Çelebi Mehmed yahut Osmanlı Devleti'ni yeniden kuran aklı İbn Haldun'la anlamak
-----
2023-01-03 00:00:00
<p>Çelebi
Mehmet (1413-1421) Fetret Devri sonrası Osmanlı tahtına oturduğunda elinde I.
Murat devri şartlarına dönmüş bir devlet vardı. Devletin yeni bir asabiyye ile
yeniden onarılması gerekiyordu. Bu noktada İbn Haldun’un ifade ettiği üzere “<i style="text-indent: 35.4pt;">Yurtta onun
kuvvetinden üstün diğer bir kuvvet bulunmaz. Hükümdarlığın manası işte budur.
Sınırları koruma, vergiler toplama ve delegeler gönderme gibi devletlere mahsus
olan görevleri yapabilecek asabiyyeti, yani kendisine arka olan kuvvet ve
kudreti olmayan kimse tam manasıyla hükümdar değildir” </i>yaklaşımı<i> </i>dâhilinde
yeniden tam<i> </i>bir hükümdar (mülk-i tam)
olmanın hareketlerine girişilmesi gerekiyordu. Bu bakımdan Çelebi Mehmet,
Osmanlı Devletini bir idare altında toplamağa muvaffak olduğu zaman bu devlet
çoğu Anadolu’da olmak üzere Ankara muharebesinden sonra epey toprak kaybına
uğramıştı. Rumeli’de de bir kısım arazi Bizans’a terk edilmişti.
Candaroğulları, Saruhan Aydın, Menteşe, Hamideli, Germiyan ve Karamamlı
toprakları eski sahiplerine geri verilmişti.(İ. Hakkı
Uzunçarşılı, <i>Osmanlı Tarihi</i>, c.2,
Ankara, 1988, s. 347.) Asabiyye
sarsılmış, mülk parçalanmış, sebep asabiyesi dağılma tehlikesine maruz kalmış;
Osmanlılar kuvvetinin üstünde ya da dengi kuvvetler bulunan bir hal oluşmuştu.
Beylikler yeniden canlanmış ve neseb asabiyesi ortamına geri dönülmüştü. Bu
bakımdan Çelebi Mehmet içeride ve dışarıda asabiyyesini yeniden kurmak,
tağallüb eyleyerek mülkü yeninden tesis etmek durumunda idi. Devleti İstanbul’u
fethedecek sürece yeniden sokacak olan da işte bu toparlanma ile başlayan yeni
süreç olacaktı. Bu cümleden olarak Çelebi Mehmet Samsun, Niksar, Tokat ve Sivas
taraflarında Kara Devletşah, Kubadoğlu, İnal oğlu, Gözleroğlu, Köpekoğlu,
Savcıoğlu ve Mezid Bey gibi yerli Türkmen beyleriyle çarpışarak bunları itaat
altına almış veya katletmiştir. Akabinde Çelebi Mehmet kısa sürede Saruhan
beyliğini tamamen, Aydınoğlu ve menteşe beyliklerini de hâkimiyeti altına
almıştı. Bu cümleden İzmir’i zabpt edip Aydınoğulları Beyliği ve
Karamanoğlulları, Candaroğulları seferleri ile bu yapıları asabiyesine yeniden
bağlamıştır. Bunun yanında Mustafa Çelebi konusunda Bizans ile diplomasi
yoluyla gerçekleştirdiği hamle ile kendi asabiyesine karşı tehdit teşkil eden
diğer bir meseleyi de savuşturmuştur.( Uzunçaşılı, <i>Osmanlı Tarihi</i>, c.2, s. 348, 350, 352,
356,) Çelebi Mehmet yüksek hâkimiyetini kılıç ve diplomasi
yoluyla çevreye yeniden kabul ettirmek suretiyle devletin yapısını yeniden
üstün kuvvet haline getirmiştir. Tüm bunlar olurken elçi teatisinin de
gerçekleştiği görülür. Edirne’de hükümdar olduğunda Raguza (Dubrovnik)
Cumhuriyeti, Sırp Despotu, Eflak prensi, Yanya dukası, Lekademonya despotu,
Ahaiyya depotu, Venedik ve Ceneviz’den elçiler gelerek dostluk ve ticaret
muahedelerini yenilediler. Memleketi dâhilindeki işleri tanzim ve tensik ile
bozulmuş olan teşkilatı ıslah ve tadil mecburiyetinde olan Osmanlı hükümdarı,
devletin İslam ve Hıristiyan devletleriyle sulh ve sükûn içinde yaşamasını umde
ittihaz etmiştir. Gelen elçilere kendisinin sulh taraftarı olduğunu söyleyerek
muahedeler yapmıştır. Yine Karaman seferine çıkamadan önce Karamanlılar’ın
hamisi kabul edilen Memlûk sultanına pahalı hediyeler ile bir elçi göndermişti.
Tüm bunlarla içerideki harekâtını gerçekleştirirken dışarıdan bir tehdit
oluşmaması ve sınırların güvenli kalmasına gayret ediyordu.(Uzunçaşılı,
<i>Osmanlı Tarihi</i>, c.2, s. 348-349;
Halil İnalcık, Mehmet I, c. 28, D.İ.A., Ankara, 2003, s.392.) Çelebi Mehmet, İbn Haldun’un bahsettiği diplomatik
tanınma ve diplomasi kullanma prensibini devleti yeniden tamir ve tadil ederken
kullanmıştır. İç asabiyyeyi yeniden güçlendirme ve asabiyyesini çevreye kabul
ettirme zaruretinde olan padişah dışarıda barışçı bir politika ile stratejisini
uygulamıştır. Bu yolla dâhili ve harici sınırların korunmasına dair İbn Haldun
prensibi de gerçekleştirilmiş oluyordu. İçeride güç kullanımı dışarı da ise
diplomasi ile dengeyi kurarak devleti yeniden inşa etmiştir. Bunun yanında
Çelebi Mehmed 1419’da Eflak’ta iç çekişmeler nedeniyle çıktığı bir seferde
Eflak prensi Mircea aman dilemiş ve üç yıllık vergisini verdiği gibi oğlunu da
rehin olarak göndermiştir.( İ. Hakkı Uzunçarşılı, Mehmet I,
c.7, M.İ.A., İstanbul, 1988, s. 501.)
“<i>I. Mehmet saltanatı boyunca en temel
mesele Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Balkanlar’da hâkim bir güç olarak yeniden
ortaya çıkması idi. Osmanlılar bu süreçte her iki bölgede de en büyük askeri
güç olmaya devam edip bölgedeki hanedanlar üzerinde meşruiyet kaynağı olan
emperyal geleneği tesis edebildi. Bunlar kadar önemli bir husus da Osmanlı
askeri grupları sipahiler, yaya, müsellem, kapıkulları ve köylülerin kendi
statülerinin ve toprak hukukunun, meşruiyet ve kabulünün Osmanlı merkezi
hükümetinin varlığına ve işlerliğine dayalı olduğunu bilmeleriydi. Osmanlı
tahrir ve timar sistemi bu dönemde geliştirilmiş ve yaygın olarak
kullanılmıştır.(</i>İnalcık, Mehmet I, c.28, s. 393.<i style="text-indent: 35.4pt;">)</i>” İşte bütün bu gelişmeleri sağlayan mekanizma ve
meşruiyeti sağlayan süreç İbn Haldun’un ortaya koyduğu devlet sisteminin ve
devlet olma şartlarının Çelebi Mehmet tarafından doğru olarak uygulanması ve
işletilmesi sayesindedir. O emperyal/cihanşümul geleneğin ne olduğunu anlamak
İbn Haldun’u anlamakla yahut onun nazari çerçevesindeki hususlara bakarak
olaylar arasındaki alaka ve bütünlüğü görebilmekle mümkündür. İnalcık hocanın
da tespit ettiği üzere merkezi devlet mekanizması korunarak, topraklar tımar usulüyle
Osmanlı’da kendini ortaya koyan sistemin gelişmesi ile kullanılmaya devam
edilmiş, devlet sarsılan asabiyyesini tekrar çevreye kabul ettirmiş, elçiler ve
diplomasi bunun önemli bir ayağını oluşturmuş bu sayede sınırlar korunarak
ekonomik hâkimiyetin devamı da sağlanmıştır.
Böylece Osmanlı Devleti’nin yaşadığı fetret erken bir çöküşe dönüşmeden
Fatih devrinde zirvesine ulaşacak umman kurulmaya devam edilebilmiştir. Bu
bakımdan İbn Haldun ve Osmanlılar meselesine yandan ve çekingen bakmayı bırakıp
kaynakların verdiği malumatı, değerli tarihçilerimizin ortaya koyduğu bilgileri
onun nazari çerçevesindeki kavramlarla değerlendirip süreci anlayıp açıklamaya
çalışma gayretini anlamaya çalışmak daha doğru ve akılcıdır. İbn Haldun pişmiş
ata katılmış bir su değildir; olan biteni izah etmemizi sağlayan bir arka plan
rehberidir.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:14.2pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:35.4pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:35.4pt;line-height:
150%"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:14.2pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:35.4pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:35.4pt;line-height:
150%"><b>Not:
</b><b>Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm Yiğit iken
ölenlere gök ekini biçmiş gibi derken Yunus Emre kaybettiğimiz nice yiğitten de
söz açar. Ruhun şad olsun gardaş, kanıyla abdest alıp evvel giden ahbaba selam
olsun…<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:14.2pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:35.4pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:35.4pt;line-height:
150%"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:14.2pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:35.4pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:35.4pt;line-height:
150%"><b>Yeni yıl sağlık, bereket, huzur ve umut getirsin. Hayırlar
feth şerler def’ olsun…<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:14.2pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:35.4pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:35.4pt;line-height:
150%"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:14.2pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:35.4pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:35.4pt;line-height:
150%">Vesselam <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:14.2pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:1.0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"> </p>
<p class="MsoNormal"> </p>