Bir güzel adam
Hayatta bazı insanlar vardır sessiz yaşar ama güzel yaşar ve ölürler. Hayatlarının özet kelimesi adanmadır. Gerçekten böyle bir insanla karşılaşmaksa muhatapları için ilahi bir hediye gibidir. Onların hayatlarına bir yerinden muhatap olabilmek insana derinlik, şahsiyet ve insaniyet katar. Sürünün içinde yok olup gitmemek için böyle değerlere bir yerinden dokunmuş olmak bile ne büyük bir huzur, sevinç ve minnet vesilesidir.
Bu siyakta ölüm yıldönümünde belki ülkesinde ve dünyada adı büyük harflerle hiçbir zaman yazılmayacak olan bir güzel insanı hatırlamak ve ilgilisine anlat isterim. 90'lı yıllarda Mısır'da bulunmuş Türk öğrenciler başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinden bu ülkeye gelmiş olan öğrenciler için Muhammed Fevzi Mahmud ismi burun kemiklerini sızlatarak, gülümseterek, bir hüzünlü iç çekişle, gıptayla, minnettarlıkla hatırlayacakları bir addır. O dönem Mısır'da bulunan Emine Şenlikoğlu Hanım gibi isimler için Fevzi hocamın adı çok müşfik bir yakınlıkla hatırlanacaktır.
Muhammed Fevzi Mahmud asıl işi avukatlık olan, İhvan arasında bulunup bu uğurda umur görmüş, Fransızca, İngilizce bilen bir Mısırlı entelektüeldir. Onun en önemli vasfı kendi evinde sabah 7'den akşam 11'e kadar İslam dünyasının dört bir yanından gelen öğrencilere para almadan, hiçbir karşılık beklemeden ders okutmasıydı. Asla siyaset konuşmaz, ders saatini boşa geçirtmezdi. Müslüman olmak koşuluyla Arapça dersi dışında her tür alandan öğrenci ile her tür kitabı oturup sabırla kelime kelime okurdu. Tek şartı dakik olunması idi.
Eğer derse size verdiği saatte gitmediyseniz yandınız demekti. Fırçayı yer gerisin geri derse giremeden evinizin yolunu tutardınız. Onun hayatı benim tanıdığım şekliyle böyle bir hayata adanmıştı. Hayalinde bir gelecek vardı hocamın güzel bir dünya ve Müslümanların bunun içindeki onurlu yerini düşlerdi o. Gösterişsiz ve sessiz yaşardı. Evine Prof. Dr. Ramazan Biçer ile (o zaman asistan idi) ilk gittiğimde adeta büyülenmiştim.
Ev tamamen ilim okumak ve okutma düşüncesiyle döşenmişti. Büyülenmiştim! Ortada oturarak ders okunan uzun bir masa, her yerde kitaplar ve içeride hocanın uyuduğu bir oda da yaşayan bir piri fani ile karşılaşmıştım. 23'lerimdeki o gencecik yaşımda ruhum ve şahsiyetime insanların hayırlısı insanlara faydalı olandır dersini vermişti bir anda.
Hoca evine gelen öğrencilere eliyle çay demler, yiyecek bir şeyler dahi çıkarırdı. Hoca evlenmemişti. Birçok denemeleri olmasına rağmen hiçbir hanımın kitapları ve dersleri ile onu paylaşmak istememesi nedeniyle evlenmemiş, belki de kendini, hayatını ve evliliğin getireceklerini kendini vakfettiği iş uğruna feda etmişti.
Ben o zaman Milli Eğitim Bursuyla bulunduğum Mısır'da bir yandan Arapça öğrenmeye çalışırken diğer yandan hocamla kitap okuyarak hem Orta Çağ tarihçisi olma yolunda ilk adımlarımı atıyor, hem de bu vakıf insanın hayatından tefeyyüz ediyordum. Hayatımın şimdiye kadar ve sonrasında hatırlayacağım en güzel anları hocanın evinde yaşadıklarımızdır.
Haftada bir gün iki saat başlayan tanışıklığımız sonra hayatımda diğer bir ders olan 60'lı yaşlarında bir insanla ruh birliğimizle birlikte dost oluşumuzla devam etti. Yaşın, dil farkının, millet ayrımının ötesinde Mevlana'nın aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu paylaşanlar anlaşırlar sözü adeta hocamla aramızda gerçekleşmiştir.
Mısır'dan döndükten sonrada telefonla görüşmelerimiz sürdü gitti. Ona hala açıp Arapça bir ibareyi sorabiliyordum. Hocam Türkiye'ye gelince, Gazi Üniversitesindeki odamda beni ziyaret etmesiyle ayrı bir mutluluk yaşamıştım. Bu onu hayatta son görüşüm olacaktı. Kırıkkale'ye bir iş için gelen hocam yanındaki tercümanın söylediği kadarıyla özellikle benim için Ankara'ya gelmişti. Ne saadet, ne devletti benim için. Daha sonra vefatına kadar telefon görüşmeleri ile her bayram uzaktan da olsa sevgili Mısır'da onun ellerini öpüyordum.
Bir gün Mısır'da birlikte kaldığımız o dönem orada öğrenci olan Mustafa Güzel beni aradı ve hocanın Hakka yürüdüğünü bildirdi. Şeker hastasıydı ve komadan çıkamamıştı. Atlatılması zor bir acıydı benim için, hala da hatırlayınca o güzel insanı burun kemiğim sızlar, yüreğim titrer. Eminim onu tanıyan dünyanın dört bir yanında herkes için de böyle olmuştur. Mezarı nerede bilmiyorum ancak Mısır'a bir ziyaretimiz esnasında ruhuna Fatihalar okuduk ki bir dost akabinde hocayı rüyada gördüğünü ve hocanın gülümsediğini bildirince çok sevinmiştim.
Hocaya dair yazılacak söz bitmez ama gözyaşlarının eşlik ettiği bu yazıyı onun aziz hatırasını bir fatiha miktarınca da olsa hatırlamak, hatırlatmak ve kültür coğrafyamızın binlerce adsız kahramanından birini paylaşmak için yazdım. Böyle adanmış güzel insanları vahadaki su gibi ruhlarımız öyle muhtaç ki. Sizden hiçbir şey beklemeden gurbette size vatan olacak kadar geniş yürekli güzel insanlar olduğunu bilmek bile, bunun hayali dahi Arap Baharının külleri arasında hüzünle baktığımız coğrafyamız adına ümitli olmak için kâfidir.
Hocam ruhun şad olsun…