Bu dilin düşmana değil ama dosta bir faydasının olmadığı kesin...

-----

Alman Federal Meclisi'nde, 1915 olaylarına ilişkin yaşananları soykırım olarak tanımlayan karar tasarısı oy çokluğuyla kabul edildi.

Normaldir. Yeri geldiğinde ‘Ebedi dostluklar yoktur, ebedi menfaatler vardır' diye övünen bir dünyanın orta yerinde her şeyin olacağına hazırlıklı olmak gerekir.

Lakin Türkiye henüz hazır olmamalı ki Almanya'nın iktidardaki koalisyon ortakları ile muhalefetteki Yeşiller Partisi ve Sol Parti'nin desteklediği tasarının ardından dakikasında şükür unutuldu diye sevindiğimiz zamanlara geri dönüverdik.

Almanların teşvik ve yönlendirmelerinin göz ardı edilemeyeceği tarihi bir sorunu iyileşemez bir felakete dönüştüren İttihatçıların aptallığına düşüp, her şeyiyle politik olduğu ayan beyan bir kararın o kısmına yoğunlaşmak yerine klasik dil tekerlemelerine takıldık yeniden.

Siyasilerden, gazetelere, iş dünyasından, spor camiasına ‘Ben her türlü sorunu kendim büyütür, başıma bela ederim' biçareliğiyle klasik söylemlere sarılıp en basitinden ‘Ermeni meselesi' ile ‘Ermeni olmak' arasındaki farkı göremediğimiz için yeniden geride bir avuç kalan Ermeni vatandaşlarımızı yaralayan arızalı bir dilden medet umduk.

Bir kez daha kötü, şer, hainimsi her duruma ‘Ermeni' vurgusuyla başlamanın meseleyi bütün bir halka atfetmek anlamına geldiğinin yanlışını ve haksızlığını gözden kaçırdık.

Birçok gazete, yayına başladığından beri bırakın mesleki etiği, en sıradan insani değerleri dahi yerlerde süründüren Sözcü türü gazetelerin ayarında manşetlerle çıktı.

Yeni Söz ‘Bunların hepsi kripto Ermeni' başlığını attı kararı duyurduğu haberine.

Gerçeği yansıtmayan bir gelişmeye dair haklı tepkisini gösterirken ‘siyasetçi, akademisyen ve gazeteci kılıklı bu kimselerin Türk görünümlü Ermeniler' olduğunun ortaya çıktığını yazdı.

Oysa Alman Birliği'nin mimarı olan Otto von Bismarck'ın ‘Almanya, Türkiye'de sadece ekonomik menfaatlere sahiptir, politik menfaatlere değil' sözünün altından çok sular geçse de ekonomik menfaatlerin üzerine nicedir politik menfaatlerin de eklendiğinin en son örneğiydi alınan karar.

O vakit önemli ekonomik ve demokratik değişimler yaşayan güçlü, kendine güvenen ve yaşadıklarını enine boyuna doğrulara oturtarak değerlendirebilen lider bir ülkenin dili bu kadar eski olmamalıydı.

***

Meselelerimizi tam olarak anlatamamaktan ya da sürekli bam teline basılan bir insanın kontrolsüz tepkilerini vermemizin altında kuşkusuz hemen kuşandığımız yaralayıcı dilin etkisi çok büyük.

Gönüllerimizi nicedir malûl koyan bir felaket konusunda kuşandığımız yıkıcı, itici ve ötekileştirici dil,  kendimize güvensizliğin telaşıyla her nüksedişinde, bir karabulut gibi üzerimize çöküyor ve derdimizi daha geniş kesimlere ulaştırmanın önünde koca bir engele dönüşüyor. 

Oldum olası ani değişimler ve tamamıyla karşıtına dönüşebilen haller ziyadesiyle etkilemiştir beni.

Öylesi anlarda, kendini yaşadığı ülkenin eşit ve özgür bir vatandaşı olduğuna inandırmaya çalışan ve bunun için hâkim olan etnik kimliklerden çok daha fazla uğraşması gerektiğine inanan insanların yerine koyarım kendimi.

Mesela vekil olmasından dolayı onur duyulası Ermeni asıllı bir ailenin oğlu olan Sevgili Markar Esayan'ın yerine.

Bu her fırsatta nükseden yaralayıcı ve hürmetsiz dilin onu ne kadar kırıp, üzdüğünü düşündüm.

 ‘‘Lakin bu yerleşmiş dilin ne kadar incitici olduğunun farkına varılmış değil henüz. Haber kanalları koro halinde ‘Ermeni iddiaları, Ermeni katliamları' türünden birçok nitelemede bulunuyor. Kimse Türkleri, Kürtleri soykırımcı ilan edemeyeceği gibi, bu girişimler de bir millete (Ermenilerin tamamına) atfedilemez'' demesini okuduktan sonra ise sadece hüzünlendim, üzüldüm.

Yazık değil mi?

Birilerinin bizi bu kadar kolay provoke edebilmelerin zararının gerçekten kime olduğunu göremeyecek kadar umutsuz mu durumumuz?

Ya iyiyi kötüden ayırmadan herkesi aynı kefeye koyacak şekilde kolayca ayartılmanın faydasının olmadığını?

1915'te yaşanan ve ‘keşke olmasaydı' diyeceğimiz büyük ve kederli bir acının bir soykırım olarak nitelendirilmesinin tarihçilerin bulup, ortaya çıkarmasına ihtiyaç duyulmayacak kadar aşikâr ipuçlarını hayat sunuyorken üstelik.

Ya da böylesi durumlarda bir halkı topyekûn incitecek keskin ve hoyrat dile sarılmak yerine ‘her şerde bir hayır var' desturundan hareketle, hem Almanların Ermeni tehciri sırasında oynadığı rollerin hem de 100 yıl önce yaşanmış bir acıyı bugün gündeme getirmelerinin ardındaki çirkin politikanın ipliğini pazara çıkarmak dururken.

***

Bilen biliyor ki yüz yıl önce Ermeni halkını dert edinir görünenlerin maksadı, onları kullanarak Osmanlı'nın nüfuz alanını daraltmak ve uydu devletler meydana getirerek onu parçalamaktı. Almanya kendi çıkarları için Türkiye'nin yanında dururken bile bunu biliyordu ve Tehcirin gündeme gelmesini de kendisi sağladı.

Parlamentolarından çıkardıkları kararda da kabul ettikleri gibi bu gerçeği dönemin Batılı devletleri ve Amerikan basını alenî dillendirmiş ve Ermeni tehcirini Alman genelkurmayının tavsiye ettiğini ve yönettiğini bolca yazmıştı.

Hatta askerî güvenlik nedeniyle çıkarılan sürgün kararının uygulanmasına, birçok yerde Alman konsolosları ve subaylarının yönetici ve teşvikçi olarak katıldığını da.

Bugün bir başka şekilde Türkiye'yi hedef tahtasına koyan Almanya'nın kararının ardındaki gerçeği dillendirmek yerine, en kolayından tüm Ermenileri incitici bir dile sarılmanın düşmana bilinmez ama dosta bir faydasının olmadığını görmek gerekiyor artık.