Bu çocuk hepimizi öldürecek…
Arada bir ‘Kadı kızında da olur' deyip geçiştirmeye çalışılan gariplikleri olsa da çoğumuza çözüm sürecinin ucundan tutacak sivil siyaseti becerebileceğinin işaretlerini vermişti.
Cumhurbaşkanlığı adaylığı sırasında barış, kardeşlik, demokrasi, özgürlük üzerine sözleri kendi yıldızını parlatırken barıştan yana olan insanların da umutlarını cilalıyordu.
Halkın nicedir hasreti çektiği vaatlerle girdiği Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 9, 76 oranıyla 4 milyon'a yakın oy alması 7 Haziran seçimlerinde barajı aşabileceğini göstermişti.
CNN TÜRK'te Ahmet Hakan'a ettiği ‘PKK'ye silah bıraktıracak olan AKP değil, biziz. Eğer biz barajı aşarsak, demokratik siyaset güç kazanırsa, PKK de buna göre adımlar atacaktır' kelâmları özellikle barış demekten dili kuruyan insanları cezp etti.
Devamındaki ‘Bizden daha Türkiyeli bir parti yoktur. Bizim yönetimimiz tek bir kimlikten oluşmuyor. Başörtülü de, Alevi de, solcu sosyalist de, kadınlar da, Süryani, Arap, Türk, Kürt de kendini temsil ediyor... Hiç kimse azınlık muamelesi görmemeli' sözleri ise demokrasi derdine yananları.
‘Erdoğan gitsin de dünya yansın' nefretiyle oy verenler de olsa Demirtaş'ın Kandil'den bağımsız sivil siyaset inisiyatifi alabileceğine yorumlanan sözleri başta acıdan, ölümlerden, ağlamaktan bıkıp usanan Kürtlerin HDP'ye yönelmesini sağladı.
Sonuç, kendilerinin bile inanamayacağı kadar büyük bir başarı oldu.
Altı milyon küsur insan muhtemel ki Demirtaş'ın ettiği sözlere inanmış, HDP'nin yüzde 13,12 oy oranıyla 80 vekil çıkarmasını sağlamıştı.
Bu, Türkiye'de kendini CHP'den öte tanımlayan hiçbir sol partiye nasip olmamış sonuç, gerek HDP'ye gerekse Demirtaş'a koca bir misyon yüklüyordu aslında.
Lakin bu tarihi başarının hazımsızlığından mıdır, yoksa plan öyle kurgulandığından mıdır Demirtaş daha 7 Haziran'ın akşamı ‘Artık HDP gerçek bir Türkiye partisidir. HDP Türkiye'dir, Türkiye HDP'dir. Ne içerde ve ne de dışarıda AK Parti ile işbirliği yapmayacağız' gibi çarpık ve hayal kırıklığı yaratan laflar etti.
Gerek tarafı oldukları çözüm sürecinin bir an önce tamamlanması gerekse Anayasa ve siyasi partiler yasası gibi acil meselelerin hallolması konusunda kendilerine daha yakın bir tabana sahip AK Parti'ye karşı ettiği o sert söz sanki bugün yaşananların habercisiydi.
Sonrasını hep birlikte yaşadık, yaşıyoruz.
Memleketin gözde siyasetçisi Demirtaş, silahlı mücadeleyi sonlandırılıp, sivil siyasetin önünü açacak kararlılığı sembolize eden ‘PKK'ye silah bıraktıracak olan AKP değil, biziz' sözlerinin zerresini pratikte gösteremedi.
Sivil siyaset için adamakıllı tek bir inisiyatif alamadığı gibi PKK/KCK'nin hiç bir haklılığı ve hukuku olmayan kanlı ayaklanmasının renksiz suç ortağı ve sadece söyleneni tekrarlayan papağanı olmaktan rahatsızlık duymadı.
Basiretsiz veya danışıklı dövüş hallerinin çapsızlığından boyun eğdikleri Kandil, yaşadığımız her günü canlı bomba eylemlerinde, tuzaklarda, hendeklerde, barikatlarda ölenlerin kanlarıyla kâbusa çevirirken o ve partisi ya sustu ya saptırdı ya da arsızca destek verdi.
Ve hiç gereği ve haklılığı olmayan bir kalkışmada yüzlerce güvenlik görevlisi, binlerce Kürt genci ölürken, yüz binlerce Kürt evlerinden, barklarından olup, kadim şehirlerin tarihi ve doğal yapısı tarumar edildi.
Geldiğimiz noktada, içte ve dışta kör bir Erdoğan ve Türkiye düşmanlığının ruh hallerine kapılmışların dışında gayri kimse Demirtaş'ı ciddiye almıyor.
‘Yalancı çoban' misali düştüğü psikolojinin içinden artık ne dediği fazlaca bir anlam ifade etmiyor.
Öyle ki Türklerden çok Kürtler yaşanan onca kederli ve kasvetli zamanların en büyük sorumlularından biri olarak onu görüyor artık.
***
Peki, eşekten düşmüşe dönen Demirtaş bu kederli ve kıyımlı yıkılışından ders almış görünüyor mu?
Nerde…
Kendisine bağlanan sivil siyaset umutlarını boşa çıkardığına hiç aldırış etmeden hala 1 Haziran 2016'da ANF'ye konuşan Murat Karayılan'ın sözlerini tekrarlıyor.
İki gün önce İtalyan La Repubblica'ya verdiği bir mülakatta ‘Erdoğan Kürtleri saf dışı bırakmak istiyor. Türkiye'yi zenginleştiren etnik farklılıkları yok etmek istiyor. Sanırım bu oldukça açık. Kürt hafızasına darbe indirmek istiyor. Yani sadece PKK'yı değil, sendikaları, sivil toplumu, tüm Kürt siyasi temsilcileri. Bu durdurulmalı' demiş.
Bunun Karayılan'ın ‘Madem bugün Erdoğan öncülüğündeki AKP devleti çözümü reddediyor ve zorla Kürt halkının bütün değerlerini ortadan kaldırmak istiyor; o zaman önümüzde ikinci seçenek olarak, Devrimci Halk Savaşı'yla kendi çözümümüzü geliştirerek Bağımsız Kürdistan'ı hedeflemek kalıyor' zırvalığından farkı var mı?
Yetmemiş, PKK'nın ‘Devrimci Halk Savaşı' absürdünü gözden ırak edip, Türkiye'deki Kürt kentlerinde katliam yaşandığını, bir iç savaşa sürüklenildiğini ve bundan artık hiçbir çıkışın olmadığını jurnalliyor dünyaya.
Rahmetli anam ‘Allah adamı cudam etmesin' derdi…
Demirtaş'ın durumu maalesef tam bir cudamlık hal. Bunu da yaşanan onca acının günahından payına düşeni almak yerine kendini de bizi de sürekli öldürmeye devam etmesiyle gösteriyor.