Cumhurbaşkanı’nın liderliğinden herkese bir şey bulaşmalı…
Hiç kuşku yok, bizim gibi toplumlarda lider çok önemlidir.
Aslında liderliği siyasetle sınırlamazsak ekip çalışmasının yararını kavramış her toplumda lider önemlidir.
Zira üstlendiği sorumluluğu zekâ, bilgi, sezgi ve güven ile harmanlamasını ve ortaya çıkanı alacağı karar ve uygulamalara taşımasını bilen kişiler olmadan küçük büyük hiçbir projenin başarılı olma şansı yoktur.
Bu sebepten ötürü kastettiğimizin daha iyi anlaşılması için sözdeki ‘önemlidir' vurgusuna değil ‘bizim toplumda' kelimelerine yoğunlaşmak daha doğrudur.
Konu liderin önemli olması değil, ona addedilen önemin niteliğindedir çünkü.
Bu noktadan baktığımda bizim coğrafyada lider ile etrafını oluşturanlar arasında rahatsız edici (marazi) bir ilişki hissederim hep.
Öyle ya da böyle bizdeki ‘etraf' genellikle ‘bağlı' olması gereken liderine ‘bağımlı' olmaya meyillidir.
Oysa bütün biyo-psiko-sosyal aksaklıklarını kenara koyalım, çağrıştırdığı olumlulukların aksine ekibin üstleneceği görevler hususunda gizliden gizliye yükünü liderin omuzlarına yıkmaya başlandığının işaretidir bağımlılık.
Anlayacağınız bağımlılık kolaycılıktır. Hatta sorumsuzluğun ve görev almama hallerinin aslında şaibeli olan sevgi, saygı, vefa ve izzetle maskelenmiş kurnazlığıdır.
Liderin, her yere ulaşması gereken, her yanlışı görüp, gündeme getiren, her aksayan ilk müdahale eden, her işin yükünün altına giren kişi olduğu durumlar hep böyle çıkar ortaya.
Seveninin de sevmeyeninin de itiraz etmeyeceği bir gerçeği dillendirmek gerekirse Cumhurbaşkanı Erdoğan bu coğrafyanın son 100 yılda gördüğü en etkili liderlerden biridir.
Lakin iyi bir liderde olması gereken özellikler ona da aynı kaderi yaşatıyor. Her yerde olması, her işle ilgilenmesi, her yanlışa dair ilk konuşması gereken oluyor. Bu onun adına zor ve yorucu olsa da toplum adına ‘iyi ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan var' duasına dönüşüyor-ki bu da işin ironisi.
Kendi adıma konuşayım, Erdoğan olmasa çoğu zaman yazıp, söylediklerimizle her farklı söze ‘bunu nereden çıkarıyorsun' deyip saldırmaya meraklı olanların linçine uğrayacağımı düşünürüm.
Bir örnek vereyim.
FETÖ ile mücadele ve elemanlarının niteliği hakkında 15 Temmuz'dan sonra herkesin FETÖ avına çıktığı zamanlarda bir problem yoktu. Lakin üzerinden biraz zaman geçip, her şey geride kalmaya başladığında FETÖ'ye dair tehlikenin geçmediği ve nasıl potansiyel bir tehlike oldukları üzerine yazmalar adeta gereksiz bir hal alır oldu.
FETÖ'cülerle türlü şekilde kurdukları bağları olanlardan olayın vahametini kavrayamamışlara kadar bir yığın muhterem, yapılanlarla Fetullahçı Terör Örgütü'nün etkisinin kalmadığını dahi dillendirmeye başladılar.
Onlara Cizvit Papazlarının nasıl yüzlerce yıl bir karabulut gibi Hristiyan dünyasının üzerine çöktüğünü hatırlatmalarımız bir işe yaramadı.
Bu türden örgütlere kapılmış kişilerin nasıl bir beyin yıkama seanslarından geçtiklerini, nasıl bütün benliklerini yitirebildiklerini örneklememiz bir şey ifade etmedi.
Sonunda FETÖ gibi oluşumlarla mücadele konusunda bu denli sekter olmanın büyük bir zafiyet olduğuna kulak asılmaz bir hal zuhur etti.
Yeni Din Hareketleri ve Kültler konusunda bihaberler çünkü. Art niyetli değillerse, bu oluşumların beyin yıkama metotlarıyla tuzaklarına düşürdüklerinde nasıl bir şahsiyet deformasyonuna sebep olduklarını kestiremediklerinden hala boş konuşup duruyor olabilirler.
Epeydir de yalanı, takiyeyi, sahteliği taktik olarak benimsemiş bir örgütün itirafçılarına itibar edilmemesi gerektiğine, itirafçı olanların tekrar mesleğe geri döndürülmesinin memleket için intihar olacağını yazmalara aldırış etmiyorlar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkıp, bu konuda da fikrini söylemese muhteremlerde yine ses çıkmayacak.
İtirafçı olarak ortaya çıkanların arasında çok iyi tanıdıkları olduğunu belirten Cumhurbaşkanı ‘İtirafçı namıyla ortaya çıkıyorlar. Fakat bunlar doğru konuşmuyor. Bakın bunu açık söylüyorum. İtirafçı diyerek ortaya çıkarken bunlar, gayet iyi aldatmacayı oynuyorlar. En tehlikeli olan da bu.'
Şimdi ortalığın FETÖ'den temizlenip, güllük gülistanlık olduğu algısını yaratmaya çabalayanlara ne demeli?
Öyle ya Cumhurbaşkanı da nicedir bizim dediğimizin aynısını söyledi ‘İtirafçı diye ortaya çıkanlar iyi aldatmacayı oynuyorlar…'
Hayatı lideri kadar kendi özgün düşünce ve duygularıyla görüp, okuyamayan ‘etraf' yetişip, çoğalmadığı sürece liderliğin yükü hep ağır olacaktır.
O yüzden hem liderin yükünü hafifletmek hem de oynanan oyunlara bir bütün halinde gelmemek için bağımlılığın kör ve edilgen hallerinden uzak, liderin özelliklerinden öğrenebilen ve kendinde harmanlayabilen ‘doğru' insanların artması gerekiyor.
Toplumun lider ile olan ilişkisini sağlıklı kılmak için hep değindiğimiz ‘ehliyet, liyakat' esaslarına göre şekillenmiş kadroculuk anlayışından başlamak isabet olacaktır.