Bu gök-kafeslerin yapıcılarına hakkımı helal etmiyorum…

-----

 Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, hafta sonu Süleymaniye Camii'ndeki Mimar Sinan'ı anma programında yaptığı konuşma önemliydi.

Başta İstanbul olmak üzere ülkenin dört bir yanında 20-30 yıl sonrasındaki bir başka kentsel dönüşümüne konu olacak bir ucubeliğe dair edilen her kelam, bu çirkin vahşilikten muzdarip yüreğime su serpse de itiraf edeyim ki gelecek adına beni umutlu kılmıyor artık.

Sebebi hikmeti ortada bu umutsuzluğumun...

Feyezan bir ucubeliğin bizi gark ettiği psikolojiyi hem kendi hem de onun hislerini paylaşanlar adına dağıtabilecek bir mevkide bulunan bir Başbakan dahi çıldırmış bir sahip olma hırsı karşısında ‘çaresiz' konuma düşebiliyorsa eğer ben gibi bir fakire de ‘umutsuzluk' düşer elbet de.

Öyle olmasa, ne ve nasıl olur da bu ucubelikten muzdarip Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve kendilerine talimatlar verilen Bakanların gözleri önünde zevklerimizi, beğenilerimizi, cümle nefaset duyularımızı alt üst eden garabet yapılaşma, azgın bir çakal sürüsü gibi her geçen gün üzerimize bu denli abanabilir?

Gerçekten ne oluyor bu çirkin yapılaşma karşısında tarumar edilmiş duygulara sahipliğini, ilk kez dillendirmediğini bildiğimiz bir Başbakan'ın ‘Bütün bakanlarımıza en açık ve net talimatımız, bundan sonra bu şehre hançer gibi saplanan hiçbir eser yapılmayacak' sözleri havada kalıyor?

İşte benim anlamadığım husus tam olarak bu.

Evet, nasıl oluyor da bütün yetkilere rağmen birileri diledikleri gibi at oynatıp, bu çirkinlikleri bir karabasan gibi hayatımızın orta yerine dikip durabiliyor?

Gelin de böylesi bir gudubetliğin ortasında bir de ‘Medeniyetimizin Mimarı, Sinan'ı Anlamak' programının ironisinde kaybolup gitmeyin.

Soğuk, biçimsiz, alımsız ve ruhlarımızı soluksuz bırakan bu ucubelikleri kaderimizmiş gibi hayatlarımıza sokanların da onlara izin verenlerin de, o yapıları sözde kontrol edenlerin de Mimar Sinan'ı bir tırnak ucu kadar dahi anlamadığı ortada çünkü.

Mimar Sinan'dan ders alınmış ve onun Yaradan aşkı, mesleki sevdası, sanatsal kaygısı, keşfetme arzusu, estetik anlayışı yürekten hissedilmiş olunsa, bu denli pervasızca İstanbul gibi aziz bir şehre ve onun doğasına, dokusuna, tarihine uymayan eserler yapılıp şirk koşulabilinir mi?

Her biri bin bir renkli, şatafatlı, albenili reklamlarla sunulan, gerçekte insanları birer sıçan misali tutsaklaştırıp, ruhsuzlaştıran yapılaşmanın hangisi bir Süleymaniye'nin eline su dökebilir cinsten? Ya da bütün bu çirkinliğin yapıcılarını, yüklenicilerini toplasanız bir Sinan'ın ne kadarı eder?

Bu karakter, nitelik, estetik ve meserret yoksunu yapıların hangi biri bırakın Süleymaniye'nin 458 yıllık ihtişamına ulaşabilmeyi bundan 30 yıl sonrasının bir başka yapısal keşmekeşinde moloz olmaktan kurtarabilir kendisini?

Evet, Başbakan haklı, her çağın vereceği bir hesap var.

İçinde yaşamaya mahkûm ettikleri insanlara gerçekte 1 metrekarelik bir yeşil alan dahi düşmeyen sahte cennetleri albenili yalanlarla pazarlayan bedbahtlığın da vereceği bir hesap var.

Kadim bir coğrafyaya nice değer biçilmez evleri, konakları, sarayları, camileri, kervansarayları, imaretleri, farklı inanç hanelerini, çeşmeleri, sokakları, bahçeleri kazandırmış Mimar Sinan gibi ustaların kemiklerini sızlatırcasına bu ülkenin değerlerini, doğasını, topraklarını kahrolası bir sahiplenme hırsına kurban eden zavallılığın da…

Ne New York'a, ne Sydney'e, ne Venedik'e ne Berlin'e reva görülmeyen tek dişi kalası modernitenin en barbar ve vahşi halleriyle İstanbul'un ve dört bir yanıyla memleketin üzerine çullanan yaşam tecavüzcüsü mühendislerin, müteahhitlerin, mimarların ve bin bir hesapla onların önünü açan ahlaksızlığın da…

Başbakan'ın deyişiyle devlet ahlakını en üst düzeye, siyaseti en kapsamlı alana, mimariyi de doğayla, şehirle buluşan en estetik çerçeveye, tefekkür dünyasını dünyaya ufuk saçacak en kapsamlı açılımlara, sanatı insanlığın bütününe, bütün gözlere hitap eden en deruni karaktere ulaştırmayı askıya alan herkesin de vereceği ağır bir hesap var.

Sorulmadığında şehirlerimizi, değerlerimizi, doğamızı pervasızca talan edenlerin ve edilmesine göz yumanların suçuna ve günahına ortak olmaktan ve ödenmemiş haklarla öteye gitmekten kimsenin kimseyi kurtaramayacağı cinsten hesaplar hem de.

‘Helallik' isteneceklere duyurulur.