​Bizden olmayanı sevme sanatı yahut normalleşme

-----

Cahiliye devri ahlâk(sız)lılığının en önde gelen tezahürlerinden birisi kendinden olmayana karşı kendinden olanı haksız bile olsa savunmasıydı.

<p></p> <p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt">Cahiliye devri ahlâk(sız)lılığının en önde gelen tezahürlerinden birisi kendinden olmayana karşı kendinden olanı haksız bile olsa savunmasıydı. Bu uğurda kan dökmekten bile çekinmezdi. Lakin bu toplumun içinden çıkan bir ses tevhid ile canları birleştirerek Yunus dilince “kendine ne sanusan ayruğa da onu san” diyerek bu çerçeveyi tersine çevirmiş idi. Artık bizden olmamanın kriteri çıkara değil değere yakınlık ve uzaklığa bağlı bir yapıya mensubiyetle alakalı idi. İşte Muhammedî olan bu sebeple bizden olan olmayan demeden 72 millete bir göz ile bakmayanı halka müderris olsa da hakikate asi saymıştır. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt">Toplumlar kendi medeni özleriyle mesafelendikleri zaman ne yazık ki alt intisaplarda sıkça çıkar merkezli alt aidiyetler çerçevesinde bir yapılanmanın oluşmasına yol açmaktadırlar. Bunda medenî olan bütünleşmede alt intisapların varlıklarını koruma endişesi yatmaktadır. Zira böyle durumlarda medeniyetin dış unsurlarından toplum bütünlük bilinci ve bunu sağlayan değerler sistemi yitirildiği ya da şekiller esasın yerini aldığında bir tür epikürosçu tatmin ve şehvetle bütün parçalanarak, fertler kendilerine dair olan içerisinde seçme yapmak durumunda kalarak, bunun ötesinde ötekine dair mevziler kazmaya başlayarak kaotik bir yapı oluşturur. Burada kadim olan değer artık pornografik bir imgeye dönüşerek insanî kılan olmaktan ziyade heyecanlar peşinde coşkulara kaptıran birer vasıtaya dönüşür. Her halükârda medeniyet parçaları arasında dağılan insanlar, devleti de bu manada bir üst mensubiyetin yüksek ifadesi görmekten çıkıp muhtelif bahanelerle kendi “bizden”cilikleri adına fethedilmesi gereken bir unsur olarak görmeye başlarlar. Şehir bile bu manada kamplara ayrılarak algılanır. Kültür en yüksek kültürlüsünden en sadesine kadar farklı oranlarda aynı etkiyi yapamaz olduğunda içeriden ve modern zamanlarda gördüğümüz gibi hariçten gelen etkilerle artık farklı zihniyetler çarpışmaya başlar. Bizden olmayan için artık olası tek şey aslında olmamasıdır. Bu işin bezirganları ne yazık ki iyi niyetli toplum katmanlarını bu belirsizlik, bölünmüşlük, aslında kendini arayan temiz insanları kültürden kitle kültürüne sürükleyerek madun kılarlar. Bu andan itibaren kitleyi sürüklemek kimi zaman öfke kimi zaman coşku ile manuple etmek son derece kolaydır. Mağduriyetler ve bahaneler havalarda uçmaktadır. Hele o milletin tarlaları sürülmüş ve bu amaçla her yere saçılmış tohumlar büyük bir ihlas ve içtenlikle o toplum içerisinde baş konumuna gelmişse yandı gülüm keten helva; orada medeniyet beklemek bir yana asgari insaniyet için bile şartlar soluklaşmaya başlar. Değerler yapılan tüm illegal için meşrulaştırma apartı olmanın ötesinde hayatta tek söz edemez hale gelirler. Kutsallar artık farklı amaçlar için dinî, millî ve insanî sahada o toplumun ve medeniyetin aleyhine işlemeye başlar. Modern zamanda çokça görüldüğü üzere kapitalist, emperyalist, sömürgeci bir amacın maskesi olup nihai olarak ağır tahribatın öncü birliği haline getirilirler. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt">Ötekini sevmek için insanın önce özündeki birliği bilmesi ve zatın zuhurunun insandaki müşterekliğini anlamalısı gereklidir. Edeb kaybolunca adabsızlık cihana yayılıverir. Bu bakımdan bizdencilik hastalığına yakalanmış bir toplum için öncelikli olan şey bizi oluşturmak, müşterekleri, Yusuf atam kavlince fayda, kültürümüzdeki isar, Rousseau dilince ortak irade kavramına ulaşacak bir fert, aile ve toplum kültürünün bunu enayilik olarak görmeyecek şekilde normalleşmesi gerekir. Normalleşme kavramı burada menfaatlerin örtüştürülmesi değil anlam ve inanç katan, rıza merkezli ve herkesin insanlararalığına itimat edeceği değerler üzerinde toplumun bütünleşmesi, devletin bunun bir anayasaya dönüştürmesi ve şehrin bunu yaşatan bir maddi tezahüre dönüşmesi gereklidir. Müştereklerini yitiren bir millet bu vasfında hızla kitle ve güruh olmaya doğru evrilir. Bu bakımdan bizdenciliğin panzehiri daha üst bir bizcilik olmalıdır. İnsanların bir takım siyasi, sosyal, etnik ve dinî birliktelikler içinde yolda yürümesi garip değildir lakin bunların her biri başka bir istikametin peşindeyse o toplum için mukadder olan parçalanmaktır. Bizdencilik hastalığı farklı yollardan aynı amacı, gayeyi, toplum faydasını silikleştirdiği için bir afettir. Cahiliye mantığı olan bu zihniyet ne yazık ki onu ortadan kaldıran değerler bağlamında bir toplumu bölme durumuna getirilmişse tuz kokmuş demek değil midir? Bu bakımdan müştereklerini bilen kendini bilir. Bu müşterekler ağı buna bağlı bir mensubiyet bilinci oluşturduğunda ve tüm bizdenciliklerin üst kavramı biz olduğunda tahribat ortadan kalkarak farklı renkler ve düşünce imkânlarının aynı havuza su taşıdığı bir bereket ortamı ortaya çıkabilir. İşte müşterekleri ve mensubiyeti konusunda ayanı sabitesi muallakta kalmayan bir toplum mesuliyetini de yani biz burada niye varız, niçin varız ne şu anda ne yaparak hayata kendimiz ve insanlık adına değer katarız düzeyine çıktığında makul bir medeniyet yolu da açılmış demek değil midir? <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşte bizdenci kurnaz bencilliğinden çıkmak için öncelikle insanın <i>isar yani fayda</i> ahlâkı ile terbiye olmuş bir ruhu olmalıdır. Yani kendine ne sanırsa öteki için de onu isteme ahlâkına sahip olmak. İyinin vasfı faydalı olmak; faydalı olan zevk veriyor ve karşılık beklemeden yapılıyorsa orada bizdencilik kumpası menfi manada işlevini yitirmeye başlayabilir. Zira kendini ve çıkarlarını değil umumun faydasını önceleyen tüm alt intisaplar genel için varılacak o yol için harekete geçer. Bir zamanlar farklı tasavvuf yollarının aynı menzile farklı yollardan yürümesi gibi. O menzil hak, hakikat içinde iyinin güzel doğruluğu menzili idi. Ömür o zamanlar emek ile aziz idi. Bunların retorik saplantı olmaktan çıkması toplumun samimi olarak bu iradeye sahip bireylerden oluşmasına bağlıdır. Bu bir tercihtir. Bir başka yazıda bu meyanda ele alacağımız üzere Farabî’nin cahil şehir ahalisi ahlâkına müntesip bireyler için bu söylenenler komik birer naifliktir. Burada fayda prensibinin ayaklarının yere basması için o toplumda adaletin tezahürü için <i>liyakat ve ehliyet</i> merkezli bir paylaşım kültürünün oluşması gerekir. Bu bir tercihtir; Allah katında da insanlar huzurunda da vicdan her şeyin hakemi olarak her amelin arkasındaki niyeti izlemekte ve kayıt etmektedir. Her türlü hinlik bu babda kayıt altındadır. Nihayet tüm bunların üstünde medeniyetçi bir ahlâkın oluşması tüm alt mensubiyetler için üst bir mana, hareket alanı ve hedefi oluşturabilecektir. Bizdencilik vebasının yayıldığı bir zeminde insan ve değerler araçlaşarak; insanî tüm gayeler ber-heva olacaktır. Bu bakımdan bizden olmayanı sevmek sanatı aslında kendini bil ihtarı ile yakından alakalıdır. Değer kavramlarımızın mefhumları normalleştiğinde yani olması gereken işleve ulaştıkça hayat ve ona dair tüm medeni tezahürler de bu cümleden normalleşecektir. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <i>Bu dünyâyâ gönül veren sonucu pişman olısar. Dünya benim dedikleri hep ona düşman olısar. (Yunus Emre)<o:p></o:p></i></p> <p class="MsoNormal">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kurban Bayramınız hayırların fethi şerlerin define; kurbiyete vesile olsun&hellip;<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">Hak İçin Olsun <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">Vesselam<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">&nbsp;<o:p></o:p></p>