Bu insanlar ne olacak?

-----

Neredeyse her yerdeler artık.

Nicedir durduğunuz trafik lambasında anında aracınızın camına yapışan çocukların hemen hemen hepsi Suriyeli.

Kendinizce oturduğunuz bir kahvede, mahzun yüzüyle, boş avucunu size uzatan kadınların da.

En işlek caddelerde ayaklara dolanırcasına kucaklarında çocuklarla bir kenara kıvrılmış size yalvaranların da.

Ya da çöplerinizi karıştırırken anlamadığınız sözcüklerle bir şeyler mırıldananların da.

Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü'ne göre ülkelerindeki savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınan Suriyelilerin sayısı 2,2 milyonu buldu.

Hem Suriye'de süren dramın bir an önce son bulması hem de Türkiye'nin üstelendiği yükün ağırlığını vurgulamak adına Türkiye, her bulduğu platformda bu durumu dile getiriyor.

Bugün rica minnet utanma pazarına gelen Avrupa'nın ya da Kanada'nın Suriyeli mülteci kabul etmesi kuşkusuz Türkiye'nin meseleyi ısrarla dikkate çekmelerinin sonucu.

Lakin Suriye krizi başladığında tahmin edilmeyen bu rakamlar, meselenin daha planlı, programlı ve uzun soluklu projeler gerektirdiği gerçeğini gözden kaçıramıyor artık.

Suriye'den olası göçecek insanların kalacakları kamplar ve çadır kentler sınıra yakın bölgelerde kurulurken hazırlananların gelecek olanlara yeteceği düşünülüyordu başlangıçta.

Fakat düşünüldüğü gibi olmadı. Bugün çadır kentlerde yaşayanların sayısı neredeyse ülkeye giriş yapan insanların onda birini barındıracak düzeyde kaldı.

Sadece İstanbul'da yaşayan mülteci sayısının kamplarda yaşayanların sayısından daha fazla olduğu bir gerçek artık.

Öte yandan Suriye'deki savaşın ne zaman sona ereceği konusunda henüz kimsenin net bir şey söyleyebilmesi de zor. İşin içine fiili olarak Rusya'nın da girmesi bunu daha da belirsizleştirmiş durumda.

O yüzden ne gelenlerin kaçta kaçının geri döneceğini bilmek ne de mülteci sayısının nerelere tırmanacağı tahmin etmek bu aşamada kolay değil.

Hiç kuşku yok ki insanların zorba yöneticiler yüzünden evlerinden yurtlarından, sevdiklerinden olmaları kolay değil.

Mültecilik, kendi başına bir keder zaten... Evrenin boşluğuna sahipsiz, kimliksiz savrulup, bir göktaşı misali uzayın sonsuzluğunda dolanmak kadar hem de.

O yüzden Türkiye'nin bütün dünyanın gözü önünde cereyan eden bir trajedide insanlara kapılarını açması vicdan ve adalet duygusu olan herkesi gururlandıracak bir adım.

Fakat Türkiye, ancak kabul ettiği 2 milyon küsur insanın sadece küsuruna düzenli ve kontrollü mekânlar sağlayabiliyor (Kasım 2015 itibariyle 274 bin Suriyeli, 15 bin 500 Iraklı) . Geri kalan 2 milyon ise deyim yerindeyse ülke içine salınmış durumda. Bu başıboş dağılmanın belli bir program ve kontrol dâhilinde olmaması önemli toplumsal sorunlar yaratacak bir tehlikeyi de içinde barındırıyor maalesef.

Eğri oturup konuşmak gerekirse, Türkiye kapısını açtıktan sonra 2 milyon küsur Suriyelilerin topluma uyum sağlamasının da onların vakti zamanı geldiğinde problemsiz ülkelerine dönmelerinden de ilk elden sorumlusu konumunda artık.

Aksi halde yaşanacak her türlü olumsuzluk direkt olarak kendi sosyal hayatının ahengini etkileyeceği için kaybeden yine kendisi olacak çünkü.

Bugün Kamp dışındaki Suriyelilere bulundukları illerde ücretsiz tedavi ve ilaç yardım yapılıyor olsa da yaşadıkları koşullar herkesin gözleri önünde. Sokaklarda dilenenlerin, ufak tefek bir şeyler satmaya çabalayanların dışında iş bulanların koşul ve ücretleri memnun edici değil.

Yaşanılan mekânlar, evler de öyle. Yokluktan çoklu halde yaşamak zorunda kalan insanlar birçok temel ihtiyaçtan yoksun ortamlarda kalıyorlar.

Art niyetli insanların tuzaklarına kolayca düşebilecek durumda olmaları daha büyük sosyal probleme neden olabilir.

Esad rejimi yüzünden ağır bir bedel ödemek zorunda kalan bu insanların, yaşadıkları trajediye şahit olan dünyaya bedel ödetmesi bu.

Haksız da değiller.

Türkiye'nin o bedelin boyutunu ve etkisini azaltacak sürdürülebilir projelere ciddiyetle ve özenle girişmesi önemli…

BAKİ MURAT KİMDİR?

[email protected] / @bakimurat

1962 Erzurum Hınıs'ta doğdu. İlkokulu Erzincan Ziya Gökalp İlkokulu'nda başlayıp Bursa Karacabey 14 Eylül İlkokulu'nda, ortaokulu Karacabey Lisesi orta kısmında, liseyi ise Karacabey Lisesi ve İzmir Buca Lisesi'nde tamamladı. 1985 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden mezun oldu.

Çeşitli firmalarda Ziraat Mühendisi olarak çalıştıktan sonra 1992 yılında Avustralya'ya gitti. Çeşitli dil okullarında okuduktan sonra Viktorya Eyaleti Tarım Bakanlığı'nda 13 yıl boyunca Araştırmacı/Uzman olarak çalıştı ve tarım alanında yürütülen birçok projede yer aldı. 2004 yılında Eyalet Bakanlığının bursuyla Melbourne Üniversitesi'nde Tarımsal İşletmecilik dalında Yüksek Lisansını tamamladı. 2007 ortalarında Türkiye'de Tarımsal Danışmanlık alanında hizmet veren bir şirkete Yönetici oldu. 2010-13 yılları arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın çeşitli Bakanlıklarla sürdürdüğü projelere Danışmanlık yaptı. Mühendislik dışında uzun yıllardır Köşe Yazarlığı ve Karikatür Sanatçılığı yapıyor, sinema ile ilgileniyor.

Köşe Yazarı olarak Turkish Report & Australian News (Avustralya'nın tek ücretli Türkçe gazetesi, Onuncu Kıta), Toplumsal Kaynak (Aylık Politika ve Edebiyat Dergisi), Yazı Değirmenleri (Aylık Online Edebiyat Dergisi), Yeni Perspektif (Online Politika, Kültür, Edebiyat Dergisi), izmirizmir.net (Online Politika, Kültür, Edebiyat Gazetesi) dergi ve gazetelerde politika, kültür, sanat, deneme üzerine düzenli yazılar yazdı. Ayrıca Yorum, Taraf ve Günlük Gerçek Gazetesi gibi gazetelerde yazıları yayınlandı.

Karikatür Sanatçısı olarak Uzun Yürüyüş (Aylık Siyasi Dergi), Toplumsal Kaynak(Aylık siyaset ve Edebiyat Dergisi) ve Yorum (Haftalık Gazete) isimli dergi ve gazetelerde karikatürler çizdi. A touch to real (Melbourne-Avustralya), Human Human (Melbourne-Avustralya), Nazım hikmet (Melbourne-Avustralya), You & Us(Melbourne-Avustralya), Dünyanın Çizgisi (İzmir-Türkiye), Dünyanın Bütün Çizerleri Birleşin (Türkiye), RocKarikatür (Foça-Türkiye) ve Rastgele Çizimler(Melbourne-Avustralya) isimleriyle kişisel karikatür sergileri açtı. Birçok çalışması Avustralya ve Türkiye'de açılan karma sergilerde, ulusal ve uluslararası karikatür yarışmaları sergilerinde ve kataloglarında yer aldı. 

Yönetmen ve Senarist olarak Break Up (Avustralya, 2005), Benim Günahkâr Elim(Türkiye, 2009, Dijital Film Akademisi En İyi Senaryo Ödülü – En İyi 2. Film Ödülü) veBana bir Hayat Ver (Türkiye, 2015, T.C. Turizm ve Kültür Bakanlığı Yapım Desteği) isimli filmleri yazıp, yönetti. Sinema Yönetmenliği alanında Avustralya'da bir de kurs tamamlayan Baki Murat'ın bitmiş veya bitme aşamasında olan uzun ve kısa film senaryoları bulunmaktadır. Bu yılın Mayıs ayından bu yana Yeni Söz Gazetesi'nde haftada üç gün köşe yazılarına devam etmektedir.