tek kale almıştı: hâfıza, yâni dil. Bugünü düne bağlayan köprü uçurulmadıkça târihten kopamazdık… […]

“Müstağripler [Garpperestler], zaferin sarhoşluğuyla bedâhetlere meydan okurlar. Hiçbir ülkenin eşine rastlamadığı bir vandalizme inkılâp adı verilir: Dil İnkılâbı. […] Ona dil uzatmak, devlete karşı koymaktır. Aydının tek hürriyeti vardır: dili tahrîp. Mektepler nesillerin hâfızasını nesebi gayr-ı sahih “tilcik”lerle doldurur. Güdümlü basın bu yıkıcılığa alkış tutar. […] …Dudaklarında tılsımlı bir kelime: İnkılâp. Ve arkalarında Batı… […]

“Dil'de inkılâp olmaz. İhtiyar târih dünyânın hiçbir ülkesinde böyle bir çılgınlığa şâhit olmamıştır. […]

“Dil ki bir milletin değil, belki bütün medeniyetin ifâde vâsıtasıdır; herhangi bir fert veya topluluk, dünün, bugünün ve yarının bu ortak hazînesine el uzatmak salâhiyetini kimden ve nereden alıyor? […]

“Elbette ki her dil, yeni bir mefhûma, yeni bir karşılık bulmağa çalışacaktır. Çılgınlık, dilin öz malı olmuş lafızları, kökleri Arapça ve Farsça'dır diye kovmaya kalkışmak. Birincisi inşâ, ikincisi tahrîp. Cedlerimiz, buldukları yeni kelimeleri devlet zoruyla kabul ettirmediler. Her buluş bir teklîfti sâdece. Osmanlı'nın “tilcik” üretmeğe mêmur ulemâ-i rüsûmu yoktu. […]

“Genç hâfızalara yerleştirilen “tilcik”ler üredikçe üremiş, nesillerin zevk selâmetini bozmuş, onları târihlerinden ve mukaddeslerinden koparmıştır. Bu ülkenin aydınları yıllarca tek hürriyet tanımışlar: Dillerini tahrîp hürriyeti. Tefekkür yasaklanmış, irfâna sadâkat, vatan ihâneti sayılmıştır. Zekâları felce uğratan bir devrimdir bu. Zaman zaman halkçılık, milliyetçilik, ilericilik ve benzeri mefhûmların arkasına saklanmıştır. Bu çılgınlığı Solun cılız omuzlarına yüklemek yanlış. Suç hepimizin! Hepimizin, yâni minnacık çıkarları uğruna bir avuç mîrasyedinin karârlarına kafa tutmayan cebin ve iz'ânsız bir intelijansiyanın!”

(Cemil Meriç, Mağaradakiler, İstanbul: İletişim Yayınları, 1997, ss. 263-270.) 

 

C.8) Tarık Buğra

“Tarık Buğra, Cumhuriyet devrimizin hikâye, roman, tiyatro ve fıkra yazarları arasında önde gelen bir isim. […]

…Hep yaşayan, canlı, güzel bir Türkçe ile yazdı. Uydurma dile hiç tenezzül etmedi. […] ‘Öztürkçe Masalı' isimli yazısında […] diyor ki: […]

‘Öztürkçeciler, umdukları neticeyi alacak olurlarsa, bu da ilme karşı, medenîliğimize karşı, kısacası millete karşı kazanılmış haydut baskınlarına bir yenisinin daha eklenmesinden, barbarlıklar tarihine yeni bir sayfanın daha açılmasından başka bir mâna taşımayacaktır.'(Bâkiler II/194)

C.9) Mûnis Fâik Ozansoy

“Mûnis Fâik Ozansoy, Türk Dili'ni çok iyi bilen, onu nesirde ve şiirde mükemmel kullanan bir âileye mensup. Babası Fâik Ali Ozansoy, hem Edebiyat-ı Cedîde akımının, hem de Fecr-i Âtî şâirlerinin öncüleri arasında. Amcası Süleyman Nazîf ise, Türkçe'nin büyük üstatlarındandı. […]

“Mûnis Fâik Ozansoy, önce babasının ve amcasının Türkçe hassâsiyetiyle yetişmiş, sonra da yabancı diller öğrenmiş ama, Türkçe'den kat'iyyen kopmamış bir şâirimiz. Ozansoylar, Ziya Gökalp gibi, Cahit Sıtkı Tarancı gibi Diyarbakır toprağının yetiştirdiği Türkçe'mizin söz sultanlarındandırlar. […] …Hisar sanat ve edebiyat dergisinin kurucuları ve şâirleri arasında da yer aldı. Ben Mûnis Fâik Ozansoy'u Hisar Dergisi'nde tanıdım. Onu pek çok defa dinlemek ve okumak huzurunu yaşadım. Mûnis Fâik Ozansoy (günümüzden 50 yıl kadar önce kaleme alınmış) “Dilde Soysuzlaşma” adlı yazısında diyor ki: […]

‘…Öz dilimizi hakîr gören cereyan, evvelâ kelimelerde aşırı bir menşe tefrîki ile başlamıştı. Birkaç yıl önceye kadar devam eden bu hareketin neticesi ortadadır: Dilimiz kabîle dillerinin yavanlığına rücû etti. […]

‘Bence, kelimelerin doğuştan milliyeti yoktur; hepsinin müktesep, sonradan kazanılmış bir tâbiyeti olabilir. Bunu da ancak hakkedenler kazanır. Soyuma karışmış bir Çerkez nine ne ise, dilimin geçmişiyle haşir neşir olmuş ‘hayâl' kelimesi de öyledir…'(Bâkiler I/181-182)