BİR GÜZEL İNSAN: AHMET MİTHAT COŞAN
(Rahmetli) Mithat Ağabey, rahmetli Necati Coşan Amcanın oğullarından biri, Rahmetli M. Esad Coşan Hocaefendinin de ağabeyi idi. Küçük yaşta bir hastalık geçirdiğinden hiç evlenmemiş, genç yaşta ticarete atılmış, bir hayli gelir ve varlık edinmişti. Onu ilk defa, 1985 yılında ben fakültede öğrenci iken, İskenderpaşa Camii'nde bir mevlid sırasında ilahi okurken görmüştüm.
Karşılaştığı bütün insanlara dostça sarılır ve mutlaka “Ağabey” diye hitap ederdi.Mithat Ağabey'in en önemli keyfi, dost ve ihvanıyla, üniversite öğrencileriyle bir araya gelip çaylı,kahvaltılı, sohbetli, ilahili toplantılar düzenlemek yahut bu toplantılara katılmaktı.
Mithat ağabey bu toplantılarda bazen fıkra anlatarak katılanları da güldürürdü.1986 yılında İskenderpaşa Camii meşrutasında bir kahvaltıyı yine Mithat Ağabey ile birlikte yapmış, ilahiler söylemiş, fıkra dinlemiştik.
Ben de Sultanahmet'te kaldığımız öğrenci evine gitmek üzere yola çıkmıştım ki, Mithat Ağabey beni gördü ve arabasına davet etti. Ben de teşekkür ederek bindim. “Abi, dışarıdan baktığında beni nasıl değerlendiriyorsun?” dedi.
Bu soruya verilecek cevap çoktu. Hocaefendinin ağabeyi olan bir şahıstı. Ben zor olan cevabı tercih ettim.Dergahta aldığımız terbiyede hakikati söylemek esastı. “Ağabey toplantılarda bazen fıkra anlatıyorsunuz. Ben içimden ‘keşke Mithat Ağabey bu fıkraları anlatmasa' diye geçiriyorum. Hem sizin için hem de Hocaefendinin ağabeyi olmanız münasebetiyle.”dedim.
Mithat Ağabey bu cevabım karşısında çok şaşırdı ve etkilendi. Arabayı hafifçe yavaşlatarak geri döndü. Gözlerimin içine bakarak “Allah senden razı olsun” dedi.
O günden sonra Mithat Ağabey ile bir baba oğul sevgisi ve saygısı, çok önemli bir dostluk bağı oluştu aramızda.
* * * * *
Mithat Ağabey bizim öğrenciliğimiz sırasında babası Necati Amca ile birlikte Fatih'teki Yeşil Tekke Apartmanında otururdu. Bu ev hastaların, garibanların, duaya muhtaç olan şahısların uğrak yeriydi. Necati Amca usanmadan yorulmadan gelenlere dua eder, şifa için tesbihat ve zikir dersi tavsiye ederdi.
Mithat Ağabey bir gün şöyle anlatmıştı.Köyleri olan Çanakkale'nin Ayvacık İlçesinin Ahmetçe Köyünden gelirken Necati Amca “Her zamanki yol yerine başka yoldan gidelim” demiş. Sonradan o yolda 70 aracın birbirine girdiği bir kazanın olduğu haberini almışlar.Necati Amca'nın gündelik hayat içinde böyle esrarengiz halleri ve müdahaleleri çoktu.
Biz de askerlik sonrası Küçük Çamlıca'ya taşındıktan sonra Mithat Ağabeyle daha sık görüşmeye başladık. Birlikte olduğumuz birçok toplantıda Mithat Ağabey beni ‘Dünyada en çok sevdiğim adamlardan biri Hüseyin'dir. Çünkü bana hatamı söyledi” diye iltifat ederdi. Nice zavallı adamın en küçük kusuru bile söylendiğinde 40 yıl kin beslediği bir toplumda, Mithat Ağabey'in kendisine bir uyarı yapan 20 yaşında bir genci aradan geçen yıllara rağmen unutmaması ve bunu topluluk içinde söyleyerek anması bir büyük dervişin ruh yüceliğinden başka bir şey değildi.Zaman zaman hislenir, (Abdülaziz Bekkine,Mehmed Zahid Kotku ve M.Esad Coşan Hocaefendi'yi kastederek) “Ağabey, bana üç adet şeyh efendimizden feyz almak nasip oldu” derdi.
Bir defasında Yahya Bey'e söylerken duymuştum. “Tam 30 yıldır teheccüd namazı kılıyorum” demişti. Hali böyleyken; en çok söylediği sözlerden biri de ‘Allah akıbetimizi hayreylesin' duasıydı.
* * * * *
Mithat Ağabey son derece cömert bir insandı.Vakıf şirketlerinde çalışan ancak ihtiyacı olanları takip eder onlara ya cebinden ya da başka bir kaynaktan yardım ederdi.
Birçok hayır işini birlikte organize etmemiz için bana önceden haber verirdi. Bazen yardım kolisi, bazen kurban etini onun aracıyla birlikte bir fakirin adresine birlikte götürürdük.
Bir gün Meclis üyeliğine seçildiğimi söyleyince çok sevinmiş “Benim şimdi sevincimden oynayacağım geldi” demişti.
Hayır işlerinin meftunuydu.Hayır işleri ve ihvan ziyareti sözünü duyunca adeta kendinden geçerdi.Bir gün yakınımızdaki Namazgah Camisi yanmış ve kullanılamaz hale gelmişti. Mithat Ağabeyin başkanlığında bir ekip oluşturarak camiyi yeniden yaptırmak için camiye gittik. Caminin yıkıntıları arasında hasır üzerinde namaz kılınıyordu. Caminin inşaatının Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından üstlenildiğini duyunca vazgeçtik. Mithat Ağabey'e sonradan Necati Amca adına Ravza Sitesine bir cami yaptırmak nasip oldu.
* * * * *
1998 yılında Mithat Ağabey bir akşam bizim eve gelerek ‘Hüseyin bir sohbet ekibi kuralım. Ayda bir akşam oturup sohbet edip, ilahi söyleyelim' dedi. Ben Mithat Ağabeyin bilgisi dahilinde 15 kişilik bir dost grubu oluşturdum.Ayda bir gündemi değerlendiriyor, Mithat Ağabey'den özgün yorumlar dinliyorduk.Yaklaşık 15 yıl boyunca bu vesile ile Mithat Ağabey ile birlikte olmak nasip oldu. Mithat Ağabey'in aylık sohbet toplantıları yaptığı başka dost meclisleri olduğunu da sonradan duymuştum.
Mithat Ağabeyin defterler dolusu ilahisi olmasına ve ilahi repertuarı çok zengin olmasına rağmen özellikle şu üç ilahiyi çok severdi.Sohbetlerde ilahi faslına Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri'nin “Tevhide Gel Tevhide” ilahisi ile başlar, “Gül Yüzünü Rüyamızda Görelim Ya Resulallah!” ilahisi ile devam eder, “Ey Gönül Bakma Cihane, Gün Gelir Seyran Gider” ilahisi ile de sonlandırırdı.
Seçtiği ve sevdiği bu ilahiler Mithat Ağabey'in hayat öncelikleriyle de çok benzeşiyordu.(İlahi sözleri için dipnotlara bakınız)
* * * * *
Mithat Ağabey, akrabalarına gizli gizli mali yardımlar yapar, borçlu düşmüşlerin kredi kartı borçlarını dahi öderdi. Bir akrabasının borcu için arabasını dahi satmıştı. Bir akrabasını bir işyerinde çalıştırıyor, onun maaşını gizlice O veriyordu.
* * * * *
2000'li yıllarda haftada bir gün bazen iki gün Bağlarbaşı'ndaki büromuza gelir, bir iki saat oturur yaşadığı tecrübeleri ve büyük zatların hallerini anlatırdı.
Bir keresinde “Allah ateşin tuğlayı pişirdiği gibi bizim ailemizi acılarla pişirdi” demişti. Belirli aralıklarla gençliğinde çektiği sıkıntılardan bahsederdi.
Mithat Ağabey bir keresinde “Rahmetli anneciğim köydeyken ‘Ya Rabbi ne olur evimde sicim (ip) kadar akan da olsa bir suyum olsun diye dua ederdi' diye anlatmıştı.
Mithat Ağabey, Esad Coşan Hocaefendinin çocukluğunu da şöyle anlatırdı. “Biz Arnavutköy'de otururken Esad o sırada mahalledeki ilkokulda okudu. Okulun kapanış zili bitinceye kadar eve varırdı.Çok hareketli, kabına sığmaz bir çocuktu.”
Yine Mithat Ağabeyin naklettiğine göre Hocaefendiye çocukken mahalle arkadaşları ‘Kara Esad'derlermiş. Hocaefendi de onlara ‘Hem karayım, hem parayım (kıymetliyim)' dermiş.
* * * * *
Son derece disiplinli ve paylaşmayı çok seven bir insandı. ‘Çala çala bir havaya gelecek' diyerek hoşuna gitmeyen çalışma tarzlarına eleştiri getirirdi. Bir güzel kitap ismi duydu mu onu mutlaka kendi parasıyla çok sayıda aldırır ve dağıttırırdı.
Mithat Ağabey randevularına ve vakte uymaya çok düşkündü. Evinden alınacağı zaman evde değil, evin dışında kapının önünde hazır bulunurdu.Derin devlet odaklarının bazı hocalara suikast tertip ettiği o meşum günlerden birinde Onu Çamlıca'daki evinden almaya gittiğimde Onu yine yol kenarına çıkmış bekliyor buldum.Ortalık yalnız beklemeye pek müsait değildi.Lisanı münasip ile endişemi söyledim. “Ağabey buraya çıkıp tek başınıza beklemeyin” dedim. Hüzünlü bir şekilde gözlerime bakarak “Beni almaya gelen kardeşimi bekletirim diye korkuyorum” dedi.Mithat Ağabey bu sözü söylediğinde 75 yaşlarındaydı.
Mithat Ağabeyi Medipol Hastanesi'nde ziyarete gittiğimizde her defasında tane tane konuşarak şu nasihatte bulunurdu: “Aman abiler birbirimizi Allah için candan sevelim. İslam'a sımsıkı sarılalım.”
Bir güzel insan neslinin son ve güzide örneklerinden biri olan Mithat Ağabey,Medipol Hastanesinde yaklaşık bir buçuk yıl süren bir hastalık döneminden sonra, binlerce insanda tatlı hatıralar bırakmış olarak 16 Eylül 2015 günü aramızdan ayrıldı.
Mekanı Cennet Olsun İnşaallah….
* * * * *
Tevhide Gel
Buyruğun tut Rahmân'ın, tevhide gel, tevhide!
Tâzelensin imanın, tevhide gel tevhide!
Müşkilde kalan kişi, güç etme âsan işi,
Bırak gayrı teşvişi, tevhide gel tevhide!
Sen seni ne sanırsın, fâniye aldanırsın,
Hoş bir gün uyanırsın, tevhide gel tevhide!
Yaban yerlere bakma, canın odlara yakma,
Her gördüğüne akma, tevhide gel tevhide!
Hüdâi'yi gûş eyle, aşka gelip cûş eyle,
Bu kevserden nûş eyle, tevhide gel tevhide!
Gül Yüzünü Rüyamızda Görelim Ya Resulallah!
Gül yüzünü rüyâmızda
Görelim yâ Resûlallâh
Gül bahçene dünyâmızda
Girelim yâ Resûlallâh
Aşkınla yaşarır gözler
Hasretinle yanar özler
Mübârek râvzana yüzler
Sürelim yâ Resûlallâh
Sensin gönüller sultânı
Getirdin yüce Kur'ân-ı
Uğruna tendeki cânı
Verelim yâ Resûlallâh
Ey Gönül Bakma Cihana Gün Gelir Seyran Gider
Ey gönül bakma cihâna gün gelir seyran gider
Durma ağla gözlerim gel bu kafesden cân gider
Sağlığı sen bil ganimet gönlünü ezkâre ver
Çağnlır kabre girersin sonra bu meydân gider
Sıdk ile Allâh'a kul ol mâl-ü dünyâ fitnedir
Bir kefen giyip gidersin servet-ü sâmân gider
Uyma gel ehl-i zamana çokça sohbet eyleme
Çünkü onlar ehl-i Hakk'a her cihetle yan gider
Cümle halk ehl-i seferdir devr- Âdemden beri
Pençe-i mevte takılmış günde bin kervan gider
Hazır ol mevte Kelâmi gafil olma bir nefes
Dost gider, düşman gider, ağyar gider, ihvan gider.