Biz Kimiz?
-----
2022-09-26 00:00:00
<p>Bizim kim olduğumuz bilgisinin ne önemi var? diyebilirsiniz
ancak hemen belirteyim. Eğitimden sanata, edebiyata, bilim, teknoloji ve aile
hayatımıza varana dek hemen her alanda “kim olduğumuz”un büyük bir önemi var. Çünkü
eğitim felsefemiz başta olmak üzere, yöntemlerimizi, uygulamalarımızı, icatlarımızı,
edebiyat ve sanat eserlerimizi, çocuk yetiştirme biçimimizi vb. pek çok işimizi
buna göre şekillendirmek zorundayız. Yoksa bu ve benzer alanlarda ne doğru
dürüst başarılı olabilir ne de özgün eserler ortaya koyabiliriz. </p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Bu kısa
açıklamadan sonra bizim kim olduğumuza geçebiliriz. Evvela “biz Türk’üz.” Ama
Türklük öyle etten kemikten ibaret bir şey değil. Çünkü Türklerin kendilerine
mahsus özelliklerinden biri, en eski devirlerden beri genellikle kandaş
bireylerden oluşmuş veya buna inanmış bir toplum yerine silah arkadaşlığına
dayalı bir topluluk oluşturmak maksadıyla imparatorluk devletine yönelmiş; kavmiyetçi
devlete gitmemiş olmalarıdır. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Merhum Teoman
Duralı, hemen her konuşmasında Türk tarihinin bir dava tarihi olduğunu; bir soyu,
bir ırkı, bir kavmi başat kılma davasından öte, bazı inançları yerleştirme
davası olduğunu dile getirirdi. Ziya Gökalp de Türk töresini “eski Türklere
atalarından kalan bütün kaidelerin mecmuu” olarak tanımlar ve Türk kelimesinin
“töre” kelimesinden türeyerek “töreli” anlamına gelebileceğini ifade eder. Türk
mitolojisindeki Türk töresine uymadığı gerekçesi ile baba öldürme olaylarının
yer alması da bu meseleyi açığa kavuşturmaya yeterlidir sanırım. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Ünlü tarihçi Jean
– Paul Roux, Türk karakterinin baskın özelliklerinden söz edebilir miyiz? sorusuna
şöyle cevap verir: <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Sibirya'daki avcı
bir Yakut ile bozkırda hayvan yetiştiricisi bir Kazak, Sin-kianglı bir çiftçi
ile İstanbullu bir kentli arasında nasıl ortak bir bağ olabilir? Bir Hun
savaşçısı ile VIII. yüzyıldaki Moğol bir kervancı, X. yüzyıldaki mutasavvıf,
XVI. yüzyılda Avrupa'da savaşan bir Osmanlı paşası, XVIII. yüzyıldaki Berberi
bir korsan, çağdaş Altaylardaki bir Şaman, komünist şair Nazım Hikmet ya da Yol
filminin yönetmeni arasında bir soy ilişkisi olduğu nasıl düşünülebilir?
Kuşkusuz Avrasya'nın bir ucundan diğerine sürüklenen iki bin yıllık bir
macerada yaşam koşulları aynı olmamıştır. Siyasal, ekonomik, kültürel
koşullarda köklü değişiklikler olmuştur. Ama bazı gelenekler varlığını
sürdürmüştür. Örneğin Afganistan'daki Türk köylülerinde, Anadolu'daki göçebe ve
yerleşiklerde, çağımızın birinci bin yılının son yüzyıllarında, Güney
Sibirya'da yazılmış metinlerin açığa kavuşturduğu ayinlere şahit oldum. Öte
yandan ortaçağın başlangıç dönemindeki Uygur toplumlarına, Hazar Denizi
kıyısındaki Hazar Krallığına, Altınordu Hanlığına ve Osmanlı İmparatorluğuna
özgünlüğünü veren bazı tutum ve davranışlar da aynı kalmıştır. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Tarihçi Roux’un
milletimizin ortak özellikleriyle ilgili tespitlerine geçmeden önce Türk
seciyesinin köklerine ilişkin üç hususa kısaca değinelim. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Türk seciyesine
temeli olan sosyal hayatın oluşmasında en mühim etkenin bozkır (step) olduğu
konusunda araştırmacılar büyük ölçüde hemfikirdir. Teoman Duralı’nın
“medeniyetlerin kesiştiği coğrafya” olarak nitelendirdiği Orta Asya, oldukça
geniş bozkırlar dışında dağlar, ormanlar ve çayırlarıyla meşhurdur. Ottan başka
bir bitkinin yetişmediği bu coğrafyada İbrahim Kafesoğlu’nun tabiriyle “bozkır
kültürü” neşet etmiş ve ataların sözüyle “At, avrat ve pusat.” üçgeninde bir
hayat yaşanmıştır. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Tarihte ilk
olarak MÖ ikinci binden itibaren binek hayvanı olarak atın bu bölgede
kullanıldığı kaydı düşülmüştür. Kadim Türkler atları sayesinde yayılmış, Çinliler
“Türk’ten kurtulabilmek için atını vurmalıdır.” tabirini kullanmıştır. Böylece
dünyanın en gürbüz, en mert, en kahraman savaşçıları, en dilber ve en çevik
atları, en güzel develeri, en sütlü sürüleri bu yaylada yetişmiş, insanlık
tarihinde büyük inkılaplar meydana getiren dâhiler buralardan çıkmıştır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Bozkır, atın
dışında hayvancılığa da müsait bir ortamdır. Bu yolla insanlar et, süt,
yağ, deri, kıl, yün vs. gibi yiyecek ve malzemeleri temin ederek gıda, elbise,
mesken (çadır) ve hatta hayvanların iç yağından aydınlanma gibi ihtiyaçlarını
karşılamıştır. Bu durum onların savaş yönünden gelişmesine zemin hazırlamıştır.
Nitekim kadim Türklerin ok, yay, kargı, kılıç gibi aletlerin yapımında
gösterdikleri maharetle birlikte demir madenlerini işletmede gösterdikleri
hüner buna işaret etmektedir. Meşhur atasözündeki <b><i>pusat</i></b> meselesi buraya
bağlanabilir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Muhteşem üçlünün
son ayağına gelince, bozkır çobanlığı gerektirdiği gibi, çobanlık da ataerkil
aile yapısını gerektirir. Bu tarz ailelerde evli-bekâr bütün kardeş ve
oğullarını yanında barındırmak mecburidir. Çünkü her aile muhtaç olduğu eşyayı
kendisi tedarik etmek zorunda olduğundan aile fertlerinin çokluğu toplumun
menfaatinedir. Bundan başka ataerkil aile ne kadar kalabalık olursa nüfuzu da o
nispette artar. Toplumun saldırılardan korunması da o oranda kolaylaşır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Ataerkil
ailelerin hâkim olduğu bozkır kültüründe her fert toplum için çalışır. Ferdin,
yalnız kendi ihtiyacı için değil, belki toplumun bütün fertleri için de
çalışması, şahsi menfaat hissini ortaya çıkaran hırs ve hile gibi toplumun
ahengini sarsacak ahlaksızlıkların ortaya çıkmasına mani olmuştur. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Göl kenarlarında,
ırmak ve nehir boylarında yani tarım yapılabilecek yerlerde yaşayan Türkler ise
toprağı işlemiş, hayvancılığın yanına tarımı da katarak çiftçilik
yapmışlardır. Bu hayat tarzı bozkır
kültürünün getirdiği çevikliği, ataklığı, sağlamlığı, dayanışmayı, doğruluğu, merhameti, cömertliği,
diğerkâmlığı, düzeni ve itaati sevme gibi yüksek karakter özelliklerini
geliştirmiştir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">İster bozkır
hayatı ister çiftçilik olsun her iki şekil de milli Türk seciyesinin adeta
mihenk taşı olan “istiklal için her türlü fedakârlığa hazır” bir toplum meydana
getirmiştir. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Bozkır hayatının
daimi bir düzen ve disiplini gerektirmesi, Türk karakterinin en mühim
özelliklerinden biri olan “töreye sadakat” şuurunu besleyen disiplin duygusunun
bir gereği olarak görülmüştür. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Şimdi tarihçi Roux’un
bizim kim olduğumuza ilişkin tespitlerine dönebiliriz:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:6.0pt;text-align:justify">Maddi ve manevi
sağlamlık, yüksek onur, verilen söze sadık kalmak, ihanet edenlere karşı
acımasızlık, ırkçılıktan uzak oluş, vurgulu bir askeri anlayış ve buna uygun
erdemler, gözü peklik, savaşanlar arası dayanışma, üste kesin itaat, kendisinin
ve başkalarının yaşamını hiçe saymak, idarecilik ve muhasebe anlayışı,
arşivleme becerisi, toplumsal sınıfların çok güçlü bir biçimde yapılandırılmış
olmasıyla birlikte aralarında geçiş yapma kolaylığı, bilim ve sanat sevgisi,
büyük mimarlık başarıları, hoşgörü, tasavvuf merakı ve bir tür alaycı
kuşkuculuk. <o:p></o:p></p>