Cami ve çocuk

-----

Bir Sultanahmet, bir Selimiye kadar olamasa da her cami, kapısından girildiğinde yüksek kubbesi ve geniş alanıyla hızla içine çeker, gönlü kıbleye raptolmuş müdavimlerini. Hele hele o gönüller günahsız ve masum çocuklara aitse, bir an tereddüt bile etmeden karşılık verirler bu davete, heyecanla koşarak ve gülücükler saçarak. Ah bizde camide aynı coşkuyu, aynı heyecanı hissedebilsek ve ibadetimizle ruhumuzu koşturabilsek Allah'ımızın huzuruna… Sorgusuz bir teslimiyetle Allah'ımızın her emrine, her buyruğuna… Neşe ile kul olabilsek.

Camide gülücükler saçarak koşan çocukların görüntüsü her Müslüman için neşe kaynağıdır elbette.

 Ancak şu çocukların camiden kovulma meselesi yok mu?!..

Tabii ki konu çocuk olunca hassas olan, ses çıkaran olanca insana rağmen, bu mesele henüz çözülememiş, ancak her defasında tekrar aynı eseri seslendiren bir koro gibi benzer ritimlerin yükselip yükselip dindiği sonuçsuz bir gürültüden farksız durumdadır. Kopan fırtına ve gürültülerin ardından fatura her zaman anlayışsız dedelere kesilir. Hemen hemen herkes, camideki çocuklara tahammülü olmayan dede/amcalara söylemediğini bırakmaz, belki böylece biraz rahatlamış hisseder. Konu kapanır. Çözüm ise üretilmez. Belki ancak “dedeleri camiden atalım diyenler” olmuş olabilir…

Peki, yani gerçekten tek problem camilerde çocukların koşuşmasına, gülüşmesine tahammül edemeyen birkaç amca/dedenin midir?

Ben öyle görmüyorum.

Öncelikle anlamamız gereken konu, çocuklara karşı anlayış gösterememe sadece camilerde ve dedelerde olan bir sorun değil, toplumsal bir eksikliğimiz oluşudur.

Şahit olduğum olaylardan:

  • “Çocuklar apartmanların betonarme bahçesinde oynarlarken açılan bir pencereden kükreyen amca, komşu apartmandan gelen çocukları apartman kapısına zarar vermekle suçlar ve kendi apartmanlarının bahçesinde oynamalarını söyler. Terbiyeli çocuklar oynamak için hemen bitişikteki kendi apartmanlarının bahçesine geçerler. Bu arada kovuldukları apartmanda ki diğer arkadaşlarını da davet ederler. Hep beraber tam yeni bir oyun kurmuşlarken, bu sefer o apartmandaki bir kadın, komşu apartmandaki çocukları, kendi bahçelerinde oynamaları için gönderir. Böylece kentin soğuk atmosferinde, sıcak arkadaşlıklar kurmayı başarmış olan bir grup çocuğun birliktelikleri sona erer. Birbirinden ayrılmak zorunda(!) kalmış olan iki ayrı çocuk grubu oyun kuramayarak bahçeden de vazgeçer ve muhtemelen evlerine tabletlerinin başına giderler.”
  • Camide namaz kılarken önünden geçen bir çocuktan rahatsız olan kişiyi laflarıyla linç eden pek çok insan, maç izlerken yahut dizi bakarken televizyonun önünden geçen bir çocuğa söylemediğini bırakmazlar.
  • Çocuğu parka getirme inceliğinde bulunan pek çok ebeveyn bile, en fazla yarım saat sonra çocuğun biraz daha oynamak istemesine tahammül edemeden “haydi” diye diye, ev yoluna adeta sürükleyerek götürüler çocuklarını.
  • Evde bile akşama kadar babasını/annesini bekleyen pek çok çocuk, bir t.v. dizisine harcanan zaman kadar ilgi görüyor mudur acaba?
  • Ben özellikle anne çalışsa bile, 2-3 yaşındaki çocukların haftalar, aylar süren ağlamalarına rağmen, daha nasıl kreşlere bırakılabildiklerine hayret ediyorum. Bir anne asla çalışmak zorunda değildir. Dünyada ki hiçbir iş kendi çocuğundan daha önemli olamaz.

 

Haftaya konumuzu cami odaklı olarak işlemeye devam edeceğiz.